Âhîr gönlümün mâbedinde ismini mühür gibi sakladığım yârim…
Sensizliğin her ânı, bir kıyametin habercisi gibi içimde yankılanır.
Ağlasam, gözyaşlarım içime akmakla kalır.
Haykırsam, âlem şaşkına döner de yine derdimi kimselere anlatamam.
Ey bendeki vuslatsızlığın sâhibi!
Bilmez misin ki ben seni yalnızca özlemem…
Ben seni her nefeste kendime işlerim.
Her mihnete, her dünya zorluğuna sabrederim.
Zîrâ sendeki bir bakış, bin hayâlin kabulü kadar mukaddes;
Bir kelâmın, suskunluğun kendisine can olduğu kadar nimettir.
Ah, ah… Anlatamam ki!
Zira anlatmaya çalışsam, "anlatamam" diye ölüveririm korkumdan.
Ey sînesinde gamzesi saklı aşk!
İki kaburgamın arasında arşın arşın bir sen var ki; ben zincirli bir biçareyim sana.
Ne yana dönsem, ne yöne düşsem, ayağa kalkmamın mânâsı kalmaz.
Her düşüşte uyanırım telaşla; bilirim ki sen yoksan, uyanmak dahi teselli olmaz bana.
Âh yârim…
Dile gelse diller susar, geceler küser, rüzgârlar seherