Burası karanlık, soğuk ve ıssız..
Karanlıklar içinde korkuyorum anne..
Sıcak kucağından ayrı ve yalnız..
Yalnızlıklar içinde üşüyorum anne..
Karanlık ve yalnız.! neden burdayım?
Sensiz, kimsesiz ağlamaktayım..
..
Serseri bir kuşum mayın tarlasında gezen
Yollar dar yollar karanlık
Gece çökmüş hayat gibi omuzlarıma
Gelemem yollar dar yollar karanlık
Beni anıyorsun ateş bastı sol yanımı
Burnum sızladı gözlerim yine daldı
Belki o ıspanaklı böreğinden yaptın
..
Muammer, üç ay önce İngilizce ve siyasal bilgiler üzerine yapmış olduğu üniversite tahsilini bitirmişti. Üstün başarı sayesinde hariciyeye alınmış ve iki hafta sonra Uganda’nın başkenti Kampala Büyük elçiliğinde göreve başlayacaktı.
Görevini en iyi bir şekilde yerine getirebilmek için Uganda hakkında bulabildiği bütün kitapları okuyordu. Sosyal, kültürel, coğrafi ve siyasi konular hakkında yeterince bilgi edinmişti. Arkadaşının verdiği kitabı biraz karıştırıp ilginç bir konuya rastlarsa okuyacaktı. Sonunda aradığını buldu; “Bilinmeyen yönleriyle Uganda ” adındaki kitapta ülkede halen ilkel şekilde yaşayan bir kabileye de yer verilmiş. Bu bölümü hemen okumaya başladı.
Mokibo kabilesi
Mokibo kabilesi, 300 yıl önce Uganda’nın en büyük ve güçlü kabilesiydi. Bu kabile ülkenin güneyi, kuzeyi ve batısına egemendi. Rakip kabile olan Tutu ise doğuya hakimdi. Mokibo’lar ilkel yaşamda ısrar ettiklerinden dolayı Tutu ve diğer kabileler karşısında zayıf düştüler çünkü Tutu’lar Afrika’ya gelen misyonerlerde gördükleri ateşli silahla tanışmışlardı. Avrupalı tüccarlardan silah satın alıp savaşlarda kullanmaya başladılar. Sadece mızrak ve oklarla savaşmaya çalışan Mokibo’lar, modern silahlara yenik düştüler. Çok sayıda Mokibo öldürüldü veya esir düştü. Neticede bütün savaşları kaybedip topraklarından oldular. İlkel kabile aslında en büyük kaybı, medeniyete karşı direnmesinden dolayı kabileden ayrılanların yüzünden yaşadı. Uganda’da diğer kabilelerin hepsi medeni hayata geçmişlerken, halen ilkel bir hayat sürdüren Mokibo’ların 1500 kişi civarında oldukları sanılmaktadır ve Togoto ormanının içlerinde yaşamaktadırlar. Kabileden ayrılmayı engellemek için kaçmaya çalışanlar öldürülmektedir.
Mokibo’lar dış dünyaya tamamen kapalı olduklarından, kendileriyle diyalog kurmak imkansızdır. Bu yüzden kabile hakkında sağlıklı araştırma yapmak imkansızdır. Mokibo kabilesinin yaşamı, inancı ve en önemlisi değişime neden bu kadar direndiği hakkında tek bilgi, kabileden kaçanlarla yapılan söyleşilerden oluşmaktadır.
..
Daha kapanmadan perdem;
Hatırana matem düştü!
Peykede eridi keçem;
Gördüğüm karanlık düş’tü!
Su gibi akıyor zaman;
Hasretin içime düştü!
..
ORASI BİLİNMEZ ARDI KARANLIK...
Merhaba gönül dostlarım. Saygılar sunarak konuyla ilgili duygularımı sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Orası bilinmez ardı karanlık deyince içinizden geçenleri de hissediyorum. Elbette karanlık olan neresi acaba diye. Uhrevi alemi işaret ederken dünyadan aciz olup yanlış düşünenlere mesaj iletmek istedim. Ölümün kurtuluş olduğunu düşünmemek lazım.
Çünkü hayat serüveninde Allah tarafından sana sunulan her gıdanın elbette beledi var. Bunca yiyecek içeceklere kurtlar ve kuşlar kadar zikir ve şükür yapabildik mi, tüm gıdaları hazmede bilmemiz için bizlere emanet edilen organları layıkıyla kullanabildik mi? , imtihan dünyasında acaba ne derece başarılı olabildik bunu bilemeyiz. Huzuru mahşerde ki hakların paylaşma gününde kul hakkı yönünden ne derece başarılıyız bilemeyiz.
Bazı gaflete dalan kardeşlerimiz dünya sıkıntılarına katlanamayıp bir ana önce intihar edip öbür dünyaya göç etmeyi planlıyorlar, oranın buradan
..
Herşey gibi karanlık
Sen karanlık ben karanlık
Ölümlerin en yücesi bile karanlık
İçime gömdüğüm hasret ıssız bir insan
Kendimi zındanlara kapattım
Dünyanın gülmesini bekliyorum
Seni yazıyorum zından duvarlarına
..
Ay karanlık,
Zifiri bir gece,
Ve bizim ruhumuz tertemiz…
Sudan yeni çıkmış balıklar gibi sevgimiz……….
Nerede ruhumuz doyarsa orada güleriz………..
Ve biz, şiirlerimiz kadar hür,
Kuşlar gibi serseriyiz………..
..
Ufkuna direnen güneş,
Ağır ağır olsa da batıyorsun.
Beni yine karanlık gecelerle kucaklaştırıyorsun.
Terk ediyorsun, zamana satıyorsun.
Gözlerin doğsa gözlerime,
Güneşe ne gerek olurdu.
Karanlık gecelerde,
..
Çıkış yok yüreğim sıkışık ay karanlık
Sadece gözlerim var dünyam bulanık
Tek Allah okşadı beni gerisi yalnızlık
Çiçekler kökleriyle sökük ruh dağınık
Yüksekten düştüm ay görmedi yazık
Mehtaplı gecede ölüm yaşam karışık
Çıkış yok yüreğim sıkışık ay karanlık
..
Bazen ay karanlık düşer, bembeyaz bulutlardır aya kıyam eden.
..
Tut ki bir kuru soğuk işler iliklerime
Yüreğim titrer derinden
Derken bir sızı başlar inceden
Isınamam
Güneş karanlık.
..
En karanlık boşluk; umutsuzluk çukuru, en dolu aydınlık ise; umut güneşidir...
..
Öyle bir yerdeyim çok soğuk ve dar
Yanlızım dalgınım aklımda o yar
Açsalar kalbimi sadece o var
...Simsiyah karanlık zindanlardayım
...Sevdiğim duymasın firarlardayım
Uykuda rüyada onu anmayı
..
Gece perdesiyle geldi
Yoğun, karanlık ve durgun
Takındı eski bildik kasvetini
Ve uzandı deniz dalgalarıyla önünde
Acaba sen o karanlığın neresindeydin?
..
Hoyrat günlerin terkisinde mevsimler geçti, eskidi günlüğümüzde düşler
Çözülmedi düğmeleri aşkın, yorgun bir şafakta eskidi resimlerde sevgiler
Senli bekleyişlerin sahilindeyim, dudağımda hüzzam ezgili mor türküler
Asi bir rüzgâr ıslığıydın sen, dökülsün sevda testisinden sunduğun meyler
Yüreğimin delirmiş dalgalarına uzanınca ellerin, gövdemin yangınlarla şahlanan katmanına sarıl ve gönlümün hicaz ovalarında aşkın kelepçelerini açınca bak gözlerime. Firari yaşanmamışlıkların urbalarını sıyırayım teninden, ruhunun gelgitli düğmelerini çözeyim dilimle ve er şafaklarda yine sana, hep sana uyanmak için ömrünün çığlıklarıyla restleşeyim,
Yüreğimin kasırga mevsimlerinden gelip geçen asi bir rüzgâr ıslığıydın sen, umarsız hallerimin penceresinden beni gözleyen. O fırtınalar kalburüstü bir zaman meyhanesinde bir kadeh şarapla değiş tokuş edildi, eşkıya yanımızı birbirimizden habersiz günlere yükledik ve o günlerin üzerinden aylar yıllar geçti. O yorgun sarmalda, o düş vanalarını sonuna kadar açmada ve o telaşlı sarılışların sahillerinde uzandık bir iniltinin bağrına. Soluksuz bir delirmişliğin kıyımlarında çırılçıplak kaldık ve er sabahlara ter içinde uyandık.
Neredesin, kiminlesin, ne haldesin ve ne nasılsın diye soramamak sana, sarılamamak bir aşk gibi varlığına ve saplanmak duvardaki taşlaşmış bakışıma. Senden kalan tek şey unutuluştu. O kendimizi aradığımız ve asla bulamadığımız aynaların aşk taramalarında en çok kendi varsıllığımızı ararız, gövdemizin hicazına kuşların kanatları değince. En umulmadık merhabaların med-cezirleri sarsar gövdemizi, bahar yelleriyle içimizin gölgelikleri serinleyince.
..
Dünyasında bir hayal, rüyalar gerçek olsa
Kaybolmasın bu sevdan, bitirme nefesini
Sende sevseydin kadın, ateşine can dolsa
Karanlık geceleri, duymasamda sesini
Tek başına gülsende, bülbül olup ötsende
Unutamaz bu yürek, toprak olup bitsende
..
Ey Müslüman!
Sen Müslüman kaldığın sürece,
Karanlık ve ruhsuz batılın gözünde,
Örümcek kafalısın!
ALLÂH (c.c.) ömür verse bin yıl yaşasan,
Fakülteler bitirsen, milyonları aydınlatsan,
..



