"Bizim evde o zamanlar pek çok evde olduğu gibi banyoda kazan vardı. Banyo yapmak istediğimizde annem o kazanı yakıp suyu ısıtır biz de öyle banyo yapardık. İşte ben o banyodaki kazanın sobasında Nazım Hikmet’in kitaplarının ısıttığı suyla yıkandım, evdeki sobada Pablo Neruda’nın kitaplarıyla ısındım.”
Beyazıt Öztürk… Hani şu televizyon şovmeni… Kimilerinin sanatçı dediği popüler şahsiyet… Çok zaman oluyor bir programında komiklikler yapıp 12 Eylül döneminin o zor günlerini kendine özgü sözüm ona mizahi bir dille eleştirip anlatırken lafının bir yerinde yukarıdaki cümleyi sarf etti.
Gülümseyerek seyrederken, bu sözleri duyduğum anda gülümsememin yüzümde donduğunu hissettim. İçim ezildi, yüreğim burkuldu. “İnsan kendisinin ya da ailesinden her hangi birinin yapmış olduğu böylesine utanılacak bir hareketi nasıl olur da sanki çok onurlu, çok saygı duyulacak bir şey yapmış gibi böbürlenerek anlatır?” Diye geçirdim içimden.
Öyle bir ruh hali içindeydi ki söylediği bu sözlerin ne anlama gelebileceğini kavramaktan uzak aklı sıra dönemin malum şahsiyetlerini küçümsüyor aşağılıyordu.
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta