Mehmet Yıldırım Katrancı 1957 Gaziantep
KİLİSİM
Sevdalı nazarla baktım Kilis’e
Ovası bürünmüş dumana sise
Fransız harbinde çekmedi tasa,
Yiğitleri çete olan Kilis’im
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiirin hikayesi:
OTUZ YILA YAKIN DOĞDUĞUM İLE DÖNMEK İÇİN UĞRAŞTIM.
DÖNDÜM.
DÖNMEZ OLAYDIM.
DEVLETİ SOYDURMAK İSTEMEDİĞİM İÇİN BAŞIMA GELMEDİK KALMADI.
SOYDURMADIM VE BEDEL ÖDEDİM, HALÂ ÖDEMEYE DEVAM EDİYORUM.
DEVLETİ SOYAMADILAR AMA BENİ SOYDULAR.
KADİM DOSTLARA KEFİL OLDUM....
BU MEMLEKETTE:
YETMİŞLİ YILLARDA BELEDİYE BAŞKAN VEKİLİ MEHMET YEŞİLÇİMEN
TABANCAYLA VURULARAK ÖLDÜRÜLDÜ.
DOKSANLI YILLARDA BELEDİYE BAŞKANI Dr. BURHANETTİN KERKÜKLÜ BELEDİYE BİNASINDA TABANCAYLA VURULARAK ÖLDÜRÜLDÜ.
İKİBİNLİ YILLARDA BİR DÖNEM MİLLETVEKİLLİĞİ, ÜÇ DÖNEM BELEDİYE BAŞKANLIĞI YAPAN EKREM ÇETİN VE 26 YAŞINDAKİ OĞLU YEMEK YERLERKEN KURŞUNLANARAK ÖLDÜRÜLDÜ.
SÖYLEYİN:
BEN BU MEMLEKETİN NESİNİ SEVİYM?
BeN Bu MeMLeKeTiN NeSiNi SeViYM?
İnsan harcamakta çokça hünerli
Ben bu memleketin nesini seviym
Birbirine düşman köylüyle yerli
Ben bu memleketin nesini seviym
Herkes birbirini kazıklar durur
Önce başkan seçer sonra da vurur
Namertler muteber başta oturur
Ben bu memleketin nesini seviym
Devlet kesesine “Yalak” denilen
Kul hakkı da neymiş “Alak” denilen
Dürüstün adına “Salak” denilen
Ben bu memleketin nesini seviym
Mişon’la yaşanmış asırlar boyu
Genlere yerleşmiş Yahudi huyu
Kardeş kardeşine kazarken kuyu
Ben bu memleketin nesini seviym
Kızağa alıştım sürgünü gördüm
Kefil olup madden içeri girdim
Beş yılda inanın ömrümü verdim
Ben bu memleketin nesini seviym
Haklıya düşmanlar güçlüden yana
Üç beş kuruş için kıyılır cana
Sabır duygularım döndü isyana
Ben bu memleketin nesini seviym
Hiç kimse kimseyi almaz hesaba
Yalnız çıkar için gayret ve çaba
Ermeni’den kalmış şivesi kaba
Ben bu memleketin nesini seviym
Cadde geçilirken hanım salınır
Korna çalsan bakar kızıp alınır
Bu tür öküz yalnız burda bulunur
Ben bu memleketin nesini seviym
Arabayla durup sohbet ederler
Bekle Allah bekle anca giderler
Dürüstler puştlara bedel öderler
Ben bu memleketin nesini seviym
HİDDETÎ’de hiddet dönmüş taşkına
İnsanın dürüstü döner şaşkına
Söyleyin ne olur Allah aşkına
Ben bu memleketin nesini seviym
Fikret Oğuztürk
Hocam sayfanız hayırlı,uğurlu şiirliriniz bol bereketli olsun.Kilis'i
öyle anlattınız ki İnşallah en kısa zamanda geleceğim.Zaten Hiddeti'ye sözüm var,sizi de görürüz İnşallah.
Hocam sayfanız hayırlı,uğurlu şiirliriniz bol bereketli olsun.Kilis'i
öyle anlattınız ki İnşallah en kısa zamanda geleceğim.Zaten Hiddeti'ye sözüm var,sizi de görürüz İnşallah.
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta