Hayat birbirini takip eden süreçlerden oluşur usul usul. Bazen belirgin olmaz geçişler. Sakin bir şekilde yürürken karşımıza tek tek çıkan engelleri göğüslemek daha kolaydır. Kendimiz bile anlamadan yaşar geçeriz çoğu kez, günün getirdiği konu diye düşünüp. Bir de, belirgin kopma süreçleri vardır yaşamda. Bir annenin şefkâtle yavrusuna sunduğu memesini gün gelip bebeğinden ayırmaya karar verişi peşi sıra yaşananlarda olduğu gibi. Meme başına biber sürülür. Saç telleri dolanır iğrenç görünsün diye. “Öcü” denir, karalanır, saklanır meme. Bebek anlamaz olan biteni. Düne kadar ağzını şapırtada şapırtada keyifle emdiği yumuşak doku, birden ötelemesi gereken bir şey olup çıkmıştır. Onu hâlâ istiyor oluşu ise, suç kapsamına girivermiştir birden.
Oysa en çok kendisi için gereklidir, bu ayrılık. Bedeni bir dünya dolusu yemişe “merhaba” diyebilsin, damağı farklı lezzetlerle tanışabilsin diyedir. Öte yandan anne de kıvranır için için. Sanki aradaki organik bağ kopuyor gibidir. O güne dek bedeniyle şekil verdiği yavrusu, onsuz beslenecektir artık. Bir yandan biberleri sürer memesine, bir yandan da mutluluk duyar gizli gizli bu ardı arkası kesilmeyen talepten.
Gün gelir, kopar bebek memeden. Aramaz olur annesinin süt deposunu… Ancak hâlâ sever onu. Hâlâ ihtiyaç duyar bebek anneye, anne bebeğe. Kına gecelerinde boşa ağlanılır yani, dolu dizgin. Boş yere üzülünür diploma törenlerinde. Ama o anda zordur işte, salıvermekle bırakmamak isteğinin arasındaki yaman çelişki. Özgürce uçmak isterken kuş, havadan yuvaya bakışın yürekteki izi…
Zordur kopma noktaları; geçmiş gelecek düşünmeden, o anda yaşanırken…
çatı katındaki odanın
kuytu bir köşesinde
kumaşındaki eski yağmurların
hüzünlü kokusuyla