En derin karanlıkta
buldum seni –
zincir paslı, deriye gömülü,
kemiklere kadar ısıran soğuk,
gölge hançer gibi keskin,
nemli duvarlar çürümüş ter kokuyor.
Gözlerinde hâlâ
o saf,
alev gibi kırılmaz ışık –
karanlığı yırtan kızıl çakım.
Mükemmel.
Tam orada,
kan ve idrar kokan zindanın kalbinde.
Yaralı,
mahkûm,
sessiz.
İnsan eliyle dağlanmış yaralar,
tuzlu kan sızan çatlaklar,
et kokusu havada asılı,
ruhun eğilmedi hiç.
Asalet
çelik gibi,
kırılmaz dimdik durdu.
Her çığlığı duydum –
o boğuk, boğaz yırtan iniltileri
içimde yankılandı,
kemiklerimde titredi.
Yaraları kendi etimde hissettim,
acı tadını dilimde taşıdım,
hepsini aldım,
fırtınanın kırbaç gibi kamçılayan rüzgârından
siper oldum sana.
Çünkü biz
aynı nefesiz.
Tek kor ateş,
iki kanlı, yaralı beden.
Varoluşun zifiri boşluğunda
sen öğrettin bana:
Sadakat
çaresizliğin tam göbeğinde bile
kızıl alev alır,
cildi yakarak yanar,
kül bırakmaz.
Sevgi
hiç sönmez,
karanlığı bile
alev alev yakar.
Dost,
bakışın –
benim sonsuz, boğucu gölgem,
benim kanlı, kızıl şafağım.
Biriz.
Bu bağ
hiçbir paslı zincir,
hiçbir cellat eli,
hiçbir kırbaç izi
koparamaz.
Ayşe Soylu
Kayıt Tarihi : 25.1.2026 18:05:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!