KEDER ŞİİRLERİ

KEDER ŞİİRLERİ

Esel Arslan

Seni sevmek kader gibi
Vaz geçersem namerdim
Gölgen gibi takipteyim
Ümitlerim büyür,yanar yüreğim
Sevmek seni keder gibi
Sevdan menekşe,
Aşkın ise güldür
..

Devamını Oku
Hasan Gün

Tecelli edince gönülde yara,
Boşadır ah-û zar, boşa yaygara!
Gözünde büyüyen sevgin beş para,
Eder mi be dostum,eder mi sandın!

El kapısı bakmaz olur yüzüne,
Bir de nefes vurur aşkın közüne,
..

Devamını Oku
Mehmet Hanifi Aliosmanoğlu

Gönlümü mesken tutmuş,bu keder hiç gitmiyor,
Bahar geldi,gül açtı,neden hüzün bitmiyor.
Sarmaş dolaş olmuş da,ruhumu terk etmiyor,
Bahar geldi gül açtı,neden hüzün bitmiyor?

Yıkık gönül sarayım,yerinden duman tüter,
Bir acı poyraz eser,bir gamlı baykuş öter.
..

Devamını Oku
Mehmet Hanifi Aliosmanoğlu

Ne bir özlem duygusu,ne elem,ne de keder,
Zerresi kalmaz artık,ne hüznünün,ne yasın.
Ne uzakta dostların,ne seninle beraber,
Sevinmesen de bile,hiçbir acı duymazsın;
Kederler,endişeler,sevinçler senden gider...

Ne sevgiliye özlem,ne sevgiye susuzluk,
..

Devamını Oku
Mehmet Sani Özel

Acı ve keder, vadeye kadar olan hayat mücadelesinde düşünen insan için, bina ettiği ömür sarayının inşasında en çok kullanılan malzeme olabilir. Zayıf karakterin kolayına gelen, vakıadan (olan-bitenden) şikayet etmektir. Haşa, başa gelen menfi (olumsuz) haller için hiç hak etmediğini söyleyenler, Yaratana sitayişte bulunanlar, hemcinslerinin elinde bulunan mal ve güzellikleri kıskananlar, çekemeyenler hatta daha ileri giderek kendinden üstün varlığa sahip olanlara zarar vermeye çalışanlar, küfredenler, isyan çıkaranlar, bölücüler ve bozgunculuk yapanlar olabilir. Bunların hiç birinden değilim! Bu gün, dün ve daha önceki günlerden takiple gergefine koyduğum nakışların gösterdiği olarak, nasibime düşen manzaraları göreceğime inanıyorum. İkmal ettiğim, edebildiğim kadar mükemmelliği tadıp yaşayacağım. İhlas, samimiyet derecem her ne ise o kadar lezzet alıp haz duyacağım, mutluluk emarelerinden ve avam kabiliyetim kadarda acı ve ıstırap duyacağım, mukadderatın tecellisi olan hüzün getirilerinden. Yani ben evimi, bahçemi düzenleyip süslediğim gibi yarın ve daha ertesi günlerimin getirisini (bir manada!) kendi cüz-i irademle süsler şekillendiririm.

Bir alem veya bir vakit veya bir sayha tasavvur ediyorum; Köşe başlarını bileklerinin gücüyle veya metezoru ile zaptetmiş yada rast gele tezgah kurmuş kişilerin tasallutunda, arı kovanı misali işler vaziyette. İnsanlar çeşitli istikametlere, hızlı yavaş, dolu boş koşturur vaziyetteler. Satan alan, doğruya hile katan, havadan atan tutan ve deveyi hamutu ile yutanlar! İklim hangi karakterde ise o manzaranın müdavimleri o havayı soluyup sürdürmek için yarışır olacaklardır. Hırsızlar, çaldıkları malları kontrolden masum vakitlerde, dürüstlük taklidi yaparak ve avazlarının çıktığı kadar bağırarak pazarlama gayretinde, kelepir tutkunları ise ihtiyaç sandıklarını ucuza doldurma çabasında olacaktır. Orada olduğum kadar o mesafelerin kokusunu ciğerlerime çekeceğim tabidir. Kirli çamaşırlarını bir badem gözlünün çok özel eşyaları gibi satmaya çalışan şarlatanın edebiyatı, onun gözlerine bakarak dinlediğimde, ondan onun çabası doğrultusunda etkileneceğim kaçınılmaz bir gerçek olacaktır. Tanıdık simalar, aşina olduğumuz semboller, aşk ettiğimiz şahsiyetler günün yorgunluğundaki molada oturmuş, Allah’ın işine akıllarınca fikir yürütürler..

