Her gün kavga eder kalbimle aklım
İkisine de söz dinletemedim.
Kimseden kalmadı gizlim ve saklım
Ama ben onlara anlatamadım.
* * *
Birisi vazgeçmez, biri olmaz der
Bahane üretir, türlü söz eder
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Eğitici,öğreteci,hatırlatıcı yanıyla,duygulara hitap eden,o her zamanki sade diliyle,kurgu ve ahengiyle zevkle okuduğum bir güzel şiir bir güzel bilgilendirici ön yazı okudum..Kaleminize yüreğinize sağlık Üstadım..Kutluyor ve teşekkür ediyorum..Selamlar saygılar..
Şaman kültürümüze çok yakın olan Kızılderili geleneklerinin etkisiyle söylenen bu söz, Anadolu'da neredeyse adım başı rastlayacağımız derviş ruhlu yöre insanının yaklaşımında da var....
Benim de 'Yarım Yaşananlar' şiirimde işlediğim bu konu, insanlık yaşadığı sürece çelişkisi hep sürecek, tarafları her zaman olacak ve korkarım 'ortak bir bakış açısına' sahip olunamayacak çok göreceli bir konu...
Bu içsel söyleşide ki farlı taraflar bana 13.yy'da yaşayan Yunus Emre'nin 'Bir ben vardır bende, benden içeri.' sözünü hatırlatıyor bana.... Sonra 19.yy'da Modern psikanalitiğin kurallarının koyucusu bunu kurallara bağlamış...
Kültürümüzün tarihçesinde ve yayılmasında çok önemli bir işlevi olan tasavvuf edebiyatı, adını koymadan bu ikiliyi yüzyıllarca içimizde nasıl bir arada tutmamız ve nasıl kontrol edeceğimiz konusunda f,kirler geliştirmiş ve çilehanelerde bunlar uygulanmıştır....
Görünen o dur ki!.... İnsan her yarde, her zaman insandır.... BU öğretilerden ve yönlendirmelerden uzak kaldığı ve 'özgür' düşündüğü anda çelişkisi başlayacaktır... Belki de insanı insan yapan, bu çelişkiler arasında aldığı kararlarla yönlendirdiği kişiliğidir.
Şiiriniz de çok hoş bir dille ve kusursuz bir teknikle işlediğiniz konu, bizi düşündüren ama fikir jimnastiği de yaptıran güzel bir şiire dönüşmüş...
Kutlarım Yılmaz Bey..... Saygılarımla.....
Aklın yolu birdir. Haliyle kalbi idare etmesi bazen çok zordur. Çünkü genelde kalp gözüyle görür kalbimizle hareket ederiz. Çok güzel felsefi bir şiirdi. Yüreğinize kaleminize sağlık. Saygılar
Akılla kalp uyuşmuyorsa hatalar çoğalır,ikisi ortak hareket etmeli tabii ki, orta yol bulmanın çabasını çok güzel işlemişsiniz,çok keyifli başarılı bir çalışma..şiirde akıl kalp çekişmesi olsa da eserde ortak noktadalar..tebrik ederim..saygılar
Galiba en doğrusu kalp ve aklı ortak noktada buluşturup ona göre hareket etmek...
Bu da her zaman mümkün olmuyor tabi ve genelde peşinden sürüklenilen kalbin gösterdiği yol oluyor...
Kaleminize sağlık sayın Yılmaz Örmeci...
Akılla kalbi aynı yola sokmak, beraberce yürütmek çok zor bir iş. Nefis karışır, hayal karışır, tamah karışır. Uğraşmak, bir çok şeyden fedakarlıkta bulunmak, özveride bulunmak gerek. Ne zaman akılla kalp aynı şeyleri söylemeye başladı, işte o zaman mutluluğa açılan kapının önüne gelinmiş demektir. Sanırım buna da 'tecrübe' deniyor. Hz. Mevlana ne güzel anlatmış üç sözcükle: 'hamdım, piştim, yandım'. Emeğine, yüreğine sağlık.
Akıl ruhun gözü, kalp insanın Kabe'si yani gönül gözüdür, bence her ikisiyle de bakmayı öğrenmeli insaoğlu, anlamlı ve güzel bir iç hesaplaşmasıydı şiir, canı gönülden kutlarım saygılar...
keşke akıl ve kalp el ele tutuşsa da aynı yolda kavgasız gürültüsüz yürüyebilse.. yok ama olmuyor.. bazen akıl bazen kalp yenik düşüyor...
kalp ağrımadan akıl yorulmadan menzile ulaşabilse...
aşk söz konusu olunca akıl sınıfta kalıyor şair... Sınıfın birincisi daim kalptir...
Anlamlı ve güzeldi şiir. Kutluyorum...
Saygılar selamlar..
Dünyada hiçbir şey başlı başına bir bütün değildir,İnsan vücudu da öyle.Ne kalp,ne mide ,ne akıl ne de göz.Bütün bunların bütünü, bir şey ifade ediyor.Amerikan din adamı Harry Emerson Fosdick;Hiç bir insan başlı başına bütün değildir, onu bütünleyen dostlarıdır demiş...Şiirin alt açıklamasında açıklamışsınız,diğer şair dostlar yeterince açıklamaya çalışmışlar,değişik felsefi görüşlere yer vermişler.Hepsi de doğruları göstermeye çalışmışlar.Bende diyorum kikalp ve akıl bütünün parçalarıdır.Ancak ikisi birlikteen güzelini,en doğrusunubulurlar..En güzelini şiirinizle siz söylemişsiniz.Kalbim sever ama aklımdan çıkmaz
Aklım bile kendi aklına bakmaz
O’nu düşünmekten kendi de bıkmaz
Aşkımı kalbimden çıkartamadım. Kutluyorum değerli şair..
Sen vazgeçmez misin dedim kalbime
Hayır dedi, ister götür ölüme
Daha neler dedim geldi dilime
Gözümün yaşını kurutamadım.
Çok ama çok güzel bir şiir ..Severek okudum ..Tebrik ediyorum..Sayılar
Bu şiir ile ilgili 17 tane yorum bulunmakta