Kürtlere yapılan, ne birkaç “yanlış kararın” sonucu ne de geçici bir “olağanüstü dönem” uygulamasıdır; bu, yüzyıla yayılan, dönemsel olarak sertleşen ama özü hiç değişmeyen bir inkâr, bastırma ve imha rejimidir. Kürt coğrafyası yıllardır hukukun askıya alındığı bir deneme sahası olarak kullanıldı: Roboskî’de çocukların ve gençlerin bedenleri savaş uçaklarıyla paramparça edildi, devlet saatlerce izlediği sivilleri bombaladı, sonra dosyayı kapatıp suçu zamana havale etti; Cizre’de yaralı insanlar bodrum katlarında mahsur bırakıldı, ambulanslar bilerek engellendi, insanlar yanarak can verdi, ardından “operasyon” denilerek toplu ölüm normalize edildi.
Sur’da binlerce yıllık bir kent tanklarla, toplarla, yasaklarla boşaltıldı; evler kamulaştırma adı altında gasp edildi, bir halkın mekânla kurduğu tarihsel bağ koparıldı. Nusaybin’de sokaklar enkaza çevrildi, sivillerle silahlı unsurlar ayrılmadı, kent yaşanamaz hale getirildi ve bu yıkım “şehircilik projesi” diye pazarlanmaya çalışıldı.
Hukuku savunanlar susturuldu: Tahir Elçi, kameraların önünde, tarihi bir sokakta, “silahlar sussun” dediği yerde öldürüldü; bu cinayet de faili meçhuller zincirine eklendi, deliller dağıldı, sorumlular korunarak cezasızlık yeniden üretildi.
Sınırın öte yanında Kobanê IŞİD tarafından kuşatılırken, sınırın bu tarafında Kürtlerin dayanışması suç sayıldı; Kobanê protestoları bahane edilerek sokaklarda insanlar öldürüldü, yüzlerce kişi tutuklandı, öfkenin ve yasın faturası yine Kürtlere kesildi. Faili meçhullerle başlayan bu süreç, kayyım rejimiyle devam etti; seçilmiş belediyeler gasp edildi, halk iradesi yok sayıldı, kadın merkezleri kapatıldı, dil, kültür ve hafıza tasfiye edildi.
Kürt olmak başlı başına bir şüpheye dönüştürüldü; Kürtçe konuşmak fişlendi, barış istemek propaganda sayıldı, itiraz etmek terörle eşitlendi, yas tutmak bile suç delili haline getirildi.
Devlet, Kürt’e hukuku değil cezasızlığı, adaleti değil itaati, eşitliği değil boyun eğmeyi uygun gördü; yargı, adalet dağıtan bir mekanizma olmaktan çıkıp suçu örten bir aygıta dönüştürüldü. Cumartesi Anneleri kayıplarını ararken karşılarına mahkeme değil barikat, cevap değil cop, yüzleşme değil inkâr çıktı.
Bu tablo bir güvenlik meselesi değildir; bu, bir halkın iradesini kırma, hafızasını silme, geleceğini kontrol altına alma siyasetidir. Kürtlere yapılan, geçmişte kalmış bir utanç sayfası değil; bugün de sürdürülen, savunulan ve normalleştirilmeye çalışılan çıplak, sistematik ve süreklilik arz eden bir zulüm düzenidir.
Dılovan ÇakmakKayıt Tarihi : 28.11.2019 02:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!