Barbaros Bulvarı’ndan yukarı doğru, deli bir yağmurdayım
Silecekler bir sağa bir sola, yağmur damlalarıyla savaşıyor
Hiç fayda etmiyor – yağmur bildiğini okuyor, beni kör ediyor
Gidiyorum sabit hızda, nereye gittiğimi bilmeden, kayıplardayım
Kaybolmuşluğun gizli bir keyif verdiği o tuhaf duygulardayım
Benden güçlü yağmura mı, basiretsiz sileceklere mi,
Yoksa aslen belki de – kendime mi kızmalıyım?
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




şaire dememiş içindekeleri bize bırakmış adeta...
demek istemişki yitip giden umuda...
Benimki sitem falan değil…
İnan bana değil.
Sadece zamansız oldu gelişin. Yani elimde bavulum tam çıkıp gidiyordum ben de. Gitmek derken, nereye bilmiyorum ama gidiyordum işte. Uzaklara bir yere. Ama artık kızma, bak kaldım. Bak, yanındayım. Neler olacağını görmek için kaldım. Ve sana alışıyorum…
Hani demiştin ya; “dağ olsaydı ve arkasında da sen, ben buluta yazardım. okyanus olsaydı aramızda ve ardında sen, suya yazardım sözlerimi” diye. Ben de senden farklı değilim aslında. Tek farkımız; ben başlayan ve biten şeyleri yazmakta ustayım, sen yaşananları. Elim, dilim, nutkum tutuluyor işte. Yaşarken yazamıyorum. Yoksa ben de bilirim her uçakla sana selam yollamayı. Kağıttan kayıklar yapıp, içine de ismini yazıp derelere bırakmayı. Yapamıyorum. Ben ancak kağıtlarla konuşuyorum yokluğunda, kalemlere sarılıyorum, sulara türküler söylüyorum. Bir de gecelerde rüyama gelip de girersin diye öylece bekliyorum.
Biliyorum bana kızıyorsun; yaptığım ve yapmadığım şeyler için. Kızma…
Biliyorum bazen de gitmek istiyorsun, ben kendimde kaybolunca. Gitme…
kutlarım cannn kutlarım
Nefesimizden çıkan hüzünlü buharlar yağmur olup yağıyor belki de tekrar üzerimize... Serzenişler iz bırakan anıların yaralarını tedavi etmeye yetiyor olsaydı keşke... Tebrikler.
Esin hanım tebrikler harika bir çalışma yüreğin susmasın selam ve sevgilerimle**
öykü tarzında güzel bir şiir akıcı ve sürükleyici.Kutlarım.
Bu şiir denemesi süper olmuş. Sileceğede şiir yazdınız ya pes vallahi :)))
Çamurluğa falanda yazmak lazım. Tambona (araba tamponu :))) ) . Bu şiir bitirdi beni. Dumura uğrattı :)))
100 x 325499 puan :)))
sevgili esin hanım şiir tadında çokta güzel olmuş
kutlarım yüreğine saglık
salim erben
Yoksa aslen belki de – kendime mi kızmalıyım?
En iyi cümle bence.Başkasına gücümüz yetmiyorsa kendimizede mi gücümüz yetmiyor.En büyük yigitlik kendisine gücü yetmektir bence.
Bende kendi kendime çok kere böyle düşünürümde
Tebrikler.
Yüreğin emek vererek kaleme döktüğü güzel bir çalışma olmuş kutluyorum.sevgiyle kalın
Bu şiir ile ilgili 8 tane yorum bulunmakta