Mevsimler, aylar, yıllar kayıp gitti avuçlarımızdan. Hasretlik, özlem ve bitmek bilmeyen bir ayrılık sinemizde yankılandı hep. Sırtımız dünyaya dönük, yol gözler dururduk bu kayıp kente. Ellerimizi uzatırdık, daha ötelere, gecelerin amansız karanlığında.
Belli belirsiz bir sancı başlardı yüreğimizin derinliklerinde. Kayıp zamanlarda uçup giden bir uçurtmanın hayaliyle büyüdük senelerce. O uçurtma gibi, biz de savrulduk derin alemlere. Bu hayat dediğiniz bizim için bir bilmeceydi. Her gördüğümüz uçurtmada içimiz ürperir, uzaklara dalıp giderdik. Çünkü hayatı hep uzaktan izlerdik. Biz, kayıp kentin çocuklarıydık.
Telaşlı ve esmer bir gülüşümüz vardı bizim. Sevdayı da, hayali de iyi bilirdik. Ama derdimizi kimselere anlatamazdık. Utanırdık. Çeker, sineye saklardık. Yıldızlar yoldaşımız, karanlık geceler sırdaşımızdı. Anlatırdık onlara içimizdeki yangını, ama sözcükler dilimizde düğümlenir, gözlerimizde birikirdi. Anlatamazdık kimselere.
Çünkü biz, kayıp şehrin çocuklarıydık.
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta