Ay karanlık gecede yıldız bilmece
sevda düştü gönlüme ayrılık gelince
Yanlızlık umudu bulutlar çökmüş üstüne
Karanlık dağlar ardına gizlenmiş güneş bile
..
Karanlık hayatın labirentlerinde maden işçisiyiz,
Her birimizin yolları farklı, platform aynı
Havasız tünellerde ışık yok,
Uzayan koridorlar karanlık, siyah,
Kulaklarımda adım sesleri, tempolu.
Gündüzler karanlık, burası tozlu
Kurulmuş robotlar aşağı yukarı gider gelir,
..
Karanlık çöktü yine hergün ki gibi
Hatırladığımda seni
Karanlık çöktü yine gönlüme
Karanlık çöktü yine günüme
Yaşıyorum öylesine zaman akıp gidiyor
Seviyorum ölesiye kader gülüp geçiyor
..
gece karanlık,
ben
geceden de karanlık
bir kelebek
çarpar karanlığıma
gün aydınlanır
gece aydınlanır
..
günaydın gece
aklıma gelen bütün küfürler
merhaba karanlık
aklımın erdiği kadın
yürek acım
en karanlık gecedeki karanlık
günaydın gecem
..
Karanlık geceler, benim dostum oldu nedense
Hep o gecelerde seni arar, seni oralarda anarım
Neden bilmiyorum, ama tek bildiğim şey, inan
Sevgilim, seni çok seviyorum
Yollar uzak, sevgi içten, aşk kalpten, bak elden
Ne gelir, göz seni görmek ister, yürek sana atar
..
Senden ayrı düştüm dağlar meralı.
Gezdiğin dağların karına selam.
Sen de yaralandın ben hep yaralı.
Meyvesiz bahçenin barına selam.
Şimdi sen nerdesin ben nerelerde.
Arayıp aktardım her gün her yerde.
..
beni çeken,
içimdeki karanlık mıydı?
gece kapı önlerine
karanlık geceler içinde
karanlık düşüncelere davetiye gibi
oturup beklemek niyetine
karanlığın tonlarında
..
Karanlığın ucunda kanayan bir aydınlık parçası vardı. Aynada kanayan yüzümün eksikliği, hapsolduğum o karanlık gecelerde aydınlanan gözler de değildi. Bir yalnızlığın çığlığına eşlik eden aşklar senfonisi var gecenin ucunda. Sevgi/li/den firar eden âşıkların hep bir ağızdan dillendirdikleri. Her nakaratında acılara nakaratlanan ve o maskeli balolar. Hani, hepimizin sahte gülümseyişlere büründüğü o balo salonlarında bir karambol kalabalığı yaşanır ve her adımda biraz daha eksildiğini hissedersin. Öfkelenen yüzüne yapışan küfürler, geçmişin acısını hissettiğin her an bir kamçı gibi vurur yüzüne. Çıplak bir bedene ağlamak hiç bu kadar yakışmamıştı; bir kaç damla gözyaşı ve ağlamanın ayıp olmadığını söylüyorlardı gece yarıları.
Demdir yüreğimde, tanıdık bir ses çınlamaya başlıyor kulağımda, ve tüm heybetiyle sol yanıma bir can düşüyor. Kesilen soluğumda hissettiğim her adım biraz daha geçmişe bağlıyordu. Evet, doğru; geleceğe, geçmişten gidiliyordu. Gelmişini, geçmişini birbirine karıştıran bir ağıdın başında akıyor musluk, tüm kirlerinden arınmak için biraz daha yaklaşıyorsun geçmişe ve öfkelenen bedenini küfürler bekliyor sabahın alaca karanlığında. Korkma! Sadece bu senaryonun bir figüranısın sen! Sessizliğe karışacak çığlığın ve tüm kelimeler ruhunu şaad edecek bu sahnede! Çığlığına ses getir, kaybolacaksın `karanlık senaryo`da! ...
..
Masamın kenarından destek alan dirseklerim,elimde kalem,önümde bekleyen defterler,sensiz geçen her günün sonunda içimde kazdığım sayısız mezar...O mezarların toprağını boşaltırdım,yağmur yağardı ve o yağmur defterime düşerken hem harfleri birbirine düşürüp kavga ettirir hem de içimdeki toprağı çamura çevirirdi.Bense o çamura bulanmışlığıma rağmen kelimeleri kurtarıp sensiz geçen her günün hesabını yapmaya çalışırdım.Sonuçsa hep aynı; sen önceki günlerde olduğu gibi alacaklı bense çamura bulanmışlığımla borçlu...Yüreğimde ateşi hala sönmemiş bir ümitle hesap hatası arardım,tam bulduğuma inandığım anda bir zil sesi dağıtırdı dikkatimi,kalkar kapıya yönelirdim.Ne sorardım 'kim o' diye ne de kapının dürbününden bakardım.Çünkü o zil her hata bulduğuma inandığım anda senin parmakların değmiş gibi iki kere kesik kesik çalardı.Kapıyı açardım kimse yok,kapatır geri dönerdim masama.Masam çamur içinde,kelimlerimdeki harfler kavgada benimse çamura bulanmışlığım.Vazgeçerdim hata aramaktan önce defterimi sonra ışığı kapatıp uzanırdım yatağıma.Her yer karanlık,aklımda bir zil sesi,unutmak istediğim hesaplar ve karanlığın ortasında beliren simden parıltılar.Bilirdim o parıltılardan biri sendin ama seni diğerlerinden ayırd edemezdim.Yeni bir arayış başlardı karanlığın ortasında; kulaklarımda bir uğultu,içimde sayısız mezar ve o simden parıltılar,içimdeki sayısız mezarlarda uyuyanlardı aslında.Karanlıkta karşılarlardı beni,usulca dağılırlardı gözbebeklerimde.Doya doya bakardım ama ayırd edemezdim seni,yüreğimse o karanlıkta yol gösterip yardım etmezdi seni bulmama.
Seninle hesabımı kapatamazdım,ben kapatamazdım her yanım çamur içinde,kelimelerimse firarlarla karışık bir kavgada ve seni taşıyan o simden parıltılar...Ne zaman alacaklı olacağıma inansam kapımda iki kere kesik kesik çalan o zil sesi peşine bir karanlık ve o karanlıktaki mezarlığın üstünde gezinen göz izleri...
..
Yıldız yok ay parlamıyor bu gece,karanlık can sıkıntısı. Islak kiremitlerde pencerelerden sızan cılız aydınlık,gri puslu bir hava yağmur yüklü bulutları bereket habercisi,tek tük insanlar sokaklarda gecikmişliğin telaşıyla gölgesine yetişemiyen.
Bir araba kornası gecenin sessizliğini yırtan,martı çığılıklarıyla...Ve düşünen bir adam! bir apartman bolkonunda en az bulutlar kadar yüklü,gece kadar karanlık düşleri,umutları ertelenmiş bir sevdanın belkilerinde yeşeren dallara özlemli, tükenmeye yüz tumuş cigarası,külü hayalleri,dumanı geleceği.Bir adam, herşeye rağmen doğurganına sevdalı.
2/10/2007
00/15
..
Tepeden bakıyordu şehre,beyazlar giyinmiş o yüksek tepeden...Yirmi dört saat o beyaz elbisenin üstünde otururken kenti izliyordu o siyah lekeyle.Kucak açmıştı kimsesiz bir dağ,sarmıştı kollarıyla,unutması için bir daha hatırlamaması için basmıştı sımsıkı bağrına.Kenti dinliyordu kızaran kulaklarına aldırmadan,o kulakları sağır eden insan kalabalığının sesini.Herkes birbirine benziyordu yukarıdan bakınca,aynıydı herkes farklı renklerdeki,farklı şekillerdeki kıyafetlerin içinde.Farklı olanlar ağaçların altına toplanmış beyaz mermerlerin altında toprak çekmişlerdi üstlerine.Anlatamadığı derdiyle kenti anlamaya çalışıyordu o beyaz tepenin göğsüne başını yaslamışken.Koşuşturuyordu insanlar durmaksızın bir yerlere; kimi elele,kimisi elinde poşetlerle.Bir çocuk oturmuş ağlıyordu sırtında çantası,üstünde önlüğüyle fakat görmüyordu kimse,belli ki bir mendilden daha çok ihtiyacı vardı birazcık sevgiye.
