Kekik kokan dağlarını
Mor sünbüllü bağlarını
Mis kokulu havasını
Ben köyümü özledim
Avlandığım dağları
Yaylada geçen ayları
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




KAĞIZMAN
Özlemini çektiğim,hasretinle yandığım
Dağlarından hiç eksilmez kar,duman,boranın
Yaz,bahar olanca açar senin güzel güllerin
Zümrüt yeşili dallarda öter bülbüllerin.
Yüreklere yazılı unutulmaz adın var
Buram buram güllerin,yoncaların,kekiğin
Boyu servi allı pullu her biri bir ceylan
Gelin,kızların çok güzeller yeşil Kağızman
Bağın-bahçen var senin,narın var al kirazın
Bal şerbeti sarı kaysıların,çökeleğin
Yaylanda kara çadırlar,konlar kurulur
Kürt kadınları yayık yayar,aş kaynatırlar.
Fistanlı,karakaş zeytin gözlü Kürt kızları
Güle,oynaya pınarlarda esbap yunarlar
Bazen berîvan olup koyun,keçi sağarlar
Ayrılık çok zor seni özlediğim Kağızman.
Ben unutmam seni asla ölüme kadar
Başı yeşil allı,telli de turnalarını
Yüreğim de ateşin var senin alev,alaz
İstanbul da senin için yine yanan benim.
Şu başımda bir dumandır sorma yanıyorum
Aras’ını sal üzerime söndür beni
Gurbet derdi çok yamandır ölümden de beter
Sanki iyileşmeyen bir kanserli yara gibi.
Bedenim yalım yalım sensizliğe yanıyor
Şu garip gönlüm yine özleminle kanıyor
Ben Şaban’lı Çobanoğlu gurbet diyarında
Çöllere düşen mecnuna döndüm Kağızman.
16.08.2010
Yıldırım
Mehmet Çobanoğlu
Özlenmez mi? Yaşayan, bien bilir.
Giderseniz benden de selam götürün lütfen.
Tebrikler. 3'ncü tam puan ve saygılarımla
'Özledim köyümü gidemiyorum
hasret benim yüreğimi bağladı
kim öldükim kaldı bilemiyorum
Hasret benim yüreğimi bağladı
Açılmıştır laleleri güller
Papatya karanfil menekşeleri
tarlamızda açardı kır çiçekleri
Sizi ben olmadan kimler kokladı'
Köyümü Özledim
Kekik kokan dağlarını
Mor sünbüllü bağlarını
Mis kokulu havasını
Ben köyümü özledim
Avlandığım dağları
Yaylada geçen ayları
Gözedeki suları
Ben köyümü özledim
Toprağını taşını
Tandır da ki lavaşı
Soba da pişen aşı
Ben köyümü özledim
Dereden akan suyu
Pestilini dutunu
Reyhanını otunu
Ben köyümü özledim
Yaşlısını gencini
Nasır tutan elleri
Köyüm de ki kahveyi
Ben köyümü özledim
Zernişan Aydoğan
Böylesine duygu yüklü bir şiiri yazan şaire hanımefendiyi tebrik etmek bendeniz için onurdur diye düşünüyorum.Çok güzel kaleme almışsınız.
Başarılar adınızla anılsın.Saygılar...
Sevgili kardeşim,
Şiirlerinin hepsi bir birinden güzel.Buram buram memleket kokuyor.Yüreğine sağlık.
Celal Odabaş
hasretiniz bir gün biter umarım
tüm hasret çekenler özlemlerine kavuşur umarım
sevgiyle
Değerli, Şiir dostu,
Birden kendimi kendi köyümde hissettirdiniz. Ben de okadar özledim ki o pestil ile dutu. Hele ki pestil yapmak hazırlanmış o dut haşılını. Bizim köyün pestilini bulunca bana da gönderin, olmazmı? Yüreğinize sağlık. Şöyle bir köyde dolaşıp döndüm.
Saygılar,
Temel Duran
Köyümü Özledim
Kekik kokan dağlarını
Mor sünbüllü bağlarını
Mis kokulu havasını
Ben köyümü özledim
Avlandığım dağları
Yaylada geçen ayları
Gözedeki suları
Ben köyümü özledim
Toprağını taşını
Tandır da ki lavaşı
Soba da pişen aşı
Ben köyümü özledim
Dereden akan suyu
Pestilini dutunu
Reyhanını otunu
Ben köyümü özledim
Yaşlısını gencini
Nasır tutan elleri
Köyüm de ki kahveyi
Ben köyümü özledim
Zernişan Aydoğan
Giderken bana da haber ver. Tebrikler. Sevgilerimle
Bu şiir ile ilgili 8 tane yorum bulunmakta