İZİN
İki bin on dokuzun son günleriydi. Covid -19 diye bir virüs çıktı ortaya. bizler aman yaman derken iki bin yirmi mart ayında kapımıza dayanıp giriverdi ülkemize. Ben tam o sırada Eskişehir’den Bolu’ya gidecektim birkaç gün uğraşıdan sonra bir bilet alabildik, herkes yollarda. Martın on ikisi otogarlar insan kaynıyor. Çünkü o gün tüm okullar, yurtlar tatil edildi bavulunu alan öğrenciler yola çıkmış. Onca kalabalık arasında ben Bolu’ya vasıl olup kızıma geldim o gece bilim kurulu kimse evinden çıkmasın herkes kendini karantinaya alsın diye bir genelge yayınladı. Bir hafta sonra yeni bir kararla gerçek karantina uygulamasına geçildi o gün bugündür bir salgın korkusuyla evlere kapandık.
Önceleri şaka gibi geliyordu işin ciddiyetini günler haftalar geçtikçe daha bir anladık vahameti iki torunumla hiç evden çıkmadık. Devletin koyduğu kuralı bozmadık, bilim kurulu ne dediyse harfiyen uyguladık. Ufak tefek rahatsızlıklarımız oldu doktora gitmedik eczaneden aldığımız ilaçlarla yetindik. Bu arada evimizin önünde park var parkta yürüyüş parkuru var komşulardan birkaç kişi kurala uymadı ara yaşta olanlar her gün çıkıp yürüyüş yaptılar çocuklarını oynattılar biz onlara suçluymuşuz gibi günlerce balkondan bakıp oturduk. Bunlar kendilerince akıllımı oluyor diye yorum yapmadan geri kalmadık. Biz kural neyse ona uyduk kimseyi rahatsız etmeye hakkımız yok diye on dakika bile dışarı çıkmadık. Dört yaşındaki torunum ara sıra hey virüs var gidin evinize diye sesleniyordu parkta eğlenenlere.
Elbet herkes gibi bizimde ihtiyaçlarımız oluyordu çoğunu internetle hallettik bazı ihtiyaçlar için kızım haftada bir kez çıkıp hallediyordu onun dışında hep evimizde olduk. Bu yazımı on mayısta kaleme aldım bugün anneler günü, altmış beş yaş üstü olanlara dört saatlik dışarı çıkma izni verdiler şaka gibi günlerden Ramazan sabaha kadar uyumuyoruz sahur mukabele namaz saat beşi altıyı buluyor dışarı çıkma izni on bir uykumuzu almadan kalktık dışarı çıkacağız diye biz ha çıkalım deyinceye kadar saat bir oldu nitekim dışarı çıkma fırsatı bulduk ancak evde dört kişiyiz hepimiz birden çıksak en doğrusu bu olacak zira evde birlikte yaşıyoruz ama dışarıya birlikte çıkamıyoruz dört yaşında olanın izin günü Çarşamba, on beş yaşında olanın Cuma günü şimdi dört yaşında olan haklı olarak bizi bırakmıyor büyük olan ben yasağı çiğnemem diyor aldık küçüğü iki ay sonra iki saatlığına çıktık dışarıya gördüm ki orta yaşta olanlar gayet rahat zaten her gün dışarıdalar.
Peki, aklı erenlere soruyorum iki ay sonra dışarıda bir nefes alacağız anne annene dışarı çakarda dört yaşındaki çocuk evde bırakılır mı? Akıl alır gibi değil doğrusu bana şaka gibi geliyor masal diye anlatsan anlatılacak. Büyük torun ben kuralı bozmam dedi küçük öyle değil ya oda gelecek ya bizde çıkmayacağız. Çareyi birlikte çıkmakta bulduk böylece kuralı istemeden bozmuş olduk ve elli dokuz gün sonra kendimizi üniversitenin kampüsüne attık birkaç saat oralarda dolaşıp eve döndük. Geriye dönüp baktığımda şaka gibi bir şey diyorum evde birlikte olduğumuz dört insanın ayrı ayrı günlerde dışarı çıkması bir garip geldi bana. Evet, kötü günlerden geçiyoruz çok kötü bir salgınla başımız dertte ancak daha uyumlu kararlar alınabilirdi sonu hayır olsun inşallah.
Bizler kuralcı insanlarız bilim kurulu ne derse o hem kendi sağlığımız için hem başkalarının sağlığını göz önünde tutuyor üzerimize düşeni yapıyoruz ancak evde her birimize ayrı günlerde birkaç saatlık dışarı çıkma iznini bir türlü aklım almıyor. Ola ki torunlarım bende biz üçümüz yaşıyoruz üçümüzde yasaklı gurubuna giriyoruz izin günü geldiğinde dört yaşındaki çocuğu dışarıya himayesiz tek başına mı çıkartacağım düşünüyorum da ne çok aile vardır bu durumda. Hâlbuki aile bölünmeden birkaç saat kenarda köşede dolaşıp gelebilirler denmesi pek makbul olurdu zira apartmanda orta yaş serbestliği olduğu için kuralı önemsemeyenler çocuklarını arabalarına alıp sık sık dolaştırıp getirdiler. Çok mu zor acaba kural koyuculara çocuklarınızı bir arada tutun birlikte çıkın yanlarında olun birisi çıkarken diğeri evde ağlayıp kalmasın demek çocukları koruyabilecek en iyi korucu anne babadır. Çocuklar evde beraberken dışarı çıkmakta ayrı tutuluyorlar neden acaba demekten kendimi alamadım. Umut ediyorum ki bu illet ülkemizi ve dünyamızı tez zamanda terk edip gider sağlıklı günler dileğimle.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta