İliştirdim gönlümün kurdelasına seni
Her ilmek azap üzre sıralandı bağrıma
Ki dokudum ruhumun dantelâsından seni
Ve her iğne yürürken yorgun çağrılarıma
İliştirdim gönlümün kurdelasına seni
Göz kırptım rüyalara gecenin ayazında
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




'Aramaktan yoruldum, kendimi arıyordum
İşte sonunda buldum, ben biraz İstanbuldum'
çok hoş.. tebrikler...
Aziz ile Hasbihal
İliştirdim gönlümün kurdelasına seni
Her ilmek azap üzre sıralandı bağrıma
Ki dokudum ruhumun dantelâsından seni
Ve her iğne yürürken yorgun çağrılarıma
İliştirdim gönlümün kurdelasına seni
Göz kırptım rüyalara gecenin ayazında
İs kokulu evlerin çatısına uzandım
Titredim üşümedim uçtum buğularınla
İstanbul; kar yağarken yorganında uyandım
Ayazdan gecenin ve rüyanın sonrasında
Karlar rüzgârların perçemine dolandı
Kızılına boyandım ağarırken tan yeri
Kristal bir tesettür sardı mavilikleri
Bir mahmurluk ufukta çizgileri yokladı
Bulutlar memleketin kıştan kalan karları
Şimdi bir kız dikilir mavinin göbeğine
İstanbul perçeminden yakılan bir tütsüdür
Martılar enteresân sindiler ertesine
İstanbul yanmak için yakılan bir türküdür
Şimdi bir kız dikilir mavinin göbeğine
Hüzünlü bir muhâbir geceden kalan kuşlar
Çığlıkların ekledi o meşhûr güftemize
Üzerimde gezindi homurdanan bakışlar
Gözlerim, kıyısından aktı mâvi dehlize
Hüzünlü bir muhâbir geceden kalan kuşlar
Süzülürken İstanbul burmasından sabahın
Lık lık korku birikir yetimin kursağında
Seyis ağlar uzaktan âhına küheylanın
İstanbul’la damların sehervâri çağımda
Süzülürken İstanbul burmasından sabahın
Yârlı gece en demli hülyâyı hatırlatır
Bir menekşe dokunur kapımın tokmağına
Bir var olur aşk gibi sonra Zümrüd-ü anka
İstanbul aşkla konar bir gülün yaprağına
Yârlı gece en demli hülyâyı hatırlatır
Çehremdeki kafesten dökülür incilerim
Her sabah bu yollardan dönerken yüreğime
İsrâfil edasıyla kıyâmeti beklerim
Yaralı aslan gibi dönerken kafesime
Çehremdeki kafesten dökülür incilerim
Fîrak topluyor şimdi sokaklarından güneş
Özlüyorsun Fatih’in kadife ellerini
Salıncaktadır ruhun, gözbebeklerin ateş
Gökyüzü yine kızıl, gittiği günküne eş
Fîrak topluyor şimdi sokaklarından güneş
Gün doğmadan dök İstanbul, yaşlarını
Yıkasın günden önce rahmet, ayyaşlarını
Gecelerinden kalan, baykuş bakışlarını
Sanduka içine al, azîz nakışlarını
Cennetî anışları ve cehennemî yanışları
Anlat İstanbul, gönlünün der dest yokuşlarını
Masmâvi derinlerde, aah! yok oluşlarını
Kirpik minârelerin göğe yalvarışını
Tarihten ve kendinden herdem kaçışlarını
Banklarda sabahlayan yetim haykırışını
Babamı hatırlatan Topkapı sarayını
Vakûrca onun gibi Çamlıca duruşunu
Seni târ ü mâr eden esmeri, sarışını
Anlat, anlat gecenin, şeytânî sarışını
Git, ak Marmara’ya görem salınışını
Ama bırak düşleri ve martı kuşlarını
Ama bırak, bana bırak, yârimin kaşlarını
***
Aramaktan yoruldum, kendimi arıyordum
Hele sonunda buldum, ben biraz İstanbuldum
şiiri önce öylesine okudum.................
okudukça hüzünle doldum............
dayanamadım bir kere daha okudum............
kelimeler arasındaki teavüne vuruldum..........
istanbul ben kendimi seninle buldum..........
şairim bu güzel dizeler için sağolun.........
allaha emanet olun........
kutluyorum kalemi emeği saygıyla...
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta