Yanlışın ve doğrunun çağı ve zemini olur mu? Yanlış her devirde yanlıştır, doğru her devirde doğrudur.
İnsanlar çağlar boyunca doğruyu aramış, kiminin doğru dediğine kimi yanlış demiştir.
Ancak herkesin, her kesimin hemfikir olduğu bazı yanlış ve doğrularda var, yani bu doğu içinde, batı içinde, sağcı içinde, solcu içinde ya yanlıştır, ya hepsi için doğrudur. Tabi tarafsız düşünebilenlere göre öyledir.
Bu doğru yanlış seçimi halklara, ne kazandırmış, ne kaybettirmiş. Misal; herkes kendi penceresinden baksa
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Saygı değer üstatlarım kıymetli yorumlarınız için çok teşekkür ederim, saygılarımla.
Güzel bir yazı; tebrikler... 10 puan +ant. Bitimsiz aydınlıklara... Ben de bir zamanlar aşağıdaki şiiri yazmıştım. Konuya yakınlığı nedeniyle buraya ekliyorum;
Tatanka İyotanka - Oturan Boğa’nın İzinde...
Burası özgür topraklar...
Tertemiz!
Binlerce yıldır silinmedi izimiz!
Atlar...
Şimdi nerede koşarlar?
Lakotalar...
Niye geçmişi unutmak?
Unutturulmak!
İlimize döneceğiz...
Hatırlamak;
Davullar...
Danslar...
Şarkılar...
Herkes için!
Özgür bakışlarında şimşekler çakıyor...
Anası uçsuz bucaksız topraklar...
Her sabah yeni doğan güneşine koşar...
Bufaloların sesleri yaklaşır...
Ok gibi yerinden fırlar...
Bir an rüzgârı koklar...
Sırtının yaslandığı, beslendiği topraklar,
Git gide dalgalanıp karışır...
Şimdi güneşe ilk yolculuk...
Sevinçli çoluk çocuk; öyle ki bolluk!
Önüne düşer bulutlar...
Kıvrılarak uzar ırmaklar!
Çılgın At, aniden sıçrar? !
Onlar, önce bunları hayal ettiler,
Yollara düştüler...
Oturan Boğa, seni unutmadık!
Teslim olmadık!
Açlık!
Acılar...
Öldürdüler;
Öldürüldüler...
Çılgın At!
Son ağlayan,
Yarası kanayan,
Çılgın Bulut!
“Anlamadığım öyle çok şey var ki,
Buradaki yalnızlığa dayanamıyorum;
Burada geçti çocukluğum!
Şarkı bitti...
Yol, uçuruma gitti...
Seni özlüyorum Lakota...
Güneş, hiç girmezdi buluta!
Ve çok acı çekiyorum...
İçimi kaplıyor...”
***
“Para değil, toprağımızı istiyoruz...
Adım adım geliyor beyazlar;
Toprağımızı kirletmek için!
Güneş doğardı toprağımızda...
Özgür topraklar!
Koşuşan atlar!
Beyazlar geldiler...
Gülmek istiyoruz;
Gülemiyoruz! ”
Oturan Boğa, yaşıyor!
Şimdi ayda...
“Davullar...
Şarkılar...
Eski topraklarımız için!
Haydi, savaşa!
Ölümcül savaşa!
Çadırlar;
Her zaman sıcak,
Kurulur köşe bucak,
Taşıması kolay,
Ya, içine düşen ay! ”
“Bu toprakları ödünç aldık...
Hayvanlar dostumuz...
Burası yaşam yeri,
Güneş, doğsun!
Atlar, dörtnala koşsun...
Bufaloyu unutmayız!
Hayvanlarımız,
Dışarı çık ve bak!
Karanlığa ışığı yak!
Halkımın yaşaması için;
Kendimi vereceğim!
Ruhani bir bedel...
Uzanır gizli bir el...
Geleceği düşünün!
Çocuklarımız, ne der?
Çekinen kaybeder! ”
***
Son danslar...
Şarkılar...
Davullar...
Şükür için!
Biter mi güneş dansı?
Bunda çok uzun sürer,
Hayalet dansı!
Büyük katliam!
Kim alacak intikam!
Acı son!
Hepsi burada gömülü...
Ağladılar!
Bin sekiz yüz doksan...
Bir ocakta...
Hava çok soğuk!
Çoluk çocuk,
Hepsi bir mezara kondu!
Oturan Boğa, seninle yaşayacağız!
“Sanırım oraya geri döneceğim...
Özgürce koşsun bufalolar...
Ay kadar kesin!
Oturan Boğa...”
Bulmak için Oturan Boğa’yı
Bilemediler günü ayı;
Sadece sessizce gittiler...
Ataları İşte bu topraklar için öldüler;
Başları dik ve cesurca!
Onlar, önce buraları hayal ettiler,
“Oturan Boğa, senin izindeyiz! ”
Yollara düştüler...
Günlerce yürüdüler...
Hele aç ve susuz kalınca,
Her taşa abanıp ağladılar...
Ölüm sessizliği başladı...
Artık, Oturan Boğa yoktu...
Her hâlde bir an sustu!
Ama sesi dört bir yanda vardı...
Şimdi onu pek yakından duyuyorum...
Bir şair olarak çok iyi anlıyorum...
Keşke yok edişlerin yerini hür düşünce alsaydı!
Neden bir millet, bir milleti ‘yok! ’ saydı?
(26.03.2011 21:00-Adana)
Arif Tatar
oldukca anlamlı bir çalışma olmuş emeğinize sağlık.
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta