Issız Bir Gezegen Şiiri - Naki Aydoğan

Naki Aydoğan
1334

ŞİİR


18

TAKİPÇİ

Issız Bir Gezegen

Şu kapı
Su varsa akar yaşam kapısı
Aç çeşmeyi
Akalım hayallerimizle geleceğimize
Boşalsın geçmişimiz
Başımızdan aşağı hayatımız

Şu nehir
Kıyısından girsek şehrimize
Bu sahil
Sahilden insek denizimize
Şu ne bu ne
Geçsek boğazımızdan çıksak karamızdan
Yeni kıtalara varsak.

Şu ay
Sıçrasam dünyamdan aya
Bak yıldız
Işınlansam bilmediğim gezegenlere
Bak samanyolu galaksim
Bir uzay gemim olsa
Dolaşsam galaksiler arası.

Hayal eder
Düş kurarım dünyamdan bir akıl çıkarım
Gövdem yerde aklım başka başka yerlerde
Kuma başını sokmuş deve kuşu misali
Şaşarım kendime.

Ne hava var ne su
Issız bir gezegen burası
Oysa neler hayal ederdik dünyadan uzayı
Çıktık uzaya indik bu ıssız gezegene
Ne işimiz var burada
Ne araştıracağız Kiraz kız.

Hele bir dur.
Isız bir gezegende tadını çıkar ıslıksız kalışının.
Ev yok kapı yok pencere yok.
Su olsa yol olurdu kapıdan çıkardık
Hava olsa durak olurdu pencereden bakardık.
Evsiz barksız ve de dünyasız bir nevi hayatsız.
Hayatsız kaldık işte
Hayatsızlığı yaşamakta varmış.

Acıktın mı?
Yiyecek bir şey yok ki!
Dünyada kırda olsak canım çekerdi.
Şehirde bir mekânda olsak canım içki çekerdi.
Burada canım hiçbir şey çekmiyor.
Zihnim durdu ruhum kastı kendini.
Merakım bile yitti.
Sanki kayboldum ama nasıl ararım kendimi
Bilemiyorum.

Merak etme buluruz kendimizi.
Bir tohum misali yiyeceğimizle geldik.
Buğdayımız bile var
Ekmek için.
Aklıma geldi bir avuç aldım koydum cebime.
Uzay giysimin.
Hem çok kalmayacağız ya araştırmamızı yapıp döneceğiz.
Ya gemimiz çalışmazsa.
Biliyorsun sert bir iniş yaptık gezegene.
Hiç düşünemiyorum.
Hem bilmiyor musun sen buraya gereksinmelerimizle geldiğimizi
Biliyorum tabi ki.
Felsefe yapıp şiirimi bulmaya çalışıyorum.

Haklı çıktın.
Aracımızda bir tuhaflık var.
Çalıştırmaya çalıştım çalışmıyor.
Enerji kapsülleri boşa çıkmış.
Ancak kalkış enerjimiz kalmış uzayda süzülsek bile iniş enerjimiz hiç olmaz.
Enerji üretecek bir kaynak bulmalıyız.
Önce aracımızı tamir etmeliyiz.
Ama ilk önce çevremizi bir araştıralım.
Orası burası aynı gözüküyor ama bir bakalım.
Buğdayımızı ekelim çimlenirse büyür
Bizde burada kalır
Burada da büyürüz bir çaresini buluruz.
Yapacak bir şey yok, tamam.

Orası burası çok ıssız bu gezegen.
Tartışıp kavgaya tutuşup aramızda bir cereyan oluşturalım.
Oksijenimizi ve enerjimizi boşa israf etmeyelim
Sessiz sakin düşünelim ve düşüncesel çarpışalım.
Olur.
Yaratıcı olmakta yarar var.
Bir dakika ortalık aydınlık ama güneş nerede
Güneş yok.
Güneş yok ki ektiğimiz buğdaylar büyüsün.
Azıcık suyumuzu da boşa harcamayalım.
Yeterli olmasa da aydınlık bir gezegen.
Belki büyür.

Hakikat bu ışığın kaynağı nedir.
Nasıl aydınlık bu gezegen yoksa bir cüce yıldız mı?
Sanki yer aydınlık.
Yeri biraz kazalım bakalım.
Toprağı kazdıkça toprak ışık kaynıyor.
Işıklı toprak.
Toprağı kenara alalım bir bakalım.
Ana bir direk gibi ışık yükseliyor
Bir dokunsana hem de fiziksel sert bir maddesel.
Kazma vurunca patlayıp yığılıyor.
Temizleyince tekrardan yükseliyor.
Ne ilginç gülesim geldi.

