Dolap beygiri gibi olmuştu dolaşmaktan başı. Elinde ki adresi kime sorduysa cevap alamıyordu. Nasıl bulacağım diye düşünürken, çok yorulduğunu hissetti. Bir yerde oturup hem karnını doyurmalı, hem de adresi sormalıydı. Karşısına ilk çıkan restearuanta girdi. Bir masaya oturdu. Sağına soluna baktı kimseler yoktu. Öğlen olduğu için herhalde diye düşündü. Garsonun hoşgeldiniz demesiyle irkildi. Bu ürkekliğinin sebebini biliyordu. Tek sebebi kocasıydı. Garsonun tekrar ne istersiniz? sorusuyla düşüncelerinden sıyrıldı.
-Öncelikle çorba istiyorum. Tavuklu pilav, salata bir de ayran.
-Tabii efendim.
Düşünceleri nereye giderse gitsin onunlaydı. Senelerce kocasının parasızlığıyla savaşmış, bir de bu yetmemiş gibi aldatılmıştı.
En kötüsü de aldatılmaktı. Neyi eksikti bir başka kadından. Güzeldi. Kariyer sahibiydi. Çocukları olmadığı için genç kız vücuduna sahipti. Garson istediği yemekleri getirmişti. Ne kadar acıktığını yemeklerini yerken anladı. Bir yandan da düşünceleri, kafasından film şeridi gibi geçiyordu. Daha otuzbeş yaşındaydı. beş sene olmuştu evleneli. Başında herşey güzeldi. Ama cicim ayları çabuk geçmişti. Meğerse evlendiği kişi çapkın biriymiş. Evliliğinin ikinci ayında anlamıştı bunu. Gözleriyle görmüştü kocasını, bir cafe de bir kadınla el ele oturduğunu. Hışımla eve gelmiş. Ağlamış kendi kendine
bağırmıştı. Akşam olmasını eşinin eve gelmesini bekliyordu. Nerdeee bir telefon bile etmeden o gece eve gelmemişti Tarık.
Ertesi gün binbir yalanla yine, Eda'nın gönlünü almıştı. İçi kan ağlasa da doğrudur diyerek aldanmış gibi görünmüştü.
Beş sene boyunca bu böyle geçti. Çok seviyordu eşini, düzelir diye bekledi hep. Ama boşuna bir bekleyişti. Artık dayanamıyor eşini ise, seven bir kadın olarak, kimseyle paylaşmak istemiyordu. Tarık sabah işe gider gitmez, ufak bir çantaya gerekli kıyafetlerini koyup evden çıktı. Dileği İstanbul'da ki senelerdir görmediği amcasının yanına gitmekti. Sonbahar olmasına
rağmen çalıştığı yerden senelik iznini almıştı. Amcasını da yengesini de çok severdi. Onlar da herzaman davet ederdi Eda'yı. Ama işlerinin yoğunluğundan, eşinin peşinde koşmaktan bir türlü ziyaretlerine gidememişti.
Bir yandan yemeğini yerken, garsonu bir işaretle yanına çağırdı.
-Buyrun efendim.
-Şu adresin yerini tarif edermisiniz bana.
-Fazla uzak değil. Şu yanda ki yokuştan doğru aşağıya inin. Karşınıza ana cadde çıkacak. Sağı takip edin. Önünüze tekel bayi gelir. Bir ona sorun sokağı, tarif eder size. Taksi tutun diyeceğim, çok dolaştıracak dünya da para alacak. Yine de siz bilirsiniz.
Yemeği bitmişti Eda'nın, bir hareketiyle garsona hesap hareketi yaptı. Garson hesabı getirdi. Ödemeyi yapan Eda, yerinden kalkararak restearuanttan çıktı. Garsonun tarifine göre yürümeye başladı. Tekel bayinin oraya gitmesi, yarım saati bulmuştu.
Elinde ki adresi çıkarıp tekel bayine sordu.
-Gelmişsiniz arka sokakta bakkalın yanı.
Teşekkür ederim diyerek yoluna devam etti. Apartmanın önüne gelmişti. Birden kalbinin çarptığını, heyecanlandığını hissetti. Bir anlam veremiyordu. Herhalde sinirden diye düşündü, Daire kapısını çalar çalmaz bir kadın sesi geliyorum diye bağırdı.
Kapıyı açan yengesiydi. Zaten herşeyi abartan bir kadındı. Eda'yı görünce, bağıra bağıra ağlamaya başladı.Bir yandan ağlıyor bir yandan Eda'ya sarılıyordu.
-Geç geç içeri kızım, ne kadar özlemişim seni. Amcan da içerde yatıyor kaldırayım onu da.
-Yok yengeciğim kaldırma, bırak uyusun. Zaten burdayım doyacaksınız bana.
-Ohhh ohh harika bir haber. Yorgunsundur sen otur yemek hazırlıyayım sana.
-Yokkk...karnım tok yedim.
-O zaman kahve yapayım da karşılıklı içelim.
-Tamam yengeciğim ona sözüm yok canım.
Kahvelerini yudumlarken, amcasının gülen yüzüyle karşılaştı. Hemen oturduğu yerden doğrulup amcasının elini öptü.
-Hoşgeldin canım kızım. Uzun zamandır görmedim seni. Çok özlemişim.
-Hoşbulduk amcacığım, ben de sizleri çok özledim.
-Eee anlat bakalım Tarık ne yapıyor. O neden gelmedi.
Bu söz üzerine gözyaşlarını gizleyememişti Eda.
-Boşver amcacığım bu konuyu yarın konuşalım uygun görürseniz tabii.
-Tamam kızım nasıl istersen.
Bütün gün havadan suda sohbetlerle geçti. Yüreğinde bir mutluluk ve huzur vardı Eda'nın.
Yetmiş yaşına gelmesine, emekli olmasına rağmen çalışıyordu Fikret bey. Sabah kahvaltısını etmiş işine gitmek için evden çıkmıştı. Eda kalktığında saat onbire geliyordu.
-Geç mi kaldım yenge, özür dilerim.
-Olsun kızım, ben de seni bekledim daha kahvaltı yapmadım.
-Yengeciğim bu saate kadar benim yüzünden aç kaldın.
-Önemli değil canım, hem sohbet ederiz hem kahvaltımızı yaparız.
-Eee anlat bakalım Eda, belli ki iyi gitmeyen durumlar var sende.
-Evet yenge, Tarık beni aldatıyor. Hep bir gün biter diye bekledim. Ama vazgeçmiyor. Huzurum kalmadı. Senelerdir çocuk da istemedi. Bir çocuğum olsaydı belki oyalanırdım. Ne yaparsa yapsın derdim.
-Elbet akıllanır kızım. Seni sevmese çokdan bırakırdı. Buraya geldiğinden haberi var mı?
-Kendisine not bırakmıştım. Belli ki eve gidip okumamış bile notu. Okusa arardı.
Der demez telefonu çaldı. Tarık arıyordu.
-Ben konuşmak istemiyorum yenge. Ne olur sen aç telefonumu.
Telefonda ki Tarık dı. Etekleri tutuşmuş gibi Eda'yı soruyordu.
-Yenge akşam ordayım. Biryere gitmesin Eda.
-Tamam oğlum gel bekliyoruz.
Telefon kapanmıştı. Eda'nın gözleri ışıl ışıldı. Kocasını sevdiği her halinden belliydi.
Akşam olmadan uçağa atlayıp Anakara'dan gelmişti Tarık. Kapıyı Eda açmıştı. Yüzü mutlulukla karışık kıpkırmızı olmuştu.
Elinden geldiğince soğuk bir ifadeyle, hoşgeldin dedi. Arkasını dönüp salona geçmişti. Yıldırım gibi girmişti salona,
Eda'nın arkasından Tarık.
-Neden böyle yaptın Eda, evi terketmek de ne demek. Biliyorsun seni seviyorum.
Yengesi konuşsunlar diye işim var diye mutfağa girmiş, yemek pişirmeye koyulmuştu.
-Hiç durmadan beni aldattın. Çocuk istedim onu da çok gördün. Kimlerle birlikteysen git onlara. Bırak artık. En kısa zamanda boşanacağım senden.
-Boşanmak mı. Bunu nasıl düşünürsün. Ben seni hiç aldatmadım.
-Ben seni gördüm bir bayanın elini tutuyordun. Üstelik bazı geceler eve gelmiyorsun. Benimle konuşmuyorsun. Ne yalanlar uyduracaksın dinliyorum seni.
-Biliyorsun canım büyük bir şirketim var. Senelerdir büyük ihalelere giriyoruz. Sana söylemiyorum ama, bir sürü tehditle karşı karşıyayım. Sen de tehlike içersindesin. Sana zarar gelmesin diye, ihalelere girdiğimizde eve gelmiyorum. Seni korumaya çalışırken de çocuğumuzu tehlikeye sokmak istemiyorum. Onun için çocuk istemedim. Yoksa ben de isterim bir
çocuğumun olmasını.
-Peki seni gördüğümde bir bayanın elini tutmuştun o neydi?
-Gördüğün şirketin müdürünün kızıydı. Babasıyla kavga etmiş, evden kaçmış. Beni aradı buluştuk. Ona nasihat ediyordum.
