Yüreğim sahra çölü kadar kurak, gözlerim ise kara bulutlar kadar yaşlı. Etrafımda binlerce insan ve ellerinde çakıl taşı. Çünkü ben, insanlar arasında kalan bir yabancı. Ve serilmiş önüme dar ağacı, ağaç ise gülümsüyor bana acı acı. Her gün bir adım, adımla atılan onlarca çakıl taşı. Kollarım, bacaklarım ve yüzüm her darbeyle kan akıttı. Zaman, çektiğim bir sancı ve ölüme bir adım daha kaldı. Sonunda koynundayım ağacın, boynuma bir ip sarıldı. Cellat, son bir sözün varmı diyip gözlerime baktı. Başımı sallayarak göğe baktım ve bedenim dar ağacında sallandı. Neden mi göğe baktım? Çünkü bütün sözlerimi göğe yazdım. Bakınca görmezsin, gördüğünde anlarsın.
Her şey yerli yerinde; havuz başında servi
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan
Eşya fışkırmış gibi tılsımlı bir uykudan,
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi.
Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,
Devamını Oku
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan
Eşya fışkırmış gibi tılsımlı bir uykudan,
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi.
Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta