Yazmış olduğum bu "Tefekkür Notum", Güney Türkistan'lı (Afganistan'ın Kuzeyi), Türkmen Kardeşim: Nur Muhammed İşânzade'nin "İstanbul Özlemi" olan şiirini okuduktan sonra, arşivimden çıkartıp tashih edip; son halini verdiğim "Tefekkür Notumdur".
İlk sırada, Nur Muhammed İşânzade'nin şiiri ve devamında ise şahsımın "Tefekkür Notu yer almaktadır.
استانبول
هر گون آرزوی اتیم سنی گورسیم دیب
نصیبه اولمیور جانم استانبول
آسیا سینه اورپا سینه بارسم دیب
نصیبه اولمیور گوزال استانبول
بوغازینگ اوستنده بر ساعت دورب
تکنه لره منیب دنیزه کریب
دنیز کوشلرنی یکین نان گورب
باغره باغره سویسیم استانبول
اویله سان مانگ تورکستانده چوخ گوزال
استانبولی گورمیک بی بشقه اوزال
عمریم گیچمدان بنه نصیب اول
بی،دفاده اولسه بارسام استانبول
استانبولده بیر تورکستان کورل مش
زيتون بورنی دیب اسیم بریل مش
همه تورک لر بیر بیرنه سریل مش
بی تک بن گورمیدیم جانم استانبول
سلطان محمد فاتی فتح ادیب گیردی
تورکمن بیگلرینه مژده لر بردی
استانبولینگ گوزال قلبینه گیردی
بانه ده یول بیرسانگ گیرسام استانبول
سلطان احمد آیاصوفیه باریب
افدست الیب شوکرانه نماز قلیب
ایشانزاده مدام آرزون قلیب
بی گون سنی گیزیب گورسم استانبول
***
"İstanbul"
Her gün özleminle yanıyorum,
Seni görsem diyorum,
Ama nasip olmuyor canım İstanbul
Asya kıyısına, Avrupa kıyısına varsam diyorum,
Ama nasip olmuyor güzel İstanbul.
Boğazda bir saat durup,
Teknelere binip,
Denize açılıp, martıları yakından görüp,
Bağıra bağıra haykırmak istiyorum İstanbul.
Öyle ki Türkistan'da çok güzel,
İstanbul’u görmek bir başka özel,
Ömrüm geçmeden bir defa da olsa nasip,
Varsam bağrına kucaklasam seni İstanbul.
İstanbul’da bir Türkistan kurulmuş,
Zeytinburnu, Fatih, Beyoğlu, Eyüp Sultan diye adı varmış,
Bütün Türkler birbirine sarılmış,
Bir tek ben göremedim seni, canım İstanbul.
Fatih Sultan Mehmet Han fethedip girdi toprağına,
Türkmen beylerine müjdeler verdi Topkapı'da,
İstanbul’un güzel kalbine girdi hepsi,
Bana da yol versen, gelsem-girsem İstanbul.
Sultan Ahmet'e, Ayasofya’ya gidip,
Ellerimi açıp şükür namazı kılıp,
Arzunla hep yanıp tutuşup,
İşânzade seni bir gün gezip görse,. bağrına bassa İstanbul. (*)
(*) Nur Muhammed İşânzade (Güney Türkistan)
***
"İstanbul"
Geçmişten geleceğe bir köprü kurar İstanbul, maviyle örtünürken seması,
Her sabah güneş ışıkları süzülür nazlı minarelerin alnına sığmaz tasası.
Taş taş üstüne konmuş, sükûtla konuşur yedi tepeden gelen yankı,
Kimi Bizans’ın izinde, kimi Osmanlı’nın solmayan yaprağında saklı.
Haliç’in kıyılarında altın günler süzülür, ufuklar altından bir taç,
Kız Kulesi’nin yalnızlığı dokunur martıların çığlığında sessiz bir ilaç.
Boğaz'dan geçen gemiler sanki zamana meydan okur,
Suya vuran ışıklar geçmişin aynası olur, tarih bir kez daha okunur.
Ayasofya, kilise mi cami mi bilmezsin; dualar yükselir her iki hâliyle,
Mozaiklerde saklıdır meleklerin sırları, kubbelerde yankılanır ezan seliyle.
Mimar Sinan’ın elleriyle yoğurduğu taşlar, ebedi bir destanın dili,
Zamana meydan okuyan mabedinde ruh bulur o kadim şehir sevgili.
Topkapı’dan yayılan tarih, hünkarın adımlarında yankılanır,
Avlusunda laleler dans eder, her biri Hürrem gibi bir masal tanrısı sanılır.
Altın boynuz Haliç’e dolar, sanki dünyanın kalbi burada atar,
Fatih’in fethettiği bu şehir, medeniyetin kalbini ebediyen saklar.
Galata Kulesi’nin zirvesinden baksan, dünya dizilir ayaklarına,
Asya ve Avrupa el sıkışır gerdanında, Boğaz’ın masmavi bağrında.
Tüccarların, seyyahların ayak izleri eskimemiştir dar sokaklarında,
Bu şehirde her taş, bir tarih, her rüzgar, bir sır taşır kanatlarında.
Ramazan gecelerinde mahyalar yıldızlara dokunur nazlı ışıklarıyla,
Cami minarelerinden yankılanan ezan bir beste olur huzuruyla.
Eyüp Sultan’ın kutsal avlusu dile gelir, dua dökülür taşına,
Bu şehrin sokaklarında iman ve aşk birleşir Tanrı’nın lütfuyla.
Kapalıçarşı’nın koridorlarında altın gibi parlar zamanın izi,
Her dükkanda bir hikaye saklı, her köşede başka bir medeniyetin yüzü.
Mısır Çarşısı baharat kokar; tarçın, karanfil, safran dokunur ruha,
Alışveriş değil bu, zamandan bir yolculuk, geçmişle el ele bir vuslat daha.
Sarnıçlarda yankılanır suyun sesi, bin yıllık nefes taşların ötesine taşar,
Gizemli bir karanlıkla sarılır her köşe, her duvar bir şairin satırına koşar.
Yer altındaki İstanbul, üstündekinden daha kadim, daha derindir,
Her damlası gözyaşı gibi saklanır, bu şehrin hüznü hep derin ve sevinçlidir.
Taksim’in kalabalığında, Galata’nın taş sokaklarında yankılanır yaşam,
İstiklal Caddesi’nde adımlar birleşir, tarih ile gençliğin coşkusu taşar tamam.
Şehir sadece bir mekân değil, bir ruh, bir sevda, bir kıyamdır,
Kimsenin yıkamayacağı, yalnızca Allah’a has bir zamandır.
Ey İstanbul! Kut’lu şehir, nazlı sevgili, göklerin incisi ve yerin cevheri,
Hiç kimseye yar etmezsin, saklarsın sırlarını denizlerinde, her bir feri.
Taşında, toprağında, suyunda tarih ve iman; bir bütünlükle nefes alır,
Kim seni gördüyse aşık oldu, kim sevmediyse ruhu sende kalır. (*)
(*) Emrah Bekci
2011
Kayıt Tarihi : 17.11.2024 07:58:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!