KIRMIZI ŞİİRLERİ

KIRMIZI ŞİİRLERİ

Meryem Şahin

Baştanbaşa nur, baştanbaşa sürur
Bütün kainat nurdan denizler içinde
Yaşlı bedenler bebek
Ruhlar yaşamamış yılları, terütaze
Sular zemzem, çağıl çağıl akmada
Akşamlar iftar vaktine koşmada
Gül yağmurları
..

Devamını Oku
Abdullah Akar

Bin dokuz yüz seksen üçte
Van spor oynadı ligte
Kırmızı siyah bir renkte
Selam olsun van spora
Selam olsun tüm spora

Siyah renkler mural buzar
..

Devamını Oku
Evina Berfin

Yanginlar ulkesinin davetsiz misafiri yuregim...
Sevdasi utanca mahkum edilen,
Ve surgunlerde parcalanislar...
Her vurusunda vurulasi...
Basak percemi nazli, kirilgan
Bir o kadar yasanasi,
kan kirmizi sevdali....
..

Devamını Oku
Baran Can

Çocukken ben;
Düşlerim mavi idi.
Gökyüzü mavi,
Uçurtmam mavi,
Dünyam mavi.
Her çocuk gibi, korkularım vardı.
Korkularım; kapkara.
..

Devamını Oku
Şeref Başgül

hayat bahçesinin ümit çiçeği açar olmuş dostum bizden habersiz nice dostlar yüz çevirip dileğe gider olmuş dostum bizden habersiz ulu tanrım hep karamı kaderler neden dostlar birer birer giderler kanlarında kırmızı gül çiçekler açar olmuş dostum bizden habersiz ulu tanrım hep karamı kaderler neden dostlar birer bier giderler kanlarında kırmızı gül çiçekler
..

Devamını Oku
Halime Erva Kılıç

Duru ve sessizliğe gömülü bir gecede balkonun ışığı yanıyor. Uykum gelmedi, sanki sabahın dördünden bu yana ayakta olan ben değilmişim gibi. Pencereyi açtım. Derin bir nefesle yaşamakta olduğumu hissettim. Burnuma yanık kokusu geldi. Pek azdı duman ama havayı derinden soluyunca genzim biraz yanmıştı. İlkbaharda bile sobasını yakıp, geceyi közlerin başında geçiren insanlar var demek.
Evimizin manzarası, tüm şehri olmasa da belirli bir bölgeyi kapsamına dâhil ediyor; Bitişik evler, sokak lambaları, merkeze inen damar yollar, spor sahası, haliç boyunca uzayan cadde neredeyse ayağımızın altında. Birden, gökyüzünde, gri bulut kümelerinin ardınca gizlenen ayın bembeyaz ışıltısı, yürüyen bulutların ardında “gece-gündüz” oynamaya başladı. Ay, bir yok oluyor, bir ortaya çıkıyordu; tüm pırıltısıyla göz kırpıyordu adeta. Sonra korkmaya başladım. Bu gri bulutlar, git gide pencereme yanaşıyordu. Ay, kayboluyor, sonra gökyüzünde tekrar beliriyordu. Kara bir gölge, gri bir bulut, siyah, simsiyah kümeler bu tepeye, odamın camına pek yakındı. Daha dikkatlice baktığım bu gölgeler yürüyordu. Yüzüme değmek üzereyken pencereyi kapattım. Evde herkes uyuyordu. Biraz takırtı yaptım, kimse uyanmadı. Dolaşmaya başladım. Önce su içtim sonra da elma yıkadım. Ama yemedim. Doğrusu, yeşil ve ekşi görünmüyordu. Kırmızı ve sarı elmalar vardı sepette. Yıkadığımı da onun içine attım. Diğer oda boştu. Işığı yanıyordu. Kocaman bir halı vardı yerde. Üzerinde hiçbir şey yoktu. Balkonun kapısını açmak üzere olan parmaklarımı, kara bulut gölgelerine benzeyen bir şey erteletti. Ve sonra vazgeçtim.
Tekrar kendi odama gittim. Karanlıktı ama balkonun ışığı hâlâ yanıyordu. Karşımda bir gölge gördüm, önce irkildim ve sonra onun da korktuğunu hissettim. Bakmayacaktım bu gölgeye, dönmeyecektim yüzümü. Hayır, burası benim odamdı ve izin vermeyecektim cirit atmasına. Ama sonra “benim” derken, bencillik yaptığımı düşündüm “ben bile benim değilken.” Tamam, dedim. Korkuyordum. O şey de korkmalıydı. Elimi uzattım önce, o da bana uzattı. Ne yani, eli var mıydı? Yaklaştıkça, onun da yaklaştığını ve mesafemiz azaldıkça, bana ne kadar benzediğini fark ettim. Arada tereddütle tersimi dönmeye kalksam, o da uzaklaşıyordu.
Yaklaştık. Daha çok yaklaştık. Bu, dışarıda gördüğüm, ürkütücü, gri ve hızlıca yüzüme değmek isteyen şeyden daha edepliydi. Adım adım geliyordu. Balkonun ışığı yanıyordu. Yatağım hiç bozulmamıştı. Bir tahtakurusunun kulak tırmalayan gıcırtısı, geceyi tamamlıyordu. Kulaklarıma değince daha da büyüyordu bu çığlık. Aslında küçülmeliydi çünkü geceydi.
Yatağıma oturdum. Saçlarım, kırmızı güllerle kaplı pikeme değiyordu. Onun da saçları vardı hatta benimki gibi bir pikesi bile. Sonra, kendimi gördüm. Biranda siyah gölge kaybolmuş, benim rengimi almıştı.
..

Devamını Oku
Yıldırım Öğretmen

Güller İrem bahcelerinin kırlarında, çayırlarda, gezip dururlarmış. Ne toprakla didişir,ne çakılla cebelleşirlermiş.Şarkılar söyler, letafetlerini sergiler ve mutlu şekilde yaşarlarmış. Bir gün aralarında güzelik yarışması düzenlemeye kara verirler ve yarışı başlatırlar. Mor güller kokusunu, sarı güller şarkısını, kırmızı güller de öyküsünü sergilerler.. sergilerler sergilemeye ama, ne kırmızı gülün bülbül, aşkı ne sarı gülün gönülerdeki köşkü tatmin etmez jüriyi son yarışmacı zemheri gülü girer ve kokularını salar. Oradakiler öyle bir etkilenir, öyle bir etkilenirki,.Pembe gülün yanakları heycandan kızarır, beyaz gül şaşkınlıktan kirec gibi bembeyaz kesilir ve gonca gülde açmadan öylece hareketsiz bekler. Jüri başkanı. Aslında senin hiç kokun yok, bunu nereden aldın diye sorar. Kaçamak cevaplarla jüriyi inandıramıyan zemheri gülü sonunda gerceği itiraf ederek ANNEM den der. Kokunun etkisiyle kendinden geçen jüri, anne gülü bulmaya karar verir. Mekanına gittiklerinde kokusuz kalan
anne gül yeni kokular bulmak için toprağın derinliklerine daldığını öğrenirlerler. Bu güzel kokunun hasretine dayanamayan güllerde damarlarını toprağın derinliklerine salmaya karar verirler ve oğünden sonra mekanları toprak olur.Anne kokusu için toprağa girmeyi dahi göze alan güllerde, anneler tarafından kutsallaştırılarak türkülerde hasretin, öykülere cennetin ve şarkılarda muhabetin sembolü olarak yıllarca söyleyip durmuşlardır.

Ana dolu efsaneleri ismli eserimden alınmıştır
Yıldırım Öğretmen
Gülleri değilsede, güleryüzlü insanların bol olduğu Gaziantep'ten sevgiler ve selamlar

..

Devamını Oku
Kadircan Keskinbora

İnsan nasıl içindeki duyguları saklar, anlayamıyorum? ...O küçücük sevgi tohumunu başka bir kalbe serpmezse nasıl filizlenebilir? , nasıl haykırabilir dünyayla dost olduğunu? ....

Bir tek kırmızı gül bile olsa sizin dilinize tercüman olacak, o güzelliği asla “Sevgili”den esirgemeyin ve doğanin yeşilini, denizin mavisini “Onun” yanında, dizlerinde
..

Devamını Oku
Aslan Özçelik

Bır insanın bir dıqerine söyledığı boş sözler diqerının bir başkasına bnş söz soylemesıne söz konusu olan herkesın yolarını değıştireçek nitelıkte sözler veya şiddet egılımlh davranışlar biricı hedeften çok daha fazlasını etkileyebilır. Burası kesınlıkle benımki gibı düzenlenmiş olsa da daha sıçak ve devetkar bir ortam. Koyu kırmızı duvarlar. Toprak renklı ôrtuler. Aynasız bir tavan her zaman pırıl pırıl boyle bir yerde uyanmak istemezmısın. Ôlümlü bir kadınla birlıkte olmanın bir sıkıntisı da bu benım. Hıç kımsenin fark etmemesı gereken şeyleri fark edıyor. Br vücùt kokunun olmamasi gıbı
..

Devamını Oku
Kerem Yüce

Aorttan geçmezdi kan susarken dilin; üstelik tek devreydi hayat yoktu rövanşı.Günahı yoktu sevgi uğrunda yitip giden papatyaların,peki ya her acıttığın kalp uğruna kırdığın o kırmızı güllerin? suçu yoktu sevmelerin ne de sevgiye kurban seçilenlerin.Belki bir gül aldım sana ya da yoldum kırdan bir papatya,bülbülün o güzel sesini,kelebeğin yaşama sevincini çalma pahasına.Ve sevdalar düşünce gönlümden bir bir anladım ki gidenin yeri dolmuyor yüreğin odalarında.Şimdi ne zaman feryat eder gibi öten bir bülbül görsem biliyorumki bir kalp kırılmış ve bir kuşun umudu çalınmış bu diyarda.Sokaklar ıslak,elektrik tellerinde tek bir kuş yok,sevdalar terketmiş bu kenti,deli gibi yağan yağmuru,bir tohumun çiçek açısını ve bir kuşun çalı parçası taşımasını beklemeden.Gidebildiğin kadar uzundur,durduğun kadar yakın ve düşünebildiğin kadar nefestir göğsüne,bazen de bir kuş olur uçar hayaller.Yüreğinde kır bahçeleri,zemheri olsa da mevsim,kırağı da düşse ansızın gözlerine; sevdalar rüzgar gibidir ne kadar kapatsanda gönül kapını sızar hücrelerine..
..

Devamını Oku
Kerem Yüce

Sahibinden az kullanılmış ihtiyaç sebebi kalmamasından dolayı piyasaya arz edilen seksen bir model,kan kırmızı orjinal renkte,dört kapılı,geçirdiği onca zincirleme kazalara rağmen dışarıdan bakınca sapasağlam görünümlü,her yılın özelliklerini kolayca bünyesine modifiye edebileceğiniz,dakikada yüz elli atım hızına ulaşabilen,darbeye dayanıklı,çalınmaya karşı alarmlı,güneş geçirmeyen,istediğinde az istediğinde çok yakan,oldukça konforlu olan ikinci el yürek sadece sevdayı kullanabilme ehliyetine sahip olanlara tepe tepe kullanmak şartıyla satılıktır.
Başvurular için adres:Gözbebeğinin yaşları cad. yürekten geçerdi sk. no:bir zamanlar bir Sevdakent-Aşkkale
..

