Kendimiz Olabilmek:
Günümüzde yaşam koşulları, ilişkiler, ve değerler üzerindeki değişimler, insanları kendi kimliklerinden uzaklaştırma eğiliminde. Herkes bir maske takıp, gerçek benliklerinden saklanarak, kendini tanımaktan ve toplum önünde özgün olmaktan çekiniyor. Halbuki hayat, maskeler ardına gizlenmek değil, cesaretle kendi olabilme sanatı. Bu süreçte, insanlar kendilerine, sevdiklerine ve hayata dair bir dizi çelişki ve zorlukla karşılaşıyor.
Gerçek değerler üzerine düşündüğümüzde, hayatın aslında hesapla değil nasiple yaşandığını görüyoruz. İnsan ne kadar çaba harcarsa harcasın, bazı şeylerin nasipten öteye gitmeyeceğini unutmamak önemli. Bir şeyi fazla kontrol etmeye çalışmak, hayatı gereksiz strese ve kısıtlamalara mahkum etmekten başka bir şey değil. Tam da bu yüzden, olayları olduğu gibi kabul etmek ve nasibimize güvenmek, yaşamı daha anlamlı ve huzurlu kılar.
Kişi kendi yolunu seçerken, kimi zaman cesaretini sınırlandıran toplum baskısıyla karşılaşır. Ne yazık ki, birçok insan, başkalarının onlar hakkında ne düşündüğünü fazlasıyla önemsiyor ve bu endişe onların özgürce kendilerini ifade etmelerini engelliyor. Oysa gerçek bir dostluk, saygının yüreklerde kök salmasıyla başlar ve zamanla sevgiyle yeşerir. Arkadaşlıklar ve dostluklar, aynı yolda yürüyen insanlar arasında oluşan bağlardır; bu yolda en önemli şey samimiyet ve birbirine karşı dürüst olmaktır.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...



