KIVI 284 – Sayfa 1: Bozalı’nın Günü (Dış Anlatı – Betimleme Ağırlıklı)
Sabahın ilk ışığı daha ovaya düşmeden Bozalı, sarı öküzüyle yola koyulur. Yanında Fatma, arkalarında at, eşek, koyun, kuzu, inek… Hepsi birer kıvım gibi dizilir. Yol Çardöğü’ne uzanır. Patika taşlı, ama saban yumuşaktır. Tarlaya varır varmaz çifte başlarlar. Sarı öküz toprağı yararken, Fatma sabanı takip eder. Her 30 santimde bir mısır tohumu düşer toprağa—sanki her biri bir dua.
Koyunlar yayılır, kuzular meleşir. Fatma pelidin dibine yer sofrası kurar. Bulgur pilavı pişer, yanında ayran köpürür. Gölgedeki taş masa olur. Güneş yükselir, gölgeler kısalır. Bozalı’nın alnındaki ter, toprağın duasına karışır. O gün mısır ekilir. Ertesi gün badeğis, sonra soğan, sonra fasulye… Her gün bir başka tohum, bir başka umut.
Benim adım İrbeğem. Bozalı’nın oğlu, Fatma’nın gözbebeği. Sabah olmadan uyanırım. Koyunlar daha gözünü açmadan ben helkeyi alır, çeşmeye yürürüm. Ayaklarımda kara lastik, ama yokuş aşağı inerken terden kayar. Yine de düşmem. Düşsem de ağlamam. Çünkü bu ova, gözyaşını değil—sabırla yoğrulmuş dut lekesini sever.
Bugün mısır ekilecek. Babam sarı öküzü çifte koşar, annem sabanı takip eder. Ben kenarda durmam—koyunları güderim, su taşırım, ama en çok da doğayı dinlerim. Kırlangıçlar meşe ağacına tüner, kaplum bağalar çitleşirken çıkan ses vadide yankılanır. Ben bilirim o sesi—balta sesinden güçlüdür. Çünkü doğa, bazen baltadan daha gür konuşur.
Kargalar ekmeği kapar, pelidin dibine düşen yağ batağına basarım. Ama hiçbir şey işime engel olmaz. Çünkü bizde mevsimler işi, iş mevsimleri kovalar. Ölüm bile sıraya girer
Bugün kuzular gözümde değil—yüreğimde. Çünkü o sabah kaplum bağaların kabuk kabuğa ses çıkardığını duydum. Derenin kenarında oturmuş, göğe bakıyordum. Meşe ağacına tüneyen serçeler konuşuyordu—bana bir şey diyordu sanki. Ben cevap vermedim, ama dinledim. Çünkü bazen sessizlik, kelimeden fazla anlatır.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta