Bilirim:
Kurtuluş, bağlarını koparmak değildir.
Kurtuluş, kendi kaburgalarını yarıp
o içerideki kadim vahşiyi
ellerinle boğmaktır.
Soluğunu ensemde duyuyorum;
donmuş bir nehrin altındaki akıntı kadar sağır,
toprağın altındaki kökler kadar eski.
Aniden dönüyorum.
Arkamda kimse yok.
Sadece kendi gövdemden sızan
o mutlak siyahlık.
Şimdi anlıyorum:
Karanlık bir gölge değil,
kemiğin içindeki ilikmiş.
Ölmeli bu iç ikizi.
İnsan,
kendi damarlarındaki o zehirli boşlukta boğulmadan,
kendi çıplak gerçeğini
bir zırh gibi kuşanamaz.
Kendi yalnızlığının buzdan kalesinde,
yenilgiyi bir sancak gibi taşıyan
o vakur duruşla
ve hayatın en puslu, en uğursuz günlerini
gözlerinde hiçbir ışık bırakmadan
kendi adını bir komut gibi haykırarak
çağırmalı:
“Gel.
Ey benim en muazzam yıkımım.
Bugün senin bittiğin,
benim ise taşlaştığım gündür.”
Çünkü ben artık
kendi uçurumunu içinde büyüten bir zirve değilim;
karanlığını öldürerek ayakta kalanım.
Gölgesini ardında bırakmış,
adını küllerin içinden alan,
kendimden sağ çıkanım.
Kayıt Tarihi : 30.12.2025 23:21:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!