Kani Baba 1874 yılında Birecik'te dünyaya gelmiştir. Asıl adı Hanifi'dir. Kâni ismini önceleri mahlas olarak kullanmış, sonradan asıl ismi yerine Kâni ismini seçmiştir. Babası Gannaç Abdullah diye bilinen Abdullah Efendi'dir. Tahsilini Birecik Rüştiye'sinde tamamlamıştır(1890) . daha sonra Hacı Sadık Efendiden Gülistan, Bostan ve Hafız-ı Şirazi, Urfalı Hamid Hoca'dan Mültekka, Mahmut Paşa Camii imamı Hacı Hüseyin Hoca'dan Mülteka ve Kaside-i Bürdeyi okumuştur. Lazkiye mevlevi dergahından Mehmet Sabri Dede den 1899 senesinde 'mesnevi' okumuş ve son zamanlarına kadar Mevlana Hazretlerinin bu eseri onun için ilham kaynağı olmuştur. Çeşitli yerlerdeki memuriyetinden sonra 1908 harbinin ilanı üzerine vazifesinden istifa ederek Birecik'e dönmüştür. daha sonra Halep Telfraf Başmüdürlüğüne tayin edilen Kani Baba bu vazifede altı ay kaldıktan sonra tekrar Birecik'e dönmüştür. Bu sıralarda Mukavelat Muhassisliği'ne talip olmuş, imtihanına Urfa'da girdiği bu memuriyete, muvaffakiyetine binaen tayin edilmiştir.
Bir ara İskenderun Mukavelat Muhassisliğine nakledilmiş, burada üç yıl kaldıktan sonra 1914 yılında birinci dünya harbinin ilanı üzerine orduya girmiştir. Ordudaki görevini ise üç sene müddetle Tarsus İstasyon Komutanı olarak idame etmiştir. Kani Babanın hayatında göstereceği en büyük insani faaliyeti Halepin düşmesinden sonra vuku bulur. Halep düşmüş, felaket başgöstermiştir. kolordu ile beraberinde bulunan külliyatlı miktarda altını, parayı ve eşyayı kurtarıp Ayıntap'a teslim etmiştir.
1925 te kurulan Birecik ticaret odası kitabetine tayin edilmiş ve bu vazifede iki sene kalmıştır. sonraları tayyare cemiyeti şubesi kitabeti vazifesini deruhte etmiş, milli harekette urfaya kadar gitmiştir. 1948 pazar günü bir sancı neticesi bu fani hayata gözlerini yummuştur.
Birecikli Kani Baba, günümüzden çok uzaklardaki bir derviş gibi yaşamıştır. Şair olmakla beraber, başıboş yenileşme devresi cereyanına ayak uyduramamış, eski aruz divan şiirinden kopamamıştır.
Kani baba seçmiş olduğu eski tarz divan şiirinden dolayı vasat bir şair olarak kayıtlara geçmiştir. fars ve arap lisanlarına olan vukufiyeti sebebiyledir ki şiir lisanı oldukça terkiplidir. apaçık bir Fuzuli tesiri yanında İran ve Arap edebiyatının tamlamalarına da sıkça rastlanır eserlerinde. Kani Baba gerçekten bir şair ve edip mizacına sahiptir ve etrafındakileri unutturacak derecede bir üstünlüğü vardır.
Şiirleri topluca basılmış değildir. Hürriyet Kasidesi ünvanlı yazısı o zaman Halepte çıkan Sada-yı Şehbal ve Adanada çıkan Yaşasın Ordu gazetelerinde neşredilmiştir. Hususi hayatında hiç evlenmemiştir.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!