Kalkışın Bedeli, Geri Dönmeyen Güç

Ali Sungur
17

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Kalkışın Bedeli, Geri Dönmeyen Güç

#Bir Söz, Bin Yankı;

Geri dönmeyen ordu savaşın, geri dönmeyen söz vicdanın enkazını bırakır; çünkü bir ordu kalktığında şehirler yıkılır, bir öfke kalktığında kalpler.

Kalkışın Bedeli, Geri Dönmeyen Güç:

İnsanın iç dünyasında da toplumların tarihinde de aynı kural işler: Güç bir kez hareket etti mi, onu durdurmak neredeyse imkânsızdır.

“Güçlü ordu kolay kolay kalkmaz, kalktı mı da geri dönmez” sözünü yalnızca askerî bir gerçeklik olarak okumak, bu sözün taşıdığı derinliği küçültmek olur; çünkü ordu, yalnızca üniforma giymiş insanlardan ibaret değildir, aynı zamanda bir toplumun korkularının, hırslarının, intikam isteğinin ve hatta adalet arzusunun cisimleşmiş hâlidir.

Bu yüzden kalkış, çoğu zaman yalnızca dışa dönük bir hareket değil, aynı zamanda içsel bir patlamadır.

Düşünelim: Bir ordu neden kolay kolay kalkmaz? Çünkü her ordunun gerisinde, suskun bir halk, sessiz bir tarih ve görmezden gelinen biriktirilmiş öfke vardır.

Kalkış dediğimiz şey, uzun süren bir sessizliğin kırılmasıdır. İnsan da böyledir; öfkesini bastırır, kaygılarını yutar, susar, katlanır… Bir gün gelir içindeki kuvvet bir ordu gibi doğrulur.

İşte o an geri dönüş yoktur; çünkü kalkış, aynı zamanda bir yıkıştır. Kalktıktan sonra “yerine dönmek” diye bir şey yoktur; artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Ordu, psikolojik açıdan da bir metafordur. İnsan zihni, düşüncelerini dizili askerler gibi yan yana dizer. Düşünceler bir süre denetim altındadır, disipline edilir; ama bazen içlerinden biri ayaklanır, diğerlerini peşinden sürükler.

Kaygılar, korkular ya da tutkular birer asker gibi düzen içinde ilerler. İşte o zaman zihnin içinde bir sefer başlar. Ordu dediğimiz, aslında zihnin topluca hareket etmesidir. Kalktı mı geri dönmemesi de bundandır; çünkü düşünceler, bir kez harekete geçtiğinde onları “evcilleştirmek” mümkün değildir.

Toplumlar için de bu böyledir. Güçlü ordu, yalnızca tankla tüfekle değil, inançla ve duyguyla kurulur. Bir toplumun içindeki “biz” duygusu harekete geçtiğinde, o güç geri dönmez. Peki bu geri dönmeyişin bedeli nedir?

Çoğu zaman geri dönmeyen ordular, beraberinde geri dönmeyen hayatlar bırakır. Düşünün: Bir ordu kalktı mı, ardında yakılmış köyler, yıkılmış şehirler, paramparça aileler kalır. İnsan kendi iç savaşını yaşarken de aynısı olur: Bir öfke nöbetiyle kırdığı kalpler geri dönmez, bir anda söylediği sözler geri alınmaz.

Burada asıl mesele şu: Güçlü orduların kolay kolay kalkmamasını sağlamak mı gerekir, yoksa kalktıktan sonra geri dönmeyeceğini kabullenmek mi?

Psikolojik açıdan baktığımızda, insanın kendi iç ordusunu sürekli tetikte tutması, her an harekete hazır kılması, onu yıpratır. İçsel ordu dediğimiz şey, ruhun enerjisini yer; ama her şeyi bastırmak da çürümeyi getirir. Yani mesele, o ordunun nasıl yönetildiğindedir.

Felsefi açıdan ise, güçlü ordunun kalkışı bir varoluş sorusuna dönüşür; çünkü insan ya da toplum, ancak “harekete geçtiğinde” kim olduğunu gösterir.

Suskun bir ordu kimliği gizler; ama hareket eden ordu, maskeyi indirir. Bu yüzden orduların kalkışını yalnızca bir tehdit olarak görmek yanıltıcıdır; aynı zamanda bir hakikati açığa çıkarırlar. Belki de asıl sorun, kalkışın zamanında mı yoksa haklı sebeple mi olduğudur.

Geri dönmeyişin trajedisi ise burada yatar: Sebebi haklı değilse, sonuç asla telafi edilemez.

Kendi içimizde düşünelim: Kaç kez öfkemiz kalktı ve geri dönmedi? Kaç kez yanlış zamanda, yanlış kişiye karşı içimizdeki ordumuzu saldık? Kaç kırık kalp, aslında yanlış zamanda kalkmış bir ordunun izidir? İşte bu yüzden bu söz, sadece siyaset ya da askerlikle ilgili değildir; doğrudan insan ruhunu da tarif eder.

O hâlde asıl soru şudur: Biz, içimizdeki ordunun başkomutanı mıyız, yoksa onun sıradan bir eri mi?
Eğer komutan değilsek, her kalkışta sürükleniriz.

Eğer komutan olmayı öğrenirsek, ordunun kalkışını kontrol etmeyi de öğreniriz. Belki o zaman geri dönmezliğin acı sonuçlarını yaşamayız.

Sonuç olarak, “güçlü ordu kolay kolay kalkmaz, kalktı mı da geri dönmez” sözü bizi iki yönden düşündürmeli.

Birincisi: Kalkışın öncesinde neyi bastırıyoruz, neyi görmezden geliyoruz ki, o güç günün birinde doğrulmak zorunda kalıyor?

İkincisi: Kalkış gerçekleştiğinde, geri dönmezliğin ağırlığını göze alabilecek miyiz? Çünkü ister toplumda olsun ister bireyin ruhunda, geri dönmeyen her ordu bir iz bırakır.

O iz, bazen bir yıkım olur; bazen de yeni bir doğuş. Hangisi olacağını belirleyen ise, ordunun kalkış sebebidir.

Ali Sungur
Kayıt Tarihi : 18.8.2025 16:52:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Kalkışın Bedeli; Geri Dönmeyen Güç.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!