Yürümek kadar yürümesi gerektiği halde, hal böyle olunca, sürünmek tabi değil midir? Bir ton su ile banyo yapanın susuzluktan, bir ekmek almak için 10 ekmeği mıncıklayanın nezafetten ve gelirinden vergi vermeyenin devletten şikayetçi olması ne fena şeydir! Babil’in medeniyetinde sadece asma bahçelerine önem verdiler. Önemsemedikleri ayrıntıların kesbettiği manzara onları bir çırpıda yuttu! Halbuki insan önemsemesini bilen ve önemsenmesi gereken nadide varlıktı. Yüreğinde hasıl edemediği sevgiyi, marifeti, feragati ve fedakarlığı başkalarından görmeyi alışkanlık ve mizaç haline getirenlere, yedek yüzüm olsa “dostum! ” diyebilirim. Laneteyn bir ihtimamla, bol kazanç umduğum çalışmalarım bana lisanı haliyle, (af buyurun.,) tükürük atar da ben üzerime alınmam. Neticelerin faturasını şuna buna veya kadere çıkarır, ilimden irfandan ahkam keserim. Oysa ki, nihayetinde kaderin zembereğini kuranda, hasbelkader yine benim. Vurulmaması gereken yer ve zamanda, kuru bir dala bir fiske vururum. Düşen tane yuvarlanır, yuvarlandıkça tomarlaşır, tombullaşan top devasa bir kütle haline dönüşerek önüne gelen hadiseleri harap haline dönüştürür.

Hoşuma gitmeyen latifelerin sebebi olarak, hep iki yüzlülüğümü, samimiyetsizliğimi kendime gerçek bahane olarak yakıştırıyorum. Daha iyisine layık olsa idim, daha lütufkar zamanların sülalesinde hayat sürüyor olurdum. Öngörülerim, bilinçaltı şuur kalıplarım hep kendimi öne çıkarmayı, fark edilen, aranan biri olmayı, ayrıcalıklı muameleyi arayıp tercihlerine koyuyor ki, koyuyorsa ve “vah bana! ” yazıklar olsun.. Hangisi Benim: Doğruyu keyfine göre şekillendiren, ahlak ve edep değerlerini içinde bulunduğu duruma göre değerlendiren, maneviyatını asaletinden alarak çıkarı yönünde adaleti ve hakkı tarif ve tedarik eden, saf ve sevecen görüntülü sinsi şeytan mı? Yoksa gerçeğin tokadı yüzünde şakıyınca veya üzerine bir vebal atılınca dili tutulup konuşamayan, kendini savunamayan, lehindeki delilleri karartılan, ancak Rabb’ini vekil tutabilen sade bir kul mu? Azınlığın keyfine haiz veya bireysel emeller uğruna güdülen siyasetler, yapılan propagandalar ve edebiyat, insan eksenli (insanlığın saadet ve huzurunu kast eden) ideolojilerden olmayıp, şerre matuf, zulmü ihtiva eden, ifrat-tefrit aşırılığından ilhamlı bedbaht gayret ve çabalardır.
..

Devamını Oku
Sırrı Arpaç

KEDER GAMI HİÇ EDELİM
Varsa yarayı deşelim
Gönüllere yerleşelim
Bir ortamda birleşelim
Kuvvetleri güç edelim

Bilmem bana nedir kastın
..

Devamını Oku
Afer Engel

Doldur saki kadehi,aslan sütünün iyisinden
Daha şimdi,yeni kaçtım ben felaket gemisinden
Dolaştım alemi gördüm,ta Dünyanın tepesinden
Doldur saki doldur,aslan sütünün en iyisinden

Masallardayım sanki,doldurun hoşuma gidiyor
İçmesem şu mereti,Benden birşeyler eksiliyor
..

Devamını Oku
Ömer Topdemir

Nedense bir akşam
ağlarım Ben.
Kalbime dolar bunca keder,
bunca özlem.
Nedense bir akşam,
dalarım uzaklara..
Gönlüme dolar bunca keder,
..

Devamını Oku
İbrahim Ünlü

Yağmurla gelen keder
Seninle giden manadır

Üşüdüm ben
Sen yoksun
Eldivenlerim,atkım
Ve eski model şapkam üstüme giyili
..

Devamını Oku
Bedri Acar

Hep balık tutmakla vakit geçmez
Geçsede vakit,tuttuğun balık yetmez
Sen yine güzelsin,benim için özelsin
Tüm güzellikler sende birleşsin
Seninle bir ömür yaşamak isterdim
Lakin buna vaktim yetmez
Zaman dediğin ne ki,
..

Devamını Oku
Mehmet Demiroğlu

Kırık sazımla çıktım telinde tek bir ezgi
Rüzgarla yarışırım can degil sanki mermi
Coşmuş bu yurek coşmus sanırsın diçle nehri
Koşuyorum ben sana bekle aşkımın şehti

Yine keder calıyor keder bitsede bari
Gülecekmıyım huzun bitermi sanki
..

Devamını Oku
Direnc Köse

Gecenin karanlığı büyütüyordu geceyi gözlerimde, kırlangıç seslerine nispet
keder dolu sözcükler dökülüyordu dilimden;
gece karanlığı büyütüyordu, yüreğim, yüreğine hasret çarpıyordu,
uzaktı bahar ve hep zamansızdı ayrılıklar,
yüreğim titrek bir senfoni oluşturmuştu akıyordu yüreğine sessizce


..

Devamını Oku
Gürcan Günay

Masamızda iki kadeh
Seninkinde aşk şarabı
Benimkinde binbir keder
İçiyoruz beraber
Dudaklarımda yakarış
Yüzümde acıların ördüğü
Bir ince nakış
..

Devamını Oku
Gökhan Demirsoy

Ağlatan keder değil kalbimi
Bir damla kadar küçük yüreğimi.
Aynı yerdeyim besbelli,
Bin dokuz yüz seksen ikiden beri.

Düşünürken sensiz günleri
Üzen cümleler belli kalbimi
..

Devamını Oku
Sema Çelebi

Acı, Hüzün, Keder
Mutluluktan Varmıdır Ki Eser
Gidenler Gider De
Peki Hayatta Kalanlar Ne Eyler
Hayata Âmâ Ettim Gözlerimi
Görmemek İçin Acıları
Bilmemek İçin Hüzünleri
..

Devamını Oku
Metin Derya

Ne oldu bize ey sevgili
neden yaşadık bunca acıyı
bizmiydik sorumlusu bu keder ve hüzünün.
mühürlü sevdamken
kim çözmek istedi bu mühürü.
ders almamızımı istedi rabbim
vermişken böyle yüce bir sevda.
..

Devamını Oku
Nurettin Memiş

Talihsiz bir insan kederli doğar,
Dünyada tüm dertler hep onu boğar,
Acınmak bilmez ki dert, keder, yağar,
Mazlumun kaderi bumu olmalı.

Akıyor gözünden kanlı yaşları,
Tek arkadaşıdır dağ ve taşları,
..

Devamını Oku
Engin Namlı

Vakitli vakitsiz,iner gözlerden
Nice dünyaları tarumar eder
Etkilenir acı tatlı sözlerden
Her demde her kul bu bedeli öder

Yalan dünya doğdu doğalı hep var
Hicran kabullendi vuslatsa kovar
..

Devamını Oku
Berzan

Hayvanlar en eski edebiyatın içindeydiler, çok uzakta değildiler zaten: Aisopos hikâyecikleriyle insanlık durumlarına ilişkin metaforlar için zengin bir kaynak sundular. Ama Batı dünyası, sözgelimi Çin uygarlığından veya Hindulardan farklı olarak insanlarla hayvanlar arasındaki ilişkiyi 'dostluk' ile 'ahlâki kayıtsızlık' arasında uzanan bir yelpaze üzerine dağıttı. En üst düzeyde 'hayvani' tema, Mezopotamya'dan beri gelişen, Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta ön plana çıkan bir 'çoban ile sürü' teması oldu. Tuhaf kriterlere dayanılarak (çift tırnaklı olmak, yarık dudaklı olmamak vesaire) hangi hayvanın yenebileceği, hangilerinin mekruh oldukları tayin edildi. Ama her durumda, bitkilere ve hayvanlara revâ görülen muamele, uygarlıklar düzleminden bakıldığında, insanlar arasındaki ilişkilerin de kriteridir. Öyleyse edebiyatın da...

