Bir şehrin iziyle uyanıyorum her sabah,
haritalarda adı silinmiş,
taşlarında ses biriktirmiş bir şehir bu.
Kapıları içe doğru açılan evleri vardı,
kimse yabancıya bakmazdı uzun uzun,
çünkü herkes bir başkasının kaybıydı.
Toprağın hafızası olur derlerdi,
ben buna ilk Sivas’ta inandım.
Ayazın bile konuştuğu,
rüzgârın bir türküyü yarım bıraktığı yerde.
Kızılırmak geçerdi içimizden,
suyun rengi değil de kaderi kırmızıydı sanki.
Bir şehrin kaybolması için
yakılması gerekmezmiş meğer,
unutulması yetermiş.
Bir pencere kapanır,
bir isim söylenmez olur,
bir çocuk büyür ve artık dönmez.
Ben o dönmeyen çocukların sesiyim şimdi,
taş avlularda yankılanan bir ayak izi,
Divriği’de taşın sabra dönüştüğü kapılardan geçtim,
Selçuklu’nun duası hâlâ taşta asılı duruyor.
Her oyma, bir suskunluğun tercümesi.
Sivas,
sen bir şehir değil,
bir iç çekişsin aslında.
Kışın erken gelir ama
insanın içine geç gelirsin.
Kömür sobası gibi:
yakarsın ama ısıtman zaman alır.
Kaybolan şehirler
hep aynı yerden kanar:
hatırlanmayan bir mezar,
adını yitirmiş bir sokak,
yarım bırakılmış bir türküden.
Ben bu kaybı
bir coğrafya gibi taşıyorum içimde.
Nereye gitsem
ayazı cebimde,
sessizliği dilimde.
Bazen bir tren düdüğü duyar gibi oluyorum,
sanki Sivas Garı’ndan kalkan
ve bir daha geri dönmeyen yıllar var.
Raylar pas tutmuş,
ama bekleyiş hâlâ canlı.
Bir şehir kaybolunca
insan da eksilir derler,
ben buna itiraz etmedim hiç.
Çünkü ne zaman aynaya baksam
bir yanım taş,
bir yanım küldür.
Yine de bilirim:
Kayıp şehirler ölmez.
Sadece insanın içine çekilir.
Ben yürüdükçe
Sivas da yürür benimle,
her adımımda
bir sokak daha hatırlanır.
Ve gün gelir,
kimsenin bilmediği bir anda,
bir şehir
bir insanın kalbinde
yeniden kurulur.
Kayıt Tarihi : 26.12.2025 20:13:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!