Keşke yanımıza gelseydin. Daha üniversiteye gidiyor. Korktum başına birşey gelmesinden.
Bana neden anlatmadın Tarık. Seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun.
-Bilmezmiyim canım. Bak ben de hasretine dayanamadım hemen geldim.
Yengesinin bir kulağı onlardaydı. Yemekler de pişmişti. Yüzünde ki gülümsemeyle onların yanına geldi.
-Eda'cığım yardım edermisin masayı hazırlayalım.
-Tabii yenge kalktım.
Sorunlar halledilmişti. Eda'nın yüzünde güller açıyordu. Tarık'da sevincinden yanında oturan, Eda'nın yanaklarından öpüyordu.
-Canım sen madem geldin biraz kal yengenlerde. Benim bu hafta işleri toparlamam gerekiyor. Haftaya gelir alırım seni,
ne dersin?
-Tamam canım nasıl istersen.
-O zaman yarın sabah uçakta yer ayırttım. Sabah yedide kaldırırsın beni değil mi?
-Kaldırırım bitanem.
-Haftaya arabamla geleceğim bir yere tatile gidelim ne dersin?
-Harika seni seviyorum Tarık.
-Ben de canım ben de.
Kapının zili çalmıştı. Gelen amcasıydı. Sabah erkenden işe gitiği için Tarık'la Eda'nın durumundan haberi olmamıştı. Yengesi yavaşça Eda'ya;
-Sakın birşey den bahsetmeyin.
-Tamam yenge demişti usulca Eda'da
-Fikret bey biz yemek yedik senin yemeğini de hemen getireyim. Sen Tarık'la konuş.
-Tamam Fatma biz damatla konuşalım biraz.
Eda'da yardım için kalkmıştı yerinden. El birliğiyle masayı tekrar kurmuşlardı.
-Çocuklar sizleri özlüyorum daha sık gelin.
-Bundan sonra geliriz amca, bu hafta işlerimi toparlayacağım. Sonra da Eda'ya daha çok vakit ayıracağım. Sizlere de tabii.
Ben çocukların odasını hazırlıyayım diyerek kalktı Fatma hanım.
-Yenge yardım edeyim sana.
-Otur kızım herşey hazır zaten.
Eda yengesini dinlemiyerek onun peşinden yatak odasına girdi. Birlikte temiz çarşaflar yayıldı. Tekrar salona geçtiler.
-Yenge ben sabah erkenden çıkacağım yatmalıyım dedi Tarık.
Fatma hanım atıldı. Sen de yat kızım, yol yorgunusun.
-Peki yenge iyi olur nasılsa bir hafta sizlerleyim. Konuşulacak bir sürü şeyimiz var.
Eda ile Tarık odalarına çekilmişlerdi. Tarık karısını yıllarca görmemiş gibi, hızlı bir şekilde kendine doğru çekti.
Hiç durmadan öpüyordu. Bir yandan da benden ayrılacaktın ha! Seni kim bırakacaktı düşündün mü hiç. Senin için canımı vereceğimi öğrenemedin mi.
Aslında Eda büyük şaşkınlık yaşıyordu. Çünki Tarık'la herzaman aralarında bir mesafe vardı. Zaten haftanın iki, üç günü olmuyordu evde. Onu çok sevdiği için sabretmişti hep.
-Bebeğim bundan sonra herşey senin istediğin gibi olacak, sen benim canım karımsın.
Sabah olmuş mutlu bir şekilde uğurluyordu kocasını Eda. Tarık gitmişti. Biraz sonra amcası kalkacaktı. Çay sıcaktı.
Bir fincan çay aldı masaya oturdu. Çayını yudumlarken, yanlış düşüncelerinin nelere yol açtığını düşündü. Nerdeyse sevdiği eşinden kıskançlığı yüzünden ayrılacaktı. Çok sevmişti kocasını ve çok da kıskanmıştı. Ama kıskançlık duygusunu hiçbirzaman eşiyle paylaşmamıştı Tarık onun bu kadar kıskanç olduğunu bilse, herhalde hiçbirşeyi gizlemezdi. Tarık biraz evvel gitmişti ama, onu şimdiden çok özledim diye düşünüyordu. Bu bir hafta nasıl geçecekti. Kıskançlığım yüzünden ayrılacaktık. Belki de hayatta hiçkimseyi Tarık kadar sevemeyecektim. Gözünün önündeydi Tarık sanki. Seni seviyorum tatlı karıcığım diyordu. İçinden ben de seni çok seviyorum diye düşündü. Ben de seni...
Kayıt Tarihi : 29.10.2008 17:49:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

TÜM YORUMLAR (3)