korkaklar, korktuklarını öylesine deşifre ederler ki, korkmadıklarını göstermelik olarak gösterme uğruna akla hayale gelmeyecek madrabazlıklar yaparlar.
bunun tipik örneği orta çağda yapılan şatolar dır. bu şatoları yapanlar can korkusundan kendilerini daha emniyette hissetme adına bu tür yapılar yapılırken bu yapılan yapının maliyeti hiç bir önem arz etmez. çünkü bu yapıyı yaptıran azgın kendinden başka hiç bir şeyi düşünmez. şimdi bu zaviyeden bakınca o devrin koşullarını koşullarını göz ardı ettiğimiz söylenilebilir. ancak o devrin dünyası tamamen talan ve alttaki tabakayı ezme uğruna kurulu olduğundan, bu şatolarda oturanların korkaklıklarını söylemekte her hangi bir sakınca görmüyorum.
burada korkaklığın tarifini yapmadan geçmemiz mümkün değildir. korkaklık, kendi emek ve iş gücüne güvenmeden yaşamını yaşam ilkesi olarak belirleyen alçaklıktır diye biliriz.
bu gün de, bazı erkler kalacak yer bulamadıklarından dağ yamaçlarını acımasızca yarıp kendilerine korunaklı sığınaklar yapmaktalar.
ne var ki, geçmişte şatolarda yaşayan derebeylerini nasıl ki şatoları da koruyamadı ise bu gün inşa edilen güya korunaklı korunaklarda bu düzen temsilcilerini koruyamıyacaktır.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta