Nereden başlayacağını bilememek. Bir başkasını incitmemek için hep kendinden ödün vermek. Her ödün verişinde ruhen bir bedel ödemek. İstese de kötü olamayan, kötü söz yazamayan kalemler vardır. Yazım dünyamızın belki de yüzde sekseni iyi insanlar, güzel gönüller ile dolu. Peki, hangi kitap bize kötülüğe meylettiriyor, hangi yazarımız, hangi ideoloji örücümüz, hangi büyük insan dediklerimiz bizi birbirimizden koparıyor. Ararsan elbet bulunur.
Özlü bir sözdür; her iki yılda bir fikirleri değişmeyen veya gelişmeyen insanlar okumuyor, düşünmüyor demektir, mealinde.
Hayatta maruz kalabileceğimiz en kötü baskı veya işkence ne olabilir, hiç düşündünüz mü? Bu baskıya hazır mısınız?
oplum önünde olan işkencelerin veya zalimliklerin sınırı ne olabilir? Toplumdan gizlenen işkence ve zalimliklerin sınırı nereye kadar uzanabilir?
Peki ya, iyiliğin ve güzelliğin bir sınırı var mıdır? Beklentisiz olabilir misiniz? Hiç kimseyi veya nesneyi kendinizden büyük görmemeyi başarabilir misiniz, bununla birlikte evdeş, gönüldeş, arkadaş bulup dünyevi bir saadete erebilir misiniz?
En büyük ve kötü hapishane vicdanımızdır denir ya, en büyük lanetimiz de vicdanınla başbaşa yaşa ve öl demek olabilir mi?
Herkesin bir şey bildiği dünyada, hiçbir şeyin bilenemeyeceği gerçeği bir başka kabusunuz olunca, üzerinizde hissettiğiniz inanç baskısı, toplum baskısı, devlet baskısı, yalnızlık baskısıyla nasıl başa çıkabilirsiniz?
Ey evdeşim, üzerime bir battaniye ört, uyumak ve uyanmamak istiyorum. Ne mümkün, yine güneş doğuyor, yine esiyor rüzgar, gece bir başka güzel, ağaçlarda bir başka çekim, karıncalarda bir başka azim, yıldızlarda gördük göreli bambaşka bir sır.
Yalan söylüyor bize. Kim mi? Yazamıyorum işte. Baskıları kıramadım, zincirleri koparamadım daha.
Siz, zincirlerini kıranlar, baskıları geri püskürten yiğit ruhlar, yiğit doğrular, yiğit düşünce sahipleri, siz, nasıl başardınız? Acziyetinizi nasıl en büyük, en yıkılmaz ve yenilmez gücünüz yaptınız. Ölümü göze alarak mı?
Ve siz ey bilim insanları, sizler; başımın üstünde taşısam sizleri. Dünyanın tüm parasını, tüm zenginliğini, tüm imkanlarını önünüze sersem; buzul çağlarından yaşayıp nesli tükenmiş bir canlıyı, insan dilinde hayvanı, zamanımıza getirebilir misiniz??
Bunu başarsanız? Sonra insanlığın bu keşmekeşe düşmüş haline sebep olan tarihin içinde kitaplara isimleri geçmiş, sülaleri anlatılmış, savaşları destanlaştırılmış, düşünceleri binleri, onbinleri peşinden sürüklemiş insanları da devrimize, günümüze yeniden getirebilir misiniz?
Hadi getirdiniz diyelim, bedenlerini, simalarını tıpatıp bugüne getirebildiniz, peki düşünceleriyle, idrakleriyle, kelimeleri ve hisleriyle..
Ve insanlık; iyisi az, kötüsü çok insanlık.
Ve insanlık; alimi az, cahili çok insanlık.
Ve insanlık; özgür ruhu az, mahkum ruhu çok insanlık.
Ey dindarlar, en inanç sahipleri kutsallarda size anlatılmayanları hiç düşündünüz mü?
Siz dindarlar; kötüsü insanlığın, cahili insanlığın, ruhlarını mahkum etmiş insanlığın sebebi misiniz? Olabilir misiniz?
Neden tapınma hissiniz, düşünceniz, cennet arzunuz hiç tükenmiyor?
Ne bekliyorsunuz sonsuz bir hayattan, ne umuyorsunuz?
Yaratıcıyla karşılaşsanız ne yapacaksınız, susacak mısınız, seyredecek misiniz? Korkacak veya sevecek misiniz? Yine bir şey mi isteyeceksiniz? Verdikleri size yetmedi mi, yetmeyecek diye mi dünyada herkesi bir baskı altına almaya çalışıyorsunuz?
Çok kötü oluyor bazı hastalıklar evet, bir baş ağrısı, bir diş ağrısı, bir böbrek taşı ağrısı gibi ağrıların karşısında çaresiz kalınca kıymetini anlıyoruz değil mi sağlığın?
Aşırı yağmurlu havada arabanızın sileceği çalışırken bir şey yok, bir silecektir sonuçta, kaç para? Peki, aynı sağanak altında sileceğiniz bozulduğunda, kırıldığında sağa çekip bekleyecek misiniz dinmesini yağmurun?
Ruhunuzu, düşüncelerinizi sağa çekip bir sorsanız? Neden?
Neden zulüm ediyorum vicdanı hür, firaseti hür, fikri hür insanlara diye bir sorsanız Allah’a, Rahman’a, Rahim’e, Tanrı’ya, yüzden fazla ismi olana. Cevap alabilecek misiniz? Veya bir cevabınız var mı?
O’nun koyduğu kurallar insanlığa saadet getirdi mi? Getirmiş mi?
O’nun koyduğu kurallar çiğnendiği için mi bu hale geldi yoksa insanlık.
Korkuyorum yazarken bunları, neden? Hiç yalan söyleyebileceğini, kutsallarda hiç yalan söz olabileceğini düşündünüz mü?
Hani, dünya bir oyun sahasıydı ve bizler tüm insanlık oyun oynarken birden geliverecek olan kıyametten korkuyor musunuz?
Korkmayanlar kaç kişidir dünyada.
Korkmayanlar cahiller midir, yoksa gönlünde onu taşıyanlar mıdır?
Yahudilerin, Hristiyanların, Müslümanların ve diğer bir çok dini düşüncenin dünyaya verdiği zarar, kötülüğü engellemek için miydi?
Peki, kötülük nasıl anlatılıyor kutsallarınızda?
Hiç denediniz mi şöyle seslenmeyi:
Ey yaratıcım; beni yaratman bana hükmedeceğin anlamına gelmez, lütfen bana zulmetme, bana öyle bir hayal gücü ver ki; nerede olursam olayım huzurlu olayım. Dünyadayken sağlımı bozma, hastalıklarını bana musallat etme. Beni bir başka yarattığına mahkum etme, bir başka eşitime muhtaç etme. Buna güçün yetmez mi?
Ey yaratıcım, tam kelimelerinin hatırına;
Bana, Balığın karnında kalmış Yunus’a yardım ettiğin gibi,
Kızıldenizle Firavun arasında sıkışıp kalan Musa’ya yardım ettiğin gibi,
İsmail’in boğazına bıçağını dayamış İbrahim’e yardım ettiğim gibi,
Havva’sını kaybetmiş Adem’e Havva’sını buldurduğunda yardım ettiğin gibi,
Çarmıh’a gerilmiş İsa’ya yardım ettiğin gibi,
Hasretten gözleri kör olmuş Yakup’a yardım ettiğin gibi,
Zindana atılan Yusuf’a yardım ettiğin gibi,
Bir süre boyunca ölümü yaşatıp canlandırdığın Üzeyir’e yardım ettiğin gibi,
Tüm peygamberlerin darlandığı vakitler, zulme uğradığı anlar onlara yardım ettiğin gibi,
Ve Rabbim Muhammed’in her başı sıkıştığında, gönlü daraldığında, çaresiz hissetiğinde O’na yardım ettiğin gibi bana da yardım et.
Ey Rabbim, beni ve tüm sevdiklerimi sana inandığını söyleyen ve sana inanmayan insanların şerrinden koru.
Kayıt Tarihi : 19.3.2019 04:53:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!