Siyah bir perde inmiş, gökyüzü dilsiz mezar,
Sizin mahzun yüzünüz, içimde fırtına var.
Gözlerim utanç duyar, bakarken bu dünyaya,
Ruhum sizinle ağlar, dalarım bu rüyaya.
Bir renk nedir bilmeden, yürürsünüz bu yolda,
Binlerce korku gizli, sağda ve dahi solda.
Güneşin sıcaklığı, teninizde bir sızı,
Gönül gözüyle gördüm, o sönmeyen yıldızı.
Dokunmak tek köprünüz, eşyaya ve insana,
Her adım bir muamma, ağır geliyor cana.
Benim ışığım varken, sizin geceniz bitmez,
İçimdeki bu yangın, tarif etsem de gitmez.
Sesler birer harita, her tıkırtı bir yönmüş,
Sanki dünya o anda, sizin için hep sönmüş.
Merakım bir pranga, soramam ki "nasıl bu?",
Duyduğum bu ızdırap, sanki bir ölüm uykusu.
Kapatırım gözümü, bir dakika geçemez,
Karanlık bir kuyudur, kimse bunu seçemez.
Siz onca yıl bu dertle, nasıl dimdik durdunuz?
Görünmez kalplerde siz, hangi şehri kurdunuz?
Elinizdeki baston, bir asadır Musa’dan,
Yararsınız geceyi, kurtarıp her tasadan.
Ama benim bu kalbim, çözüm arar derdinize,
Birer kurban olayım, o nurlu kalbinize.
Gökkuşağı nasıldır, anlatmaya dil yetmez,
Bu mahcubiyet bende, ömür boyu hiç bitmez.
Siz görmeden sevdiniz, en saf olan duyguyu,
Ben gördüm de bulmadım, kalpteki o uyuşuyu.
Dualarım sizindir, her gece ve her seher,
Bu dünyadaki çileniz, sonsuz cennete değer.
Sizin yerinize ben, kör olsam da razıyım,
Bu hicran defterinde, en dertli bir yazıyım.
Şairliğim bir hiçtir, sizin sabrınız yanında,
Bin tane güneş doğsa, sönük kalır anında.
Empati denen bu yük, omuzlarımda dağdır,
Sizin o temiz kalbiniz, en güvenli durağımdır.
Işık sönse ne çıkar, kalp gözü mühürsüzse,
İnsan neyi fark eder, ruhu eğer gürsüzse,
Ben sizinle ağlayıp, sizinle güleceğim,
Bu dilsiz boşluğunuzu, aşkla süsleyeceğim,
Işığımı söndürüp, size el vereceğim.
Kayıt Tarihi : 6.2.2026 02:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiir, sadece gözleri mühürlenmiş insanların sessiz çığlığını anlatmak için değil; gören bir gözün, görmeyen bir kalbe duyduğu mahcubiyetten doğdu. Bir akşam vakti, kalabalık bir caddede karşı kaldırıma geçmeye çalışan bir adamın bastonundan çıkan o ritmik tıkırtı, ruhumda hiç dinmeyecek bir yankı başlattı. Ben batmakta olan güneşin kızıllığına bakıp mest olurken; onun, o muazzam renk cümbüşünün ortasında zifiri bir yalnızlığa mahkûm oluşu içimde tarif edilemez bir sızı uyandırdı. Eve döndüğümde odanın tüm ışıklarını söndürdüm. Dakikalarca o karanlığın içinde bekledim. Bir adım atmaya korktuğum, eşyaların birer canavara dönüştüğü o birkaç dakikada, onların ömür boyu süren sabrını ve metanetini iliklerimde hissettim. Kendi gözlerimin ışığından utandım. Onların dünyasında "mavi" sadece bir esinti, "sarı" ise sadece teni ısıtan bir sıcaklıktı. İşte bu şiir, o karanlık denizde bir kandil yakma arzusunun, fakat o kandilin bile bu büyük dram karşısında "kör" kalışının hikayesidir. Şairin merakı, sadece fiziksel bir engel değil; ruhun, o sessiz ve karanlık dehlizde nasıl bir asaletle direndiğini anlama çabasıdır.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!