Kod Adı Karabasan Şiiri - Aydan Alim

Aydan Alim
24

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Kod Adı Karabasan

'Kıran ket desta Şerefdînê’i *' dedi reis
Kanatlarını açmıs
Kara kartallara benzeyen
Berti çadırlarına bakar iken
Tevellüdü bilinmez
Kimbilir
Belki de asırlarca
Munzur
Karlıova
Şerafettin dağlarında
Derin uçurumların kenarına
Kurarlardı göçlerini
Korkusuzca
Meşe ağaçları rüzgarlarla sevişirken
Abu hayat gölünü arayan
Bakır tenli delikanlılar
Atların belini kırarlardı
Yaylalarda
Cirit oyunu oynar iken

Oysaki şimdi
Âkıbeti meçhûl kralların
Fermânı inmiş
Kara bulutlar gibi dağlara
Yaylalar yasaktır size! demiş
Kendini bilmezin biri
Bir iblis paşa
Kahır sarmış ovaları
Yaylaları
Dağları
ince belli
Beritanlı kızları
Bereketli sürülerini yaylayamaz
Yağız benizli çobanlarla
Oynaşamaz olmuşlar şimdi
Mümkün mü yasını tutmamak
Yanmış
Kül olmuş yüce dağlarının
Suları akmaz olmuş
Murat Çayı'nın
Hâlâ plastik bidonlardan içilse de suları
Binlerce göl
Izdıraba kesmiş
Ağlıyor şimdi kederinden
Zarı- zarı

Hatırlar
Güçlüdür belleği mutluluğun
Yaylalarda yanan ateşlerin
Birbirine göz kırptığı günleri
Düşler karakuş oyununda
Söylediği o yanık türküleri
Aşiretin ağzı süt kokan bebeleri
Yanık tenli anaların kucağında
Kala kalmışlar şimdi
Tanrıça İştar’ın
Zavallı varisleri

II:

Öfkenin ve acının
Cisme kestiği bu günlerden
Bir hayli önce
Gecenin dudağından karanlığı emen
Bir göz vardı
Gezinen
Kıl çadırların üzerinde
Kod adı 'Karabasan'
Diye bilinen
Uğursuzluğu üzerinde taşıdığı
Söylenen
Karanlıkların ülkesinden
Gözleri lanetli
Yüreği kitli bir yiğit
Girmeden jandarmanın menziline
Uğradı kıl çadırlara sessizce
Söyledi bir kaç kürtçe beyit
‘'Bulusalim ’'dedi
'Suların üç kanaldan kesildiği
İbni Cehir’in ihanetine uğrayanların ülkesinde
Kurdukları on iki güzlü köprünün üzerinde
Ölüler dansını yapacağız seninle
Gizlice'

Görünce o boz bulanık gözleri
Tutkunun kıskacı sarıverdi
Savunmasız koçer bedenimi
Sorgulamadan üzerindeki lanetin sebebini
Gururum
Sefil bir itirafçı gibi
Kendine ihanetin çukuruna
Dalıverdi

Düştüm lanetli gözlerinin şerrine
İstemeden.
Çaldı ışığını Sin’in
Titreyen
Ellerimden
Gönlümün mabedi karanlıklara gömüldü
Ebediyen
Sonra yönünü güneye verip
Omuzuna atarak mağrur ihtişamını
Terk eyledi bizim ocağımızı
Beklemeden

Mavzer atışları duyuldu
Peşinden
Belli ki karargahın bulunduğu
Yönden
Akıbeti soruldu yıllarca
Cephe gerisinden

Sonra kıran girdi
Yaylaların bereketli sürülerine
Çiplak memelerle
Bebelerini emziren
Aşiret kadınlarının sütlerine
Ardından
Birde gelince yayla yasakları
Reis dedi ki
‘ Laneti sardı göçü’
Tutuşurken kıl çadırların ucu
Tutuştu karanlık ülkesinde ruhlar
Çadırlara karışarak
Cümle uğursuzluk çöktü üstümüze
Faturası kesildi bizim hanemize
Vebalini rüzgardan değil
Benden sorarlar
Cüzzamlı bir nağme gibidir şimdi
Çobanların çaldığı bütün kavallar
'Diyarbekir’de kurulsun divan-ı harbi' der reis
'Cürümü mü neden hâlâ Bingöl’de ararlar? '

Kucakladım ayaza kesmiş karlı dağları
Daldırdım ellerimle yüreğimi
Tipi
Borana
Oysaki güllerin fışkırdığı aylardan mayıs ayında
Kulağına destanımı fısıldayıp
Taşlaşmış yüreğinin buzunu
Çözmeyi düşlemiştim
Kapımıza neden geldiğini
Sormadan
Bakır taslardan ayranımızı
Kana kana içmesini istemiştim

Dağlara meydan okuyan asi yüreğim
Şimdi pusuya düşmüş bir yaralı ceylan
Çarpıp yanlızlığın aynasına
Düştü
Yerdeki granit parçacıklarının
Arasına
Yanık çobanların
Derin uçurumlara üflediği gizini
Arar
Kovuklar
Kümbetler
Mağaralarda
Asırlar boyu
Onun izini

Yokluğunun sükuneti
Beterdir kabir azabından
Karanlığı akıtırım şimdi
Göz pınarlarımdan
Başaklar yaz baharda
Buza keserken
Boğdular ümidimi
Mendo suyunda
Yüzdüremeden

Karabasan hayaliyle zikre durdum
Ateş sunaklarına yüzümü dönemem
Kaybettim ışığını güneşin de ayın da
Mor dağlarını artık göremem

III:

Kandillerin sönüp
Mumların eriyip
Tükendiği bir gece
Tutunarak kıl cadırın
Orta direğine
Çekilmiş iplerine
Bir kavga doğurdum
Derin yanlızlığıma
Aşiret kadınlarından
Gizlice
Dirençle emzirip
Besledim kinle
Elimin hamuru ile salyasını silmeden
İnci boncukla gerdanını süslemeden
Kavgam düştü
Ölümcül düşümün davasına
Güllerin goncasını silkeleyip
Yırttığı
Aylardan mayıs ayında
Uykulardan uyanıp
Yumurta sahanlarına saldıran
Kolları şark çıbanlı
Bebelerin diyarında.
Şahin tepesinden asağı salıverdi bedenini

Sıra sıra dağları aşıp
Kerkis gölünün sularından geçip
Aksakalli pirin
Elinden bir yudum suyunu içti
Vardı uçsuz bucaksız Dicle vadisine

IV

Kavgam arasın ışığını Sin’in
Ben karanlık mabedimde
Kendi çilemdeyim
Daire kendi üzre kapanır her daim
Yüz karası değil
Yürek yarasıdır bu çektiğim
Mavzer gibi beynime dayanan o naletli gözleri
Atılan her adımda beni uçurumlara çağıran
O dayanılmaz isteği
Kapattım kendi dairemde
Kendi üzerime çemberi
Çember döner
Ben dönerim
Dönen derviş etekleri gibi
Akbabaların leşe inmeden önce
Dönüp durdukları gibi
Pervaneler ışıklara çarpıp dönerler
Bense dönerim azgın suların kara girdabına
Kapılarak gidenler gibi

V

Günlerden bir gün
Bir kara kartal kondu
Kıl cadıra
Çağırdım onu yanıma
Dairenin içini göstererek.
Girdi yasak çemberine
Asırlık zikrime son vererek
Çekinerek uzattım ellerimi
Ayağına takılmıs pusulaya
Kavgam haber salmış
Buluşma yerinin sırrını çözerek
Kadiri şişleri düştü ellerimden
Teker teker eğrilerek
'‘On iki gözlü köprü Diyarbekir’'dedir’der,
'Yetiş yolları düzleyerek.
Geçmişinden utanmayan
Yiğitleri tükenmeyenlerin memleketinde
İlk ihanetten sayılır
İbni Cehrin ettiği
Kendi milletine
Onlar ki yapanlardır
Kanallar
Hamamlar
Kervansaraylar
Mervani’lerdir
Diyarbekir' de on iki gözlü köprüyü kuranlar'

Kartal sildi izini çemberin
Kanatlarını yerde sürüyerek
Gözlerimden bir yaş parladı birden
Karanlığın rengini delerek
Böğrümden çekip attım şişleri
Adımladım çemberi
Yıllar süren tereddüdümü yenerek

VI

Uçar gibi yol aldım
Kızgın doğu rüzgarlarının duldasında
Bazalt kokularının esrarengiz diyarına
Vakit kaybetmeden vardım
Görünce şehrin surlarını
Çocukluğumda gördüğüm
Diyarbekir’i anarak
Fikrim kanatlandı
Kendi vahşetinden kurtularak
Mümkün mü eskisi gibi yeniden
Sin mabedinde
Aya ve yıldızlara yakarmak

Kara kuru bir cocuktum
İlk gördüğümde bu destanlar şehrini
Serap misali koşmuş idim
Görünce Hevsel bahçesinin
Nadide güllerini
Çay önünden gelen dev gibi karpuzları
Heybelerine sokmaya çalışırken
Aşiretin erleri
Çocuklar Hatun Kastal'ına kaçmışlar idi
Bağlardan koparıp
Salkım salkım
Üzümleri

