Mehtap iner suya,
gümüş bir servi eğilir gecenin sırrına.
Yakamozlar
dilsiz olanı fısıldar kıyıya.
Semaverde dem ağırdır,
yakut koyuluğunda bir vakit süzülür,
zaman
kendini unutmayı dener.
İçe bir huzur doğar
varlık
bir anlığına serâp olmaktan vazgeçer.
Sonra
haz kendi ateşini çağırır:
kav nâr olur,
söz yalıma keser,
ne varsa yakar.
Ve her yangın gibi
hakîkat
bir söyleyişin içinde silinir.
Bu hâl şimdi
kal evine uzanır:
adını bilmeyenlere kapalı
sessiz bir dâvet gibi.
Kayıt Tarihi : 1.1.2026 15:30:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Gece ağırdı. Mehtap suya indiğinde, göl kendini bir an tanıyamadı; yüzeyinde eğilen gümüş servinin gölgesi, sanki ona ait olmayan bir hatırayı hatırlatıyordu. Kıyıda duran adam bunu gördü ama adını koymadı. Bazı şeyler adlandırılınca eksilirdi. Semaver sessizce kaynıyordu. Çayın demine bakılırsa zaman acele etmiyordu bugün; yakut koyuluğunda ağır ağır çözülüyor, uzadıkça derinleşiyordu. Adam fincanı eline aldığında içinden bir huzur geçti—ne tam sevinç, ne tam kabulleniş. Sadece var olmanın kısa bir rahatlığı. Sonra bir düşünce kıvılcım aldı. Söz, zihninde ateşe değdi. Haz, kendini savunmak ister gibi alevlendi ve her şey yanmaya başladı: niyetler, anlamlar, doğru sandıkları. Adam sustu. Çünkü konuşursa hakikatin bir cümlede eriyip gideceğini sezdi. O an anladı: Bazı davetler yüksek sesle yapılmaz. Kal evine uzanan yol, yalnızca içerden açılır. Mehtap hâlâ sudaydı. Ve gece, anlayanlar için, sessizce bekliyordu.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!