Maziden atiye tenhalaşır tepeler. Tersine işler burda takvimler.Asma dalında sarmaşık gönüller, Kidoniada birleşir eller. Biraz muhacir, biraz yörük... Deli dolu, ama doyasıya yaşanır seherler. Güneşe mahmur uyanır gözler, yakamoz sarhoşluğuna yakalanır yürekler. Dolunay sevdasında geceler, karanlığı içer, içer......
Martı gagasında kahkaha,
Yosun kokusunda papatya,
Patricia ahhh Patricia
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Yüreğiniz
dert görmesin,
selam ve
muhabbetlerimle...
begeniyle okudum ictenlikle tebrik ediyorum gönül dolusun selamlar
Deli dolu, ama doyasıya yaşanır seherler. Güneşe mahmur uyanır gözler, yakamoz sarhoşluğuna yakalanır yürekler.
gelde dağıtma engin yürekli dostumun
geyik muhabbetlerine
yaşamın kıyısında duygular dağılırken sahile..
her dizesine kurban olsun gönüller...
ağlarken haline,kaderine ,çilesine..
teşekkürler özde dostum..
gönlün huzur dolsun
Mitolojik bir şiir okumanın zevkini yaşadım.
Zaten mitolojik aşklar da hep doğayla iç içe yaşamıştır.
Başarılar.
Hayat;
Üzüm dalında pinokyo,
Ağır, aksak uzar...uzar ya.
Budama bahçıvan, budama!
Aksın gün,
Aksın Nur şaraba,
Çok yakışıyor, çok yakışıyor
AŞK Ayvalığa.
Güzel şiir olmuş dost,kutlarım vede antolojide sayfama alıyorum..(+)and...saygılar..
Hayat;
Üzüm dalında pinokyo,
Ağır, aksak uzar...uzar ya.
Budama bahçıvan, budama!
Aksın gün,
Aksın Nur şaraba,
Çok yakışıyor, çok yakışıyor
AŞK Ayvalığa.
Güzel dizelerdi hoşuma gitti, tebrik ederim ilhamın bol osun, gönlün hoş düşüncen güzel kalsın, sevgiler...
Ne güzeldir şimdi Ayvalık. Çiçekler açmıştır mis kokular saçarak.
Denizi zaten ayrı bir güzeldir, şimdi orda olmak vardı :))) .
Nurhayat hanım içimi ısıttı bu şiiriniz çok güzeldi. Yüreğinize
sağlık kutluyorum sizi. Saygılarımla...
ablacığım çok güzel şiir değişik
bir tarzda yazılmış kutlarım kalemin daim olsun
sevgilerimle tam puan ekleyerek
saygılar sunarım
Ayvalik adina guzel bir anlatim ve övgüler, yüreginize saglik....
Dolu dolu...temasıyla gözleri ışıldatan şiiriniz ve verdiğiniz emek için sizi kutluyorum Nurhayat hanım.Elleriniz yorulmasın.Benden Ant+10
Bu şiir ile ilgili 44 tane yorum bulunmakta