Modern edebiyatta eskiden bulunmayan bir yenilik, 'iyi' ile 'kötü' edebiyatlar arasında bir ayrımın, beğeni ve yargılar düzleminde yapılabilir hale gelmesidir. İşte 'kötü' edebiyatı ayırdeden ölçütlerden birisi, 'evcil hayvanlarla' insanca bir ilişkiyi dile getirmeye çabalayıp durmasıdır -özellikle çocuk edebiyatının önemli bir kesimi, hayvanları 'evcil' olarak tasarlar, vahşi dünyaya yumuşak bir geçişe olanak vermez. Bunun en iyi örneği, Melville'in Moby Dick'inin 'çocuklar için' uyarlanmasında, vahşi dünyanın, beyaz balinanın göz kamaştırıcı çılgınlığının ya da köpekbalıklarıyla gemi aşçısının o harika konuşmasının çıkarılmasıdır. Robinson Crusoe, 'evcil' ile 'vahşi' arasında keskin bir ayrım yapar; ancak sonuçta bütün vurgu her hayvanın evcilleştirilmesi, insan çevresinin (tek başına bir insan olsa bile) parçası kılınması gerektiği düşüncesidir. Tarzan edebiyatı ise 'kötü' edebiyatın en katlanılabilir örneklerini sunar; tüm bir vahşi ve yalnız yaşayan hayvanlar silsilesi, kendilerine ait duygulanış tarzlarını terkederek, kahramanın sözünün etrafında hizaya gelirler...

Sorun hayvanlarla sürdürülecek ilişkinin 'insanca' olması gerektiği düşüncesinden çıkmaktadır. Aynı ilişki, belki de 'hayvanca' olabilir yine de -Kaptan Ahab'ın, Kafka'nın hayvanlarını (Dönüşüm) , Jack London'ın, Faulkner'ın hayvanlarını iyi bir edebiyatın kriterleri olarak anımsamak yeterlidir. Bu hayvanlar sürü hayvanları gibi değildirler, ya yalnız başlarına yaşarlar ya da sürülerine -Moby Dick'de olduğu gibi- ihanet ederler. Beyaz balinayla karşılaşmak uğruna Kaptan Ahab da tayfalarına ve gemisine ihanet etmek zorundadır -ölüme dek... Edebiyat böylece 'hayvanlar dünyası'nı anlatmayı bırakarak, sıradan natüralizm içinde yepyeni bir natüralizm çizgisini harekete geçirir: Hayvanların edebiyatta varolmasının nedeni, D. H. Lawrence'daki gibi, insanlara evcil aynalar, ahlâki-estetik kriterler sunmak değildir artık, insan varoluşunun ve dilinin kaybolduğu, hayvan duygulanışlarıyla donatıldığımız bir vahşet türüdür. Bu vahşet, Kafka'da olduğu gibi, başka, akıl edilmemiş bir vahşetin -aile ilişkilerinin, her türden evcilliklerin, bürokrasinin ve Devlet'in vahşetinin karşısında bulacaktır kendini. Hayvanlaşmış insan, edebiyatta ne bir fantezi ne de 'realizm efektinin denenmesi'dir -zaten olduğumuz, olabileceğimiz, olmayı asla bırakamayacağımız bir durumdur; zaten kendimize benzettiğimiz bir kediye, bir köpeğe dönüşmeyiz, bir hamamböceğine, bir kaplumbağaya dönüşürüz... Hayvanlarla bir ilişkimiz olacaksa, bunun hayvanlardan insanlığı öğrenmek türünden bir metaforla işlenmesi zorunlu değildir -orada, hayvanlardan hayvanlığı öğreniriz.

Kurtlar tam da yukarıdaki nedenlerden dolayı, bütün diğer hayvanlara oranla ayrıcalıklıdırlar. Jack London'da olduğu gibi, kâh bir iç sese kulak veren kendilikler olarak, kâh insan vahşetinin yalnızca hayvanlara değil, kendi kendine de yönelen kötü ve kayıtsız şiddet türünün en iyi ifadesi olarak yaşamak zorunda kalırlar. Evcillik ise, köpeklerde olduğu gibi 'dostluk' adı altında sadakat beklentisini onaylayan temel ilişki tarzıdır -insan türünün bir bencilliğidir. Hayvanlar dünyasını bir 'metafor' olarak tutan fabl yazarları ve karnaval edebiyatı daha masumdur, çünkü salt evcillikler türetmekle kalmaz, doğrudan doğruya insanlar dünyasına, politik ve kültürel ilişkilere yöneltir oklarını.
..

Devamını Oku
Fayık Demir

İliklerimde gecenin hüznü
buram buram hasret kokan bir bekleyiş
akışlarda akışlarla akıp gidiyor gençliğim

Belli belirsiz dalıp dalıp gidiyorum yine
yakınlara uzaklara düşüyor hayalim
parmak uçlarımda keder gözlerimde esrik karaltılar
..

Devamını Oku