ayzıt güzeli leylâ
-leylâ, yâr şehrengizi yüzü gül haresi...
Ilık bir seher vakti vardım yâr kapısına
leylak işlemeli o sedefkâr tokmağına
üç kez vurup bekledim bir ses bir seda
gözlerin eyvanımda kadife bir ses
gözlerin gönlümde beyaz bir zambak
kaderim gözlerinle aynı yazgıya muhtaç
gözlerin gönlümde duru bir ırmak
gözlerin eyvanımda kadife bir ses
yolu hazır yeli hızır bilirim
sarfetmediğim soluk kalmaz
duymak istediğimi söyler
duyduklarımı ezber ederim
içe doğru yükselen dağlara
erzurum'da zaman leyla’dan mevla’ya akar
akar doğudan batıya göçmen kuşlar
yokluğun koynunda büyür isyankâr bir rüzgâr
zümrüt işlemeli kubbelerden yükselir dualar
kim bilir lalapaşa'da gözyaşından nice iz var
beyhude geçen zamanım geri gelmez bilirim
yürek yangınım dalgın bakışlarım bundandır…
pişman olsam da heyhat ne çare
asude bir suskunluğa sığınışım bundandır…
güneş gözlerini okşar her sabah
her sabah gözlerinde gamzeler büyür
gamzende esmer bir tebessüm
her tebessüm her bakışın
iz bırakmış ruhuna,
ruhun gözlerine...
şiirlerin de ömrü vardır
büyür söz yaşlarıyla
ölür mü şiir, şair ölürse
şair mi ölür, şiir ölürse…
suları bulanmış töresi bozulmuş
masumiyetini kaybetmiş çağın evlatlarıyız...
oysaki biz
incinmesin diye kaldırım taşları
I.
gözlerin hâkim olduğu gönül mahkemesinde
hakkını savunamayan bir sanık olarak
sükûtun ikrarına terk ettim
izahı olmayan duygularımı…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!