meyvesi yanında şarabıyla sunulmuş üzüm gibisin......
Hoşçakal altın sarısı saçlarınla
hoşçakal mavi gözlü kız
Hüzünlü bir şiirdir bu, döküldü dilimden
Gittim dolaştım dere kenarı yol boyunda
Güz yaprakları düşmüş yerlere, üstüne bastım
Görmedi cihan böyle iblisi
Tek gözü tek ayağı vardı dört barnağı
Mebus seçtirir millete sıkıldıkça kendini
Kırk yıl beklemişim seni uzun seneler bunlar
Yıllar aldı değiştirdi bazı şeyleri eskitti bazılarını
Mesela yirmi yaşımda ki gibi bakamayacağım sana
Genç ve gürbüz yıllarım geride kaldı
sert esen rüzğar kırdı geçirdi
iftiralar kol gezmekte cahil beyinlerde
güzelim yüreklerimiz hunharca örselenmekte
fütursuz diller sisli gecelerde tuzak bize
Gezdim alemi adım adım arşınla
Her gönüle girmeye meylim olmadı
Sevdim akranım olmayan her saçı güzeli
Gözü kahve gözü mavi kalbi sarıydı sanki
Ellerini tuttum aynı evi paylaştığım dilberin
Cihan aktı taştı bendinden
O gün:
Vuracağız yine
Yine biri diğerinden en üstün ırk
Diye hücum etti ıngiliz o güzelim karasularimizda
Derme çatma bir durum bizimki iris yarası canda
İnci taşı dizeler boynuna kızlar birde kocası ölmüş gelin
Ebedidir cinsler arası ilişkiler
Aşikar olan dişinin öncüllüğünde bakiliktir
İstikrar hatlarında saklıdır adeta
Düz ve net olan çizgilerden yoksun bırakılmıştı bedenleri
İkisininde suskunluğu çok gözlere nem sağladı önlerinde
saygıyla.
Ayağı yere basmayan şelerdi bunlar
Bedenen gozükmeyen türdendi bahsi olunan
Canlıların canlı bir canvericisiydi sanki
Vardı hep ta ezzelden kadim rûzğârlardan beri
Vardı çok geçmişleri çok suları
Katmıştı birbirine kürekli vede yelkenlileri




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!