Reisin oğluna bir toy kurulacaktı
Bir kız alınıp
Kan davası büyümeden son bulacaktı
Açılınca kız evinin demirli tahta kapıları
Göçebe çocuk fikrimde kalan
Sanki Alamut Kalesinin cennet sarayı
İçerimiz serinledi
Kadınlar dişi taşlara su dökerken
Eyvanlardan yükseldi bir buğulu serinlik
Meyan kökü şerbetini içerken
Efsaneler şehri Diyarbekir’i
Hep bu toy şenliği gibi hatırladım
Kısmet bu güneymiş diyerek
Yıllar sonra şehre
Surlarından daldım

Gecenin karanlığına alışmış gözlerim
Büyüdü yuvalarında
Kuzgunlardı ilk gördüğüm
Yuvalanmış mağrur burçlarına
Oyunu büyük oynamış Tanrı
Bu kızgın topraklarda
Sanki dünyayı ıskalamış da laleti
Tam göbeğinden vurmuş Diyarbekir’i
On iki kanlı okla

Buradaki felaketin sebebi
Yine, kod adı Karabasan olan yiğit değil besbelli
Nakkaşların işlemeye takatlerinin yetmediği
Gasp edilen bir cennet tasviri
Diyarbekir’i
On ikinin uğursuzluğu vurmuş
Aslanlı çeşmenin billur gibi soğuk suyu
Akmaz olmuş
Zincirli bakır taslardan
Buz gibi sular
İçilmez simdi
Nerelere gizlenmiş
Çağırın gelsin
Buralara ilk yerleşen
Anlatsın insanlığın ilk doğuş hikâyesini

Açılsın Urfa kapı gibi
Kara toprak açılsın
Diriltin binlerce yıldır kızgın toprağı doyuran
Şehitlerini
Anlatsınlar Ben- u- Sen burcundan
Göklere yükselen
O görkemli özgürlük direnişlerini

Artık çocuk sesleri
Kuş cıvıltıları değil duyulan
Derinlerden gelir, kadınların ağıt sesleri
Geceleri tütsü yakar küçelerde
Gözleri yaşlı
Gönülleri yaslı
Yetimleri
Kümbetli mezarlarda değil, sokak aralarında
Mağaralarda kurur
Bakır tenli yiğitlerin
Cesetleri
Şeytanın ortaklarının vahşetinden titrer
Asırlara meydan okuyan
Görkemli camileri
Kiliseleri

Pimi çekilmiş gibidir
Tüm korku ve kederlerin şimdi
Sürüklenirken kudurmuş zaman nehrinde
Surların dibinde buldum
Kavgamı
'Günahlarımın kiri.'
Umutsuzca
Mehtabı bekleyenlerin yanında
Kanlı bir türkü bulaşmış
Damar
Damar
Yarılmış dudaklarına
Temizledim aslanlı çeşmenin kurnasındaki
Bir avuç çürümüş
Çamurlu suyla
Yorgundu aramaktan ışığını Sin’in
Mehtapta bulurum deyip
Durmuş surların kenarına
Oysaki bu diyarda mehtap
Zından mahkûmû edilmiş
Asırlarca

Tutulmaz asla çilesi
Bitmemiştir bu toprakların
Zerdüşten, İbrahim’e en acısıdır
Bu gördüğüm belki
Amma Efsanesidir
Zalimlerin
Zulm ederken bilmedikleri
Yedi kardeş burcundaki
Aslanın gözleriyle işaret ettiği
Karun hazinesinin yeri
Karanlığa gömülür mü bilmem
Benim ebedi karanlıktaki ruhum gibi

Ben zaten iştirakindeyim ızdırap seferinin
Yüreği kitli yiğidi
Yerdeki cesetler arasında ararım
Bulamam, sır olup giden
Lanetli gözlerin
Eski söylencelerdeki gibi
Benim bedenimde bu viran olmuş şehir gibi
Kendi lanetinde asırlarca debelendi

Ararım
Yanlızlığı sırtıma kara bir keçi postu gibi atan
Nerededir bilinmez işte
O yüreği kitli adam
Lanetini ruhuma
Kara bir dövme gibi basan

Aslan izinde sırtlan pençesidir aradığım
Boşuna
Ben asla eremem
Tenimde
Muradıma

Hurrilerin
Mervanilerin
Tarihinden arta kalan
Koparılan bir kişniş gerdanlık gibi
Dağılıp saçılmış
Her biri
Bir yana
Topladım on iki depreminin tüm harabelerini
Kavgamla beraber yükledim
Yorgun sırtıma
Izdırap alev alev kaynarken
Kör düğüm olmuş damarlarımda
Belki bulurum kara sevdamı diyerek
Yol aldım
Diyarbekir zındanına

Zından zifiri karanlık
Yılan çıyan durmuş kapısında
Afsunludur benim göçer bedenim
Zarar veremez bu mahlukatlar bana
Koğuşları gezip
Hücreleri dolaştım
Cesetler avluya dağ gibi dizilmiş
Belli ki Halit Bin Velid’in Asya’lı varisleri
Buralardan atları ile
Dolu dizgin geçmiş
.
Koptu şah damarım
Düğümledim dayansın diye
Dicle sularına kadar
Hıncını hala savaş meydanlarında
Bileyenler gördüm
'Güneşin ve ateşin çocukları'
İşte
Hala buradalar

Görmeseydim keşke böyle Diyarbekir’i
Nurun
Karanlığa akmasını isteyenlerin
Bu uğursuz zaferini
Dayanırdı yüreğim
İbni Cehrin ihanetine
Görmeseydim keşke
On iki eylülün bu büyük darbesini
Unutup gitmiştim çoktan
On iki martın kara postal izlerini
Yıkmak isterim
Şeytan dürter nefsimi
Kanuni'nin Diyarbekir’deki
O muhteşem kitabesini

VII

Sözün söz
İnsanın insan olduğu bu topraklarda
Ölüler dansıydı bana kod adı Karabasan'ın
Söz verdiği
Farkım kalmadı işte
Kara topraktaki ölülerden
Kan akıyor
Oluk oluk su yerine Dicle’den
Bilmiyorum
Hangi halkın ana dilinde anlatmalı?
Vuslat bulamazsın bu öyküde
Sadece Sin’in ışığı aranmalı

'Ava Dîcle’yê tê rê li ber Xwedê*' sözleri
Döküldü reisin ağzından.
Kan tutar beni
On iki gözlü Köprüden
Dicle’ye bakamam.
Unuttum dileğim neydi
Hatırlasam bile
Bu kan seline atamam.

Gelsin zılgıtlarla
Aşiretin çıplak memelerinden ar etmeyen kadınları.
Ardım sıra salsınlar dileklerini.
Tüketeceğim artık,
Yaşadığım bu cinnetli kabusları.

Çağırın getirsin yağlı urganları.
Haber verin aşiret reisime.
Diyarbekir’i burçlarından dolayıp
Düğüm düğüm
Bağlasın yüreğime
On iki gözlü köprü
Izdırabımdan çöktü
Altısı kapıldı Dicle’nin akan nefretine.
Bende düşerim
Düşen sütunlarıyla beraber
Giderim,
Kapılıp kan seline

İsrafil işaretini verdi
Günlerden on iki doğduğum tarih idi
On iki ye ait ne varsa
Galu- beladan beri
On iki evliya
On iki imam,
On iki havari
On iki mart
On iki gözlü köprü ve
On iki eylüllü darbeyi
Kendimle beraber çekerim cehennemime

*Şerafettin ovasına kıran düştü (kürtçe)
*On iki gözlü köprü Diyarbakır'daki on gözlü köprüye atfen
*Diclenin suları Allaha gider (kürtçe) Eski bir inanç.

Aydan Alim
Kayıt Tarihi : 6.9.2003 01:46:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Fatma Kalay
    Fatma Kalay

    ufff cidden karabasan bu yaaa
    ne acayip okuması anlaması zor bi şiirdir bu tanrım
    ama çok ilginç geldi bana zorlansamda gerçektende destan bi şi bi daha okuyacağım şimdi

    Cevap Yaz
  • Mesut Yekta-wwwsiirdostucom
    Mesut Yekta-wwwsiirdostucom

    usta kaleminizi kutluyorum.saygilar

    Cevap Yaz
  • Meral Yimaz
    Meral Yimaz

    destanınızın önünde saygı ile egilmekten başka yapabilecek bir şey yok..
    tebrikler..tebrikler...tebrikler...

    Cevap Yaz
  • Tolga Özsoy
    Tolga Özsoy


    Nazım yazı denilen türü denedinizmi? Benim çok hoşuma giden bir türdür. ve sizi bu konuda çok başarılı olacağınız kanaatindeyim. Eğer bu konuda eserleriniz varsa okumayı arzu ederim.

    Saygılarımla

    İbrahim Tolga Özsoy

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (4)

Aydan Alim