Kahvaltıyı hazırlamadım henüz.
Dün gece hiç uyuyamadım, çok şey yazdım. Ağladım, üzüldüm, içtim. Saatlerce duvarları izledim. Duvarlara, sekiz dalda oskar ödülü almış sinema filmi muamelesi yaptım, fazlasıyla şefkatliydim dün gece. Bana aldığın beyaz pijamaya dokundum biraz, giyemedim. İşten geldiğim elbiseyle gelişigüzel fırlattım kendimi buz gibi yatağa. Yatak da sen gitmeden önce değiştirdiğ...in nevresim seriliydi. Apansız kalktım yataktan ve özür diledim yatağın üzerinde bıraktığım kırışıklıktan.
Kahvaltıyı hazırlamadım henüz.
Dün gece çok geç uyuduğumdan, olan biteni hatırlayamıyordum. Zaten uyandığımda, kırmızı halının üzerinde dört büklüm olmuştum… Üzerimden kara bir tren geçmiş gibi yorgundum. Vücudumun rayları ağrıyordu, kendimi işe yaramaz bir adam gibi hissediyordum. Sonra lavaboya gidip elimi yüzümü yıkamak için musluğu açtım, avuçlarımın içine su doldurdum. Suyu yüzüme çarptım, kendime gelir gibi oldum. Keşke hiç gelmeseydim kendime... Aynanın karşısındaki duvarda bana gülümseyen diş fırçanı gördüm. Ve hemen onun yakınındaysa; en sevdiğin siyah tokanı gördüm. Sırtım terledi, hayatım ateşler içinde kaldı bir anda. Ne oldu bana anlayamadım.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta