Mâvi ırmak… Kenarından yeşeren çimlere ben;
Bir huzur arzulayıp da senden,
Yeşeren dalları görmek ümidiyle çöktüm.
Geziyor burda ölüm…
Gözlerinden ışıyan bir kuru mâsum yaprak;
Bir tarla, çok sıcakça vurur korku tarlaya.
Kaplar ki toz bulutları ak pak olan gölü.
Kan, ter akar ve hep dolaşır gölgeler, kara
Kurtlar gibi kaplar kurak köyü!
Bir köylü, kazmalar çakıyorken soluk yüzü;
Son anlarımın şimdi solan bahçelerinde
Gelmişti sabah rüzgarının esme zamânı
Kuşlar göçüyor bir daha hiç gelmemek üzre
Irmak yine sessiz, yine durgun, yine sâde
Yerler sarı bir örtü kuşanmış, geceler de
Gözlerle görünmez geceden korku sürünmüş.
Sessiz ölüm akşamda fısıldar ve cinâyet,
Pistten süzülür; yerde ışık kaybolur, ölmüş.
Sarkmış şatonuzdan yere damlardaki lânet,
Hollerdeki dehşet…
İzler dolu, pek zorlu, tuzaklar gibi yollar…
Benzer, kuyulardan çekilen pis suya kirli;
Benzer, şu zeminden sürünen rûha zehirli,
İzler dolu, pek zorlu, tuzaklar gibi yollar…
Yollar, yine renksizce dumanlarla kapanmış:
Hayat ağlar, su yağmurun üzgün
Gecesinden de maskesiyle akar.
Yere düşmüş, umûdu bitmiş gün…
Kara gökten su damla damla yağar.
Düşer elbet, kara kar…
Renklerle dolan bahçelerin arzularından
Çıktım. “Yaşamın gerçeği buymuş.” diye döndüm.
Buldum… Beni attıkları toz kaplı bi’ zindan…
Zindanda yaşamdansa ben onlarca kez öldüm!
Zâlimlere, zilletlere, zincirlere nefret




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!