Haksızlıklara karşı sesini yükselten,
Hak, adalet, barış ve özgürlük için çırpınan,
Dini inancı ve mezhebi ne olursa olsun,
Siyasi düşünce ayrımı yapmadan,
Hepsini birden kucaklayan İstanbul…
Kardeşlik ve özgürlük şarkılarını haykırarak,
Şairleri, yazarları şemsiyesi altına alan,
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




İstanbul ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi İdris Bey
tebrik ediyorum
saygı ve selamlarımla..
Şiir olup gönüllerde yer edinmek
Hafızalara kazınmak
Dostlar kazanmak
*********************************************
Şiir bizlere güzel vasıflar kazandırdı
Bu kazanımları ebediyete kadar kaybetmemek dileği ile SAYGILAR
Kutluyorum harika bir çalışma,İstanbul nevi şahsına münhasır bir şehir, ne yazılsa azdır, yüreğinize sağlık Saygı ve Selamlarımla
t puan selamlar
GÜZEL BİR YÜREK GÖZLEMİ.ALLAH'A EMANET OLUNUZ.SELAM VE DUA İLE...
Hipodram Meydanın, paha biçilmez heykellerle doludur,
Yere Batan Sarnıcın, su sarnıçlarının en büyüğüdür,
Sultan Ahmet, Binbirdirek sarnıcın kalın duvarlarıyla,
Tuğla tonozları, çifte sütunlar, işlemesiz başlıklarla,
Seni sevenlere, eşsiz güzellikler sunarsın İstanbul..
KUTLUYORUM KALEMİNİZİ.
SUSMASIN.
İstanbul'um
Gördüm onu seneler evvel, diyar-ı İstanbul’u
Gördüğüm rüya değildi, içimde hep his buldu
Ne güzel bir diyar, sanki bir cennet parçası oldu
Yeter artık anne, doğur beni göreyim İstanbul’u
Zaman geldi, sabaha karşı merhaba dedim İstanbul’a
Kim bilir? Kaç çocuk gibi sevinçliydim, doğdum İstanbul’da
Çocukluğum, kum kapı-Yenikapı arasında geçti, İstanbul‘da
Mavi denizle ilk tanıştık, gördük yeşil alanları işte orada
Aradan çok seneler geçti, sanki yüzü asıktı İstanbul’un
Anlaşılıyordu, ağır yük altında eziliyordu İstanbul’um
Sanki yalvarıyordu, yeter artık uğraşmayın benimle
Onbeş milyon insanı, zorla sırtında taşıyordu seninle
Gökdelenler, gecekondular, adeta birbirleriyle yarıştılar
Yerler parsellendi, didik didik edildi, her yeri karıştırdılar
Yapanlarla, yıkanlar, artık malum noktada barıştılar
Belediyeler, hoyratça yapılanmaya karşı, bayraklaştılar
Atalarımızdan bizlere miras kaldı, diyar-ı İstanbul
Torunlarımıza, hangi yüzle teslim edeceğiz seni, İstanbul
Sen mahzun olma, bu bilinçte olan, hep halkımız var
Belediyeler de bu duruma, yeter artık dur diyenler var
25.04.2010
Fikret Gürsoy
ARAŞTIRMACI-YAZAR-ŞAİR-PROGRAMCI
TEBRİKLER EFENDİM. 10+
eyvallah...
saygılar...
İstanbul demek Osmanlı demek, yukarıda saydığın hasletler Osmanlının ve İstanbul'undu. ya şimdi.
Müslüman, Hıristiyan, Yahudi ve Mecûsi
Türk, Kürt, Ermeni ve Rum ayrımı yapmadan,
Herkesi özgürlük çatısı altında birleştirerek,
Sınıf ayrımı yapmadan, seven İstanbul…
******************************************************
Karakteristik tabloyu
çizmişsiniz, sayın Çetin
tebrikler efm. Selam ederim..
Bedri Tahir Adaklı
Bu şiir ile ilgili 14 tane yorum bulunmakta