Ruknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.
Bir mevsimin kıyısından tutarsan Ruknettin
Kurak ovalara yağmurlar yağar,
Ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
Kalbin şiir olup vadilerini sular.
Rüknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.
bir mevsimin kıyısından tutarsan Rüknettin
kurak ovalara yağmur yağar
ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi
kalbin şiir olup vadileri sular.
Kolunu kardeşinin boynuna dolayıp
Cepheye yürür gibi bir gar kahvesinden
Dilinde O'nun Kahhar adıyla
Her dem ölür gibi kalp titremesinden
Her aşk bulunduğu kalbin şeklini alır.
Toprak kokusu değince o rüyaya
Aşk çözülür... geriye menekşeler kalır.
Solmuş menekşeler: derinliğin tarihi.
Yenik kavimlerin tarihi.
'Arkadaşlar burada buluştu ve kucaklaştı
Sonra her biri kendi yanlışı peşi sıra gitti'
W. H. Auden
Gitmek fethetmektir
Yahut yenilmektir kan kusarcasına
sen bu şarkıları söylemezsin ayşegül
çocukların ömrü çiçeklerinki kadardır derdin ya
Ganj'ın kenarına oturmuş ağlarken kathya
sen dilini kanatan şarkıları söylemezsin
hayat bilgisi kırık çocukların
yani hangi ırmağın hangi denize döküldüğünü
ben bir ceninken
babam askerde lavanta çiçeği
koklarken, yine arıyordum
ayrılıklar için iyi bir anne
leyli meccaniyken ben, gizliden
1
Onüç Aralık İkibinyedi. O sabah, sevgili babacığım Nuri Sayar’ı, bir hastane odasında kaybettim. O güzeller güzeli babayı, o çalışkan, o hep vermiş ama hiç istememiş, o hayat dolu insanı kaybettim. Onu hastaneden çıkarmaya hazırlanırken, hiç beklenmedik bir anda, birlikte yaşanacak güzel günlerin düşünü kurarken kaybettim. İçim acıyor. İnsanın sevdiğinin ölümüyle baş etmesi ne kadar zormuş.
‘Göz yaşarır. Kalp hüzünlenir.’ Hz. Peygamber kaybettiği oğlunun ardından ağlarken, ‘sen peygambersin, sen de mi ağlıyorsun? ’ diyenlere böyle cevap vermişti. Oğluna şöyle sesleniyordu: ‘Ey İbrahim, önde gidenlerin sonda gidenlere kavuşmayacağını bilseydik hüznümüzün bir nihayeti olmazdı. Ama yine de üzülüyoruz’. Babacığımın tabutunu çevreleyen o yeşil çuhanın üzerinde ayet-i kerime ecelden haber veriyor. Her varlık bir ecelle doğuyor. Ecel vakti geldiğinde o ‘ne bir saat öne alınabilir, ne de ertelenebilir’.
sessiz oturabilir miyiz seninle?
aramızda yaprakların hışırtısından,
ve ceylanların hayata çıkışından
başka bir ses olmadan.
beni sessiz de sevebilir misin?
Gözleriniz madam
Gözlerinize bakıyorum da
Sanki bir yangın yeri
Yüzünüz talan edilmiş bir
İmparatorluktan kalma gibi,
Bir şair oturmuş o iki kaşın arasına,
Siz psikiyatri ve prof de ve yazar degil misiniz hayatına baktım çıkmadı buradan bu yüzden sordum