Kürekle iyice karınca sıvılaşıyor.
Baksana su gibi oldu.
Saydan ama dışı aydınlık bu topraktan kap bile yapılır.
İçine su doldurulur.
Ev bile yapılır.
Hadi ev yapalım dört tarafı duvar için kazalım.
Çatısı nasıl olacak?
Ortaya çıkan ışık duvarını kıramayız mı?
Bir birine kesiştiremeyiz mi dört bir tarafı.
Kazdığımız yerin toprağını atalım.
Ortaya çıkan duvarların üstüne toprak koyalım.
Ortası boş kaldı.
Biraz daha duvar üstü toprağı yükseltelim.
Açık kapansın.
Bak dam gibi oldu. İçeri nasıl gireceğiz.
Şöyle kürekle bir kapı çizelim.
Kazmayla vuralım bakalım cam gibi çıkacak mı?
Toprak gibi döküldü.
Olsun bununda zarı yok birde cam yapalım.
Oldu çok güzel oldu.
İçeri girelim.
Ne oluyor hop bala tepe taklak olduk.
Tavana düştük.
Tavanda tavanmış bizi çok rahat taşıyor.
Tabi çekecek içeride yer tavan çünkü.

Nasıl dışarı çıkacağız.
Kapı çerçevesini ters yapsaydık.
Ya da dışarıdan balonlu yaparsak tavansız
Ve merdiven gibi balkona çıkarsak
Girmesi çıkması daha kolay olur.
Bence başka bir şekli var ama biz henüz idrak edemedik.
Oksijenimiz azalıyor.
İçerideki havayı bir analiz edelim.
Çok garip ama içeride oksijen oranı yeterli.
İçeride daha rahat nefes alabiliriz.
Toprak karıp elde ettiğimiz suyu içebilir miyiz?
İçersek ya içimizde sıkışı ışık duvarı olursa.
Ve bizim maddesel yapımıza uygun mu?
Önce bir analiz edelim.
Değerleri iyi anlamda yüksek ve dünya suyundan bir farkı yok gibi.
Sadece oluşumu farklı.
Bence içelim bünyemiz canlı bir bünye.
Katılaşmasına müsaade etmez.
Akar gider.
Gerçekten de yağ gibi aktı gitti.
Oh be dünya yokmuş ama kâinat varmış hissi veriyor.
Ama bu dinginlik biraz uyku yapıyor galiba uykum geldi.
Hadi uyuyalım.
Baksana ışıklandık ışıklı adamlara döndük.
Sen ışıklı kadın.

Hadi iyi uykular.
Gözümü kapıyorum karanlık değil aydınlık oluyor.
Ama bir şey göremiyorum.
Beyaz bir karanlık.
Evet, öğle bendede aynısı oldu.
Gözümüz açık mı uyusak acaba.
Bu gezegenin canlısı gözü açık mı uyuyordur.
Merak ettim.
Bu gezegende canlı var mıdır?
Canlı olarak biz barınabiliyorsak buranın canlıları da vardır.
Farklı canlı alarmını kuralım o zaman.
Ben kurdum merak etme.

Kalk Erman kalk.
Buğdaylar odanın içinde yeşermiş.
Fakat camlar niye siyah.
Dışarısı siyah mı yani karanlık mı dışarısı.
Dışarı çıkıp bir bakalım.
Hop bala işte dışarıda yerdeyim.
Nasıl oldu anlamadım.
Gökyüzünde siyah bir cisim var.
Gökyüzü koyu yeşil.
Yeryüzü lacivert.
Hava siyah
Bu gezegenin güneşi siyah mı?
Ama sen ben beyazız.
Aydınlığız.
Etrafta bizden başka aydınlık bir şey yok.
Gemimiz gri görünüyor.
Uzakta ufukta sarımsı bir şeyler gözüküyor.
Sanırım burası bu gezegenin çölü.
Biz çöle düşmüşüz.
Hadi hazırlığımızı yapıp ufka doğru gidelim.
Silah ve araç donanımız tamam.
Su ve oksijen durumuzu nasıl edeceğiz.
Biraz toprak karıp su elde edelim içeriden de hava depolayın tüplerimize.
Bize bir şey olmadıysa tüplerimizin basıncına da bir şey olmaz.
Tamam, ben hazırım.
Bende.

Az gittik uz gittik.
Ne görelim:
Sarı bir orman kırmızı bir şehir.
Gri canlılar.
Bir onlara baktık bir kendimize baktık.
Bir birimize benziyoruz.
Yalnız biz biraz acayip gözüküyoruz.
Bizden korkmasınlar
Bizi yaratık sanmasınlar.
Karşılarına çıkmadan tenhada birileriyle bir tanışsak.
Aha biri geliyor.
Diğerlerine nazaran küçük biri.
Merhaba.
Bizi gördü ama birden kayboldu.
Korkup kaçtı mı?
Yere yatmış laciverte karışmış.
Saklanalım küçük yine ortaya çıksın.
Aha çıktı.
Ama eli ayağı yok gibi nasıl biri.
İlk göründüğünde normaldi.
Ya uzuvları hiç yok ya da duygularına göre biçimleniyor.
Hayalet gibi bir şey sanırım.
Nasıl tanışacağız.
Bir düşünelim.

Çevremize bakıyorum da biz buraya nasıl geldik Kiraz.
Yürüdüğümü unutmuş gibiyim.
Yürüdük mü yürümedik mi?
Sarı ufka odaklandığımızı hatırlıyorum.
Sanırım odaklanmak yeterli.
Ve renkleri algılamamızda bir yanılsama olabilir.
Bu gezegene özgü bir algılamadan kaynaklanıyor olabilir.
Burada hayat bambaşka sanırım.
Bir yanılsamanın içindeymişiz gibi hissediyorum.
Başka şeyler hayal etsek başka şeyler düşünsek ortam algılamamız değişecek mi?
Değişmiyor
Gerçek etkileşimimize göre algılarımız biçimleniyor.
Bu gezegende yaşam odaklanmakla alakalı.
O gördüğümüz küçük canlıyla nasıl karşılaştık.
Bize odaklanmadıysa başka şeye odaklanmış olmalı.
Çevreye iyice bir bakalım.
Cihazla bir tarayalım.
Evet, işte orta başka canlılarda var.
Bu gezegenin hayvanları mı acaba ve bu küçük canlıda çobanı onların.
Peki, bize zarar vermesinler.
Bizdeki köpek misali daha tehlikeli hayvanları var mı acaba.
Hoppala o hayvanlarda yok oldu.
Biz dünyamızı mı tasavvur ediyoruz acaba bu gezegende.
Sanırım bu gezegenin gerçeğini henüz yakalayamadık.

Kapılar ve pencereler,
Kapak ve tencere.
Atılacak temel örülecek duvarlar çatılacak çatılar.
Hayal edip düşünmek
Tasavvur edip inşa etmek
Sevip sevilmek âşık olup evlenmek
Aile olup çocuk sahip olmak
Doğup ölmek çoğalıp azalmak.
Zihin dağılınca ruh karışınca evren karışınca dünya bulanıklaşır.
Zihnimizde dolaşıyor ama ruhumuzu edinemiyoruz henüz.
Savaşa da hazırız yaratık halimizle.
Yaratıcı olamayınca.

Hayal edip düşünmeden korkup paniklemeden
Kırmızı şehre odaklanalım.
Bakalım bizi fark edecekler mi?
Aynı anda Erman sen bana odaklan ben şehre odaklanayım.
Tamam.
Burası neresi acaba.
Sanki evimiz gibi bu eşyalar ve bu iki çocuk sanki bizim çocuklarımız.
Biz evlendik mi Erman.
Sanırım öğle olmuşuz Kiraz.
Ve bizde bu gezegenin canlılarına dönüşmüşüz.
Duygularımıza göre uzuvlarımız çıkıyor.
Eşyalarımızda öğe rahatımıza göre şekilleniyor.
Sadece odaklanmak değil uyumda söz konusu.
Hal böyle olunca çatışma hiç yok gibi.

Duvarlar yine yerden yansımalı ışıktan ama korunaklı.
Vurunca dağılmıyor.
Su elde etmek için karılmıyor.
Ne su ne hava nede yemek içmek hiçbir şey hissetmek yok gibi.
Her şey kendiliğinden temin oluyor.
Akıllı şehir bu kırmızı şehir.
Hiçbir şey yapmaya gerek yok ama çok şey oluyoruz.
Düşünmeden hayal etmeden hiçbir şey istemeden çok şey olabiliyoruz.
Kaynak nedir.
Neyi istemiyorsak neyi düşünmüyorsak o oluyoruz.
Ortam ona göre biçimleniyor.
Bir nevi isteyip düşünmek değil mi bu.
Vazgeçtiğimiz şeylere dönüşüyor ortam bizde o ortama göre belirleniyoruz.
Dünyanın tersi bu gezegen.
Ne uzaylı yaratık ne dünyasal bir canlı düşünmedik
Ama buraya özgü bir hayat biçimlendik.
Sanırım bu gezegendeki hayatı biz yarattık Erman.
Evet, Kiraz.

Dönelim mi yoksa bu gezegende sonsuza kadar kalalım mı?
Kiraz.
Hem evet hem hayır.
Bu gezegende sonsuza kadar var olacağız.
Kalmak ve kalmak bu gezegen için fark etmez.
Bizi yaratan yaratıcımızdan dolayı dünyamıza geri döneceğiz.
Ve bu gezegeni rapor edeceğiz.

Naki Aydoğan
Kayıt Tarihi : 20.3.2025 10:42:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!