Kalabalıkların uğultusunda, kendi içimdeki o sağır edici cenk...
Susturamadığım, etimi kemiren o dilsiz feryatlar,
Sahi, aklımı mı yitiriyorum, yoksa bu mahşerde neden bu kadar çırılçıplak yalnızım?
Belli ki çok yakında üstüme kapanacak o ağır kapılar,
Hürriyetim ve en mahrem hislerim çoktan darağacına teslim...
Gözlerim dolsa, yaşım süzülüp o paslı kilidi ıslatsa da nafile,
O kapılar kapanacak ve ben kendi zindanımda, karanlığa kilitli kalacağım.
Sahiden bir hayalet miyim, kime çarpsam içinden geçip gidiyorum?
Sesim boşlukta yitiyor, tenim saydam, acım görünmez bir leke...
Hüznüm bile küstü bana, damlamıyor artık şu beyaz kağıtlara.
Gözyaşımı yanaklarımda değil, ta göğüs kafesimde, sızlayan genzimde hissediyorum,
Yüzüme kezzap dökülse, inan içime akan bu zehirden daha az yakardı canımı.
Kirpiklerim artık şefkatli birer gölge değil, kendi gözüme batan acımasız mızraklar...
İçimde öyle bir ah ü figan var ki,
Bülbül kendi sevdasını unuttu, benim yasıma ağıt yakıyor,
Gül bile bu viran halimi gördü de, insafa gelip kanatmadı bülbülü...
Ömrümün her takvim yaprağı bir başka sıkıntı, bir başka ziyan,
Kurudu pınarlarım, dışarıya akmıyor artık o kanlı gözyaşım.
Gözlerim, engin bir denizin ufkuna saplanıp kaldı öylece,
Sanki yuvalarından taşıp, o lacivert sulara karışacaklar deşilircesine.
Güneş son nefesini verirken, benim karanlığım o yakamozlarda boğulacak...
Titriyor dudaklarım, ve gözümde yarım kalan o son sessiz veda.
Kayıt Tarihi : 17.12.2022 13:03:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!