Ve yıldızlar geliyordu bir bir,izliyordu kentin tüm tepelerini.Gözgöze geliyordu bir an ve kaçırıp gözlerini susuyordu utancından en tepeden bakarken şehre.Saklanıyordu insanlar duvarlarla çevrili bir ışığın altına.Yüzleşiyordu geceyle ama aldanmıştı bir kere yıldızların ışığına ve geri almıyordu hediyesini o kara gece.
Şehri süzüyordu en tepeden,çekerken bulutlar gölgesini ıslanıyordu kan kırmızı kiremitler ve ayağa kalkıp ilerliyordu adım adım,artık süzülüyordu şehre en tepeden,lekesi daha karaydı çünkü o karanlık geceden.Aynıydı herkes,farklılar toplanmışken ağaçların altına,hercai menekşelerin açtığı toprakları çekerlerken üstlerine gidiyordu verdiği sözden dönmeden.Ne geceler geçti hediyesinden ne de döndü gidenler,herşey başladığı yerde bitermiş,o tepede başlamıştı herşey ve yokluğunda isyandı aslında kente inen ve şimdi gidiyor işte,tepeden inme tıpkı o karanlık gece gibi üstelik bir elveda demeden...
..
Görünmez yollar her yer karanlık
Ömrüm karanlık gönlüm karanlık
Esiyor yeller yine serinlik
Titriyor elim gönlümde bir sen
Darılmış aylar yine geceye
İhtiyacım var benim sevgiye
..
umudu kurşunlandı
karanlık içindedir
acımasızlığındı
karanlık içindedir
dolunay sorulmuyor
akan su durulmuyor
..
Karanlık çöktü şehre
Yer altı dünyasının gündüzü
Fahişeler indi karayolu kenarlarına
Gündüzün ahlak çerçeveli kadınları
Ahlak kumkuması parababaları değiştirdiler maskelerini
Binip son model arabalarına
İndiler karayoluna, cinsel silahlarını alıp.
..
Alabildiğine karanlık gece
Gözlerim gözlerime ama olmuş
Yolmu ararım kendime yürüyeyim bilmiyorum
Ayaklarım gidermi,gelirmi sana
O kadar özgürmü sanırsın ruhumu
Yoksa tutabilirmi beni, bu karanlık gece
..
Umudumu karanlık gecelerde
Geceden de karanlık saatler de yitirdim
Acemi düşler kurardım o zamanlar
Asla gerçekleşmeyeceklerini bile bile
Sen ağlardın peşim sıra hıçkıra hıçkıra
Sadece beni değil
Ruhumdan bir parçamı koparır
..
Uçurumlarından düşerse ruhum kaldırımların
Dilemem uzanacak bir dal kimseden
Ölürsem; karanlık gizler leşimi
Canımdan süzülüp akarsa bakışların
Bir yabancı olmasın acımı hisseden
..
Nerey gitsem,nereye kaçsam
Tüm yollar sana çıkıyor....
Cıkmaz sokak oluyorsun sıkışıp kalıyorum..
Boğuluyorum bu dönencede ne gidebiliyorum nede kalıyorum...
Çıkmaz bir sokak oluyorsun önümde karanlık,korkutucu...
Ne kaçabiliyorum nede karanlıgına teslim olabiliyorum...
Gitsem önümde Uçurum,kalsam ardımda karanlık yüzü gecenin...
..
Yalnızlığımın rengi;
Biraz karanlık, biraz göz yaşı...
Birikip çizmişler, acılarla kabaran resmini,
Dokunsan hissedersin;
Biraz karanlık, biraz göz yaşı...
..