Devamını Oku
Su Eda Gümüş

Bugün tanışma yıldönümümüz. Kısa bir süre öncesi ise ayrılığın yıldönümüydü. Başlayan her şeyin bir sonunun olduğu gerçeğine çok uygundu yaşananlar. Doğum ve ölüm gibi. Doğan güneş batıyor, açan çiçekler soluyor, Geçen zamana bakıyorum da hem çok uzun hem çok kısa. Senli günler çok uzundu. Sensiz geçenlerse kısa. Tezat görünüyor ama öyle değil. Senin varlığın yanımda olmamana rağmen güneşin doğma sebebiyken senin geleceğin günü beklemek aydınlıkla karanlığın arasını an be an büyütürdü. Döktüğüm yaşlarsa umutlarımı. Bulunduğum her mekan her an kurduğumuz dünyada yaşadıklarımın izleriyle anlamlanırdı. Ne zaman aynı yollarda yürüsem, bir camın ardından izlesem bıraktığımız anılara çarpıyorum. Kendimi bir acıyla, kol kola girmiş dünle bugünün koynunda buluyorum. Bugünlerimi kaybettim. Dünü aramaksa kayıp bir şehrin peşinden gitmek gibi. Yarın mı; bugün yoksa o doğabilir mi. Senin geleceğin günü beklemek çocukluğumun en güzel duygularını astığım o yemiş ağacının meyvesiydi ve ben sabırsızlıkla mevsimlerin değişmesini beklerdim. O zaman çok küçüktüm beklemek sabırsızlığımı büyütürdü. Oysa şimdi beklediğim hiçbir şey yok. Gelen ya da gelecek olan sabah ışığını içimde açmıyor ki gün geceyi özlesin. Senin geleceğin gün umutlarımı terk ettiğinden beri umutlarım soluk almıyor, yaşamayan bir şey için zaman kavramı kalmıyor. Geniş, başını ve sonunu göremediğin kocaman bir boşlukta yerçekimsiz geziniyorum, yüreğimse hatıraların açtıkları resimlerde kalan rengi solmaya başlamış bir gül. Gün ve gece iç içe. Takvim sayfalarını koparmıyorum artık, geleceğin gün kayıpken ayın kaçı sene kaç günün adı ne yok benim için artık bunların anlamı. Yaşıyorum, nefes alıyor, az çok yiyor içiyor, çok zaman kendimle kalmak için insanlarla üçü beşi çekmeyen yaşadığımı gösteren zoraki sohbetler yapıyor, evden çıkmamak için bahaneler üretiyorum. Elbiselerimi koyulduğu yerde duruyor, bir kot bir tişört yetiyor, saçlarımsa bembeyaz ne gerek var ki, genç görünmek için yaşlandığımı saklamaya. İnsanlar arkamdan konuşuyorlar, bin bir maske yakıştırıyorlar bana. Umurumda değil. Omuz silkiyorum tüm duyduklarıma. Bana koyan bunlar değil, yarın kelimesinin içi boşaldı ya beni yarınsız bıraktın ya o yüzden bu serseriliğim. Hayatımın görünen tüm çizgilerini değiştirip düzeltebilirim. İnsanları yine kendime hayran bırakıp, güçümü kıskanmalarını, belki de bana gıptayla bakmalarını bile sağlayabilirim. Gündüzle geceler dışardan iyi görünen bir tablo sergileyebilir, bu var ya inan hiç zor değil. Artık durulduğumu yine kendimle buluştuğumu sanabilir insanlar, öyle ya yaşam işten güçten paradan ve mekanlardan ibaret. Bu kadar dolu görünen bir dünyanın içinde yanan ateşten kim haberdar. Dünya dağlarıyla ovaları köyleri şehirleri binlerce mahsulüyle açmış herkese kapılarını ama üzerinde gezinen milyarların haberi var mı dünyanın bağrında saklı olandan. Dünya kadar büyük bir yürek taşıyabilseydim bende hepsini yapabilirdim. Şimdi kendimleysem, kapatmışsam kapılarımı hepinize içimdeki ateşi hiçe saydığınızdandır. Onu büyütecek yarınlarımı çaldığınızdandır. Bir umudum vardı adını kırmızı koymuştum. İçin için yanardı içimde, yarınları beklemek seni beklemek tek katığıydı onun. Sen şimdi zamanın geniş kolları arasında kayıpken takvimlerin sonsuzluğa açılan sayfalarında bize ait bir gün yokken, dünü gösteren tarih bugünün altında kaybolmuşken beni yaşıyor zannetme. Maddi göstergelerden ibaret bir yaşamsa yaşamak evet ibreler hala bir şeyleri işaret etmekte, ama benim yaşamaktan anladığım bu değil. Bu yüzden insanları pek sevemedim ben, pek çok zaman kaçtım bedenlerinden. İnandıklarımı korumak adına, bir gün hayat suyunda yıkanabilmek ve bir toprakta kök atabilmek umuduyla. İnandığım ne varsa sende bulmuştum, buna o kadar çok inanmıştım ki, sen benim yarınlara ertelediğim hep beklediğim hayal ettiğim her şeyin ortak adıydın. Adını kırmızı koymuştum. Bitmeyecek bir şeydin benim için, ben hep seni öyle görmeyi istedim. Bitmeyecektin tükenmeyecektin günler gibi, aylar gibi, yıllar gibi. İçimde yanan kaç kıvılcım varsa hepsinin birleştiği bir ateştin sen ve ben her şeyimi seninle yakmıştım. Oysa her şeyin bir sonu varmış, sonsuzluk bizim gibilere yasakmış. Şimdi yüreğim kalk ayağa diyor diren ona. Ne varsa bulmak istediğin git ara, ama bulduklarım ki bulabilirsem eksik kalacak hiçbirinde senin kokun olmayacak. Dünyanın tüm misafirlerine ayak direyip, yaşıyor görünebilirim ama benim istediğim sensin. Tüm isteğime rağmen biliyorum ki sen gerçek değilsin ve günleri solduran hayalin olsa da yarınlarımda ki hayallerden de öte bir şey değilsin. Hayallerse bir rüya kadar uzak dünyadan ve zamanın su üzerinde küçük bir yansıması minik bir dansı. Sonunda anladım ki sen hiç varolamamış bir kentin kayıp insanısın. Benim bir ara gördüğüm düşün kahramanısın. Yaşamı erteliyorsam o henüz gerçek olmadığı için.
..

Devamını Oku
Aynur Uluç

Ceviz sandıkta bir kuş çeperden çepere kanatlarını gerdi, dantellerinden silkti tozlarını. Sızgın ışıkla buluşmadan ne çok beklemişti ayıp düşlerde, kaç yıldır ezilmişti şu kitabın altında ıssız nefesi. Kırmızı kırmızı gerinecekti ki, bir fiyonk oturdu boğazına... Tüyleri ürperdi.

Nasıl da süslüydü, buraya konduğunda. Geçmişsiz ve geleceksizdi. Vitrinden koparılmış toy bir salkım gibiydi bedeni. Rengini, sevdiğinin elinden içerken köpürecekti. Düş sulara gebe teni donacak, donanacaktı azgın sularda. Oysa tan arası sandığında sinmiş, gencecik bir filizin büyümesini ve gelip kendisini bulmasını bekliyordu yıllardır. Zincirini kırmak için biliyordu tırnaklarını.

Olsun… Gülümsedi. Yastığını yokladı. Evet, biraz kaymıştı son depremde, ama halâ oradaydı. Anılarını giyinmiş siyah beyaz vesikalıklar, altında şöyle bir kımıldadı.

Hah işte! … Nihayet... Ayak sesine tutunmuş gün ışığı…
..

Devamını Oku
Yaşar Cerit

Kırmızıyı hiç sevmedim,
Sevemedim oldum olası,
Köyümden biraz uzakta,
Başka bir köyde Yassıca da,
Anamın doğum yolculuğu,
Kırmızı bir kamyonda.
Tren yoluyla karşı karşıya,
..

Devamını Oku
Aycan Köse

“Kalbin nerede sanıyorsun demiştim: Eminellerde, demiştin. Haklıymışsın, ellere sığabilecek kadar küçükmüş kalbin senin.”

Sürdüğünde beni yüreğinden, dalına tutunamayan yapraklardan sürüklenmiştim yağmur damlasi yerine. Hilal vardı gözlerimde; küfür tutmuştu umutlar, sessiz harflerle bitiyordu iklimler. Gecenin en köylüsünde karanlığa mülteci olmuştu lise terk bakışlar. Ellerin ellerimi boşadığında gözlerimi yağmur yapıp hayalini döküyordum yerlere.

Omuzlarımda elveda rütbesi vardı ve kalacaktı rütbelerim omuzlarımda. Yüzüme bir yıldız akacak ve gözlerimden bir umut kalkacak, bir fırtına kurtulacaktı ellerinden; kan şerbeti yağacaktı şafağımdan can darbesi şakağıma.


..

Devamını Oku
Yücel Yarımbatman

Bu kent kırmızı
ben geceye çalarım...

hep böyle olur bu kentin ayrılıkları
kalibresi silik yıkıcı sonları
yırtık yastıklarda terkedilen gözlerin bekareti
ağlamaktan kırmızıya kesilir
..

Devamını Oku
Mustafa Ata

ne yollarına kırmızı halılar döşeyip nede
kırmızı güller serip,lüks bir Restoran ta
mum ışığı altında şampanyalar patlatıp
romantik geceler sundum...
ben sana sadece yüreğimden kopup gelen
sevgim ile beraber
içerisinde yalanların ihanetlerin barınamadığı
..

Devamını Oku
Ali Kartal

Sana kırmızı gülü verdiğimde
aşkımızın
sembolü olarak saklamıştın
ya eğer
ben de aşkının semboli isem
o zaman
demektir ki
..

Devamını Oku
Arif Doğramacı

Ülkülerimiz
Yön verir
Sevgilerimize
Ülkülerimiz için
Savaşsak sevdiklerimizle

Savaşlarda kan var
..

Devamını Oku
Aslı Özer

Bu uzak iklim ayazında
Yapayalnızım,
Ne yapsam bilemem.
Yağmur yağar,
Ben yağarım yollara.
Kırmızılı rüyalardan uyanıp
Uzaklarda bulurum kendimi.
..

Devamını Oku