Kayıkçı Kul Mustafa (GÜLCE- BULUŞMA)
-I-
Türk’ün kaderinde cilveli şehir,
Arap kurdu yine döndü Arap’a.
Şaha bölüp kızıl akarken nehir,
Baş koyanda göz belendi türaba.
Üstünlük uğruna yapılan savaş,
Her savaşta yere düşen aynı baş,
Biri Sünni biri Türkmen Kızılbaş,
Nerde ola Bağdat dönmüş seraba.
Uğruna nice Türk kanının döküldüğü Bağdat;
Osmanlı devleti tarafından fethinde
Bıyığı yeni terleyen Aksaraylı Genç Osman,
Elinde bayrak, burçta son adım…
Aldığı bir okla yaralanır, düşer Dicle nehrine.
Kahraman ilan edilir, adı destanlaşır Anadolu’da.
Farklı söylence farklı yazımları olan,
Şairini ölümsüz kılan şu şiirle:
‘‘İptida Bağdat’a sefer olanda
Atladı hendeği geçti Genç Osman
Vuruldu sancaktar kaptı sancağı
İletti bedene dikti Genç Osman
Eğerleyin kıratımın ikisin
Fethedeyim düşmanların hepisin
Sabah namazında Bağdat kapısın
Allah Allah deyip açtı Genç Osman
Sultan Murat eydür gelsin göreyim
Nice kahramandır ben de bileyim
Vezirlik isterse üç tuğ vereyim
Kılıcından alkan saçtı Genç Osman
Kul Mustafa karakolda gezerken
Gülle kurşun yağmur gibi yağarken
Yıkılası Bağdat seni döğerken
Şehitlere serdar oldu Genç Osman’’
Hayatı şiirlerinde saklı,
On yedinci yüzyıla nikâhlı.
Halk edebiyatı ozanı,
Birçok halk şairinden farklı:
Yeniçeri ocağından olup,
Katıldığı savaşlarda gördüklerini anlattığı
Şiirleriyle, özellikle Genç Osman ile ünlü
Çöğür ustası Kayıkçı Kul Mustafa,
Aydın Nazillili olma ihtimali yüksek…
Doğumu belirsiz,
Ölümü bin altı yüz elli sekiz veya dokuz.
Yeniçeri ocağında kayışçıdır, anılır öyle.
Savaştır, ölümdür, fetihtir konu,
Murat Reis ile Cezayir seferi;
‘Kayıkçı’ ön adıyla tanıtır onu,
Sanılır öyle.
‘‘Kalktı yelken eyledi Murat Reis
Baş başa düşmana varırım demiş
Vaktinize hazır olun gaziler
Ya ser verir ya ser alırım demiş
Biz şaşırttık ol düşmanın yolunu
Kimse bilmez gazilerin halini
Hazır edin kumandanın birini
Alırım yedekte sürürüm demiş
Türk pirleri eydür kurtarın bizi
Biz de dedik Allah kurtarır sizi
Ölenimiz şehit öldüren gazi
Gün bugünkü gündür ururum demiş
Kul Mustafa’m daim söyler özünden
Gaziler de cenk eylemiş yolundan
Koyuverin Türk’ü bilek demrinden
Boyuna küffarı vururum demiş’’
Koçaklamaları asker arasında yayılan,
Dinleyene heyecan veren destandır birer.
Genç Osman destanından
Değişik nice hikâyeler türer.
Anadolu insanı arasında anlatılıp gelir
Buram buram bugüne değin.
Bektaşiliği benimsediği söylenir,
Çağdaşı başka Kul Mustafalar olsa da
Şu nefes onundur denir.
‘‘Bu aşka pek bağlananın
Cümlesinde bilim vardır
Açılmış hüsnünde güller
Bir yavru bülbülüm vardır
Niyaz eder yâr ararım
Gâhi sineme sararım
Hublara kalmaz kararım
Bir acayip halim vardır
Yavru, bize etme cefa
Şivelerin ruha gıda
Bu serim yolunda feda
Ne rızkım ne malım vardır
Keman etmiş kaşın çatar
Cefaları bize yeter
Kirpiği okunu atar
Karşıda bir zalim vardır
Mustafa iste yârinden
Salâvat ver muradından
Cansız duvarı yürüten
Hacı Bektaş Velim vardır’’
-II-
Yaşadığı dönemde halk edebiyatı, şairler
Etkilense de aruz vezninden,
Etkilenmez Kayıkçı.
Halkın zevkine bağlı doğal bir söyleyiş,
Hece vezni, daha gelişken uyaklar…
Zaman zaman hatalar olsa da
Destanlar dışındaki diğer şiirler
Daha akıcı, sade bir dil, Türkçe kökenli sözcükler
Ve yüzyılın ilk yarısında kavuşur üne.
Seslendirilen türküler,
Asırları boğarak gelir bugüne.
‘‘Vaktine hazır ol ey Acem şahı
Mağribden üstüne asker geliyor
Yakacaktır ta¬cın ile tahtını
Sultan Murad Handır ken¬di geliyor
Sultan Murad Handır gelen kendidir
Otuz bini zırhlı kırk bin Hindidir
Kaçamazsın ahir vaktin şimdidir
Kırk elli bin ehl-i tımar geliyor
Elli bin de benim benim deyici
Altmış bin de şirin cana kıyıcı
Yetmiş bin de siyah postal giyici
Seksen bin de Tatar Han¬dan geliyor’’
Diye devam eden manzumesiyle,
Şah Abbas’ı Acem diye nitelemesi
Bir Osmanlı görüşü…
Halk edebiyatı şairlerince desteklenmesiyle
Yeni bir şiir türü:
‘Yürüyüş Destanı’nın doğmasına, olur vesile.
Sevda şiirlerinde, lirizmde usta;
Şaha kalkar duygular,
Aşar bendini coşku;
Dinleyende, okuyanda bırakmaz kuşku.
‘‘Çünkü dilber bana meylin yoğ idi
Ezelinden ikrar vermiye idin
Muhabbettir güzelliğin nişanı
Uğrun uğrun bakıp gülmiye idin
Hani benim ile yiyip içtiğin
Yiyip içip ak göğsünü açtığın
Şimden sonra fayda etmez kaçtığın
Soyunup koynuma girmiye idin
Siyah zülfün mah yüze etmiş perde
Sen uğrattın beni bin türlü derde
Ben kendi hâlimde gezdiğim yerde
Arayıp bergüzâr vermiye idin
Kul Mustafam eydür canadır kastım
Çok ağlattı beni gözleri mestim
İncitme sevdiğim severim dostum
İncitirsem güzel olmıya idin’’
Katarda turnaya neredir vatan,
Aşkın deryasına gömülüp batan,
Mecnunu koynuna beleyip yatan,
Leyla mıdır kumul mudur çöl müdür.
‘‘Kara gözlü dilber lebin lezzeti
Sükker midir şerbet midir bal mıdır
Dökülmüştür ak gerdanın üstüne
Kâkül müdür sırma mıdır tel midir
Kudretten eğnine hulle biçilmiş
Gerdanına siyah benler saçılmış
Hüsnünün bağında çiçek açılmış
Lale midir sümbül müdür gül müdür
Gönlümdür aşk ile arayup süzen
Ağyar olur yârin ardınca gezen
Söyledikçe kara bağrımız ezen
Ağız mıdır dudak mıdır dil midir
Alçakları koyup yüksekte uçmak
Rakib-i naşiye sırrını açmak
Yadlara meyledip fakirden kaçmak
Adet midir kanun mudur yol mudur
Mustafa der acep gördüğüm düşü
Dilbere meyletmek aşıkın işi
Yolunda harcolan gözümün yaşı
Derya mıdır ırmak mıdır göl müdür’’
Vuslatî der karga gözü oymayan,
Dilini koruyup Gülce yaymayan,
Seni anlamayan seni duymayan,
Sağır mıdır âmâ mıdır lâl mıdır?
Osman Öcal
Osman ÖcalKayıt Tarihi : 15.1.2012 14:00:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
GÜLCE DEN

Türk’ün kaderinde cilveli şehir,
Arap kurdu yine döndü Arap’a.
Şaha bölüp kızıl akarken nehir,
Baş koyanda göz belendi türaba.
Üstünlük uğruna yapılan savaş,
Her savaşta yere düşen aynı baş,
Biri Sünni biri Türkmen Kızılbaş,
Nerde ola Bağdat dönmüş seraba. '
Değerli Osman Hocam;
Şiirin muhteşemliği, duru ve akıcı dili ve konumlandırıldığı temelin muhteşemliği bir yana...
Üstte alıntıladığım başlangıç mısralarındaki temel ve ayrıştırıcı düşünce ve bir toplumu, bir ülkeyi paramparça eden o aymazlığın gerekçesi o kadar anlamlı ve kısa sözcüklerle vurgulanmış ki! Bütünüyle şiire mest olmakla birlikte özellikle bu kısım sürükledi finale değin, bir okur olarak beni!
' Arap kurdu yine döndü Arap’a. ' Bu mısrada ki 'Arap kurdu', 'döndü Arap' a',
' Üstünlük uğruna yapılan savaş,
Her savaşta yere düşen aynı baş,
Biri Sünni biri Türkmen Kızılbaş,
...'
söylemindeki o ince ifade, o serzeniş!
Kardeşin kardeşe düşürülmesindeki hazin gerçek, o sinsi tuzak bundan daha güzel nasıl ifade edilebilirdi ki! ?
Ve bir de, finaldeki o şirin sesleniş...
' Vuslatî der karga gözü oymayan,
Dilini koruyup Gülce yaymayan,
Seni anlamayan seni duymayan,
Sağır mıdır âmâ mıdır lâl mıdır? '
Sadece teknik olarak değil Osman Bey, içerik olarak da şah damarımdan vurdu dizeleriniz beni! Gerçek ne kadar acı olsa da; o gerçeği muazzam söylemler ve 'Gülce/Buluşma' nazım türüyle tekniğe döken kaleme saygımızı, sevgimizi, taktir duygularımızı ifade etmekten onur duyarım. Başarılarınızın sürekliliği dileklerimle saygı ve dostlukla...
Okurken anladım tılsım hasleti
Ne güzel anlatmış kalem mesneti
Arı mıdır petek mıdır bal mıdır
selamlar sevgiler
Mesajı Sil
TÜM YORUMLAR (3)