Ey Nihal, aklın şafağı söndü artık,
Kalbimin remizleri düştü damağına.
Ya dilimde bir dua kırılacak saklı,
Ya gözlerim seni çalacak koynundan hırsız gibi.
Bu dönemeçten sonra yol ikiye ayrılır:
Ya açılır bahçem, ya ben yakalanırım gülüne.
Mistik bir dokunuş ki, kazayla değil kaderle,
Parmak uçlarında yanar bin yıllık sırrın közü.
Sessizlik, bizim lisanımız oldu Nihal,
Suskunluğumuzda Mesnevi’ler döndü.
Sen soluduğunda, nefesim senden geri gelir;
Bu yakalanmaktır: Ruhun, bedene esir oluşu.
Kutsal bir eşikteyiz, cümleler düşer dökülür,
Ya ben “aşk” diye haykırırım çatlak bir sesle,
Ya sen, bakışlarımda kaybolup kalırsın.
Meczup gibi, elim titreyerek uzanır saçlarına;
Açılmak, secdeye varmaktır senin gölgene,
Yakalanmak ise seninle dirilmek her seferinde.
Bu, geri dönüşsüz ırmak, Nihal,
Akan sen, duyan ben, karışan sudaki aynalar.
Zaman, senin teninde durdu şimdi,
Mekân, iki nefes arasındaki incecik zarf.
İster söz olup düşeyim dudaklarına,
İster nefes olup seninle yakalanayım sonsuza.
Kayıt Tarihi : 15.1.2026 23:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!