Sana dokunmuyorum,
uzaklığın derisinde geziniyorum.
Soluduğun havada bir iz bırakıyorum ki,
ruhum senin teninin kokusunu taşısın
ve buluşsun gizlice göğüs kafesinin altında
çırpınan kanat sesinle.
Nihal, sen bir anahtarsın
kapısı olmayan kilidin.
Ben sendeyim, sen bende,
arada bir nefes, bir titreşim,
bir gece çiçeğinin ay ışığına uzanan hali.
Dokunmak mı?
En büyük temas, dokunmamakta.
Seninle aramda akan ırmak,
içimde deniz oluyor.
Seni seviyorum demem,
susarken çınlayan bir çan gibi.
Senin adın, Nihal,
dilimde bir dua, içimde bir yankı.
Sen var oldukça
kendimi buluyorum kaybederken.
Senin aynanda kırılan benliğim,
parçaları topluyor,
her biri seninle parlıyor.
Bedenler geceye uzanır,
ruhlar sabaha karışır.
Biz, ikimiz,
bir mumun iki yanması,
ayrı alev, aynı ışık.
Temas ediyoruz
nefeslerin kesiştiği yerde,
sessiz ve derin,
bir yıldızın kendi içine çöküşü kadar
tutkulu.
Dokunma, değme, temas etme;
en yakınlık, uzakta kalanda.
Sen Nihal’sin,
ben senin yokluğunda var olan,
senin varlığında yiten.
Bu aşk, bir arayış,
kendini sevgilide bulmak
ve buldukça kaybetmek,
kaybettikçe
yeniden doğmak.
Kayıt Tarihi : 11.1.2026 15:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!