İŞTE BÖYLE
Muğlak ifadelerin içindeki giz
Virgülle yamalanan bir iç çekişin paramparça kumaşı
Hiç bir tesellinin iğne, hiç bir umudun iplik olmadığı lüzumsuz bir şey
İmgelerle nefes alan
metaforik bir cenderede tutsak,
Külle örtülmüş beyanatların öksüz çocuğuyum
Bu; çakırdikeni kaplamış hali bir ovada yalin ayak yürümektir aslında
Ah mavi yumak
Ah hayat; tahtadan imal, kurtlu dolap
Ah hayat; sen ki
Cıva kadar ağır ve akışgan, öylesiye renksiz
Herkese çok ta lazım olmayan, ama
Onsuz da yaşanamayan
Elle tutulamayacak kadar kaygan, soğuk, ve mat
Ağır diyet
Her nefes için bedel ödeten
Sağında reca, solunda havf, önü rüya, ardı kâbus,
Altı giz, üstü meçhul
Nasıl bir şeysin sen, hayat
Sırrını çözenler ketum, çözemeyenler hep yorgun ve şaşkın
Hokkası kırılmış
Kamışı çatlamış, çeyiz bohçası çürümüş, asası ellerini ısıran bir derviş
En çok hangisine üzülebilir,
Gayesi belli, menzili bellisiz dikenli yollarda
Çileye aşık
Yazamadan yürümenin acısını dervişe sorun
Sükuttaki ses
Sessini otlar işitir, ağıtını ağaçlar dinler
Ağaçlar; hayata hayat
Bazen
küçücük bir esintiye yoldururken, saçını başını bir ağaç
Gövdesi direnir
kökünden sökmek için çırpınan en yosma tayfonlara
Öyle ya
Eğer kurtlanmamışsa gövdesi
O tayfon ki, yirmilik bir delikanlının sırtında kambur
Yürereğinde buzdağı
Saçlarında erimeyen kırağı
Tutkularına zincirlenmiş esir bir zavallı
Açılmadan kurumuş bir gunca gibi
Sevdasına yenik bir pecmurde
Bazen
Bir çocuk hiç susmadan ağlar
kendisini yetişkin sayan başka bir çocuğun yüreğinde
Kim bilebilir ki
Belki de hayat papaz büyüsü yapmıştır
Emzikli çağında
Ne büyü bozulabilir, ne de çocuk olup bitenin farkındadır; bilirim zannıyla
Acısı dinmez
Ağlaması devam eder, yetişkin çocuk yitip gidene kadar
Adı ölüm konmuşsa bile
Ve bazen
Kabuğu soyulan bir yara gibi, bir nüveye mahkum,
Histerik bir şair düşük yapar
En mahrem kelimelerin kucağında
Ve ardından yine gebedir
Doğum sırasını bekleyen sözcüklere
Acı çekse de
Şefkatli bir anne gibi
Sancısıyla lezetlenir aslında, farkında olmadan
Hangi şair normaldır ki
Bazen
Bir yetimin figanı dökülür damla damla.
Beyaz bir kağıdın ak yanaklarına
biteviye, mutassıl
Utangaç, ürkek lekelere dönüşür kimi gözlerde
Eğer o gözler ferasetini kaptırmamışsa
acımasız, hırçın kasırgalara
O zaman
vuslat gecesinde kendisini zevcine teşhir eden zevce gibi
Mahremiyet ortadan kalkar
İmgelerle gizlenmiş, metaforik söylemler teşhir eder
en mahremini
Ve yeniden bir şair tevellüt eder
Çok anlaşılamayan; ama hararetle okunan mısralarda
Mukadderatı
Daha doğarken yorgun, daha doğarken yıkık
Daha doğarken bitik
Terk edilmiş kadim bir metropol gibi
Manası dolu, fakat ıssız görünen
nefessizmiş gibi
Dizelerinde bir meyyit misali
Ama duyuları bir şahinin gözleri kadar keskin
Sustuğunda
kocaman bir şehri barındırır dizelerinde
Bir vav kadar derin
Kimbilir; belki bir arkeolug keşfe çıkar bir gün
Nasipte var sa
Deşer ince ice iki nokta arasını,
Virgülün fısıltını dinler, üstüste yığılmış dizelerin altında
Ama o zaman şair çoktan yitip gitmiştir
Kimseye görünmeden
Geriye sadece bir isim ödünç bırakılmıştır.
Birkaç yıllığına
Gölgede kaybolmuş bir gölge gibi
Sessiz ssedasız
Bir şiirin tam ortasında
...........09.07.2025..........
Suphi Sekü
Kayıt Tarihi : 13.7.2025 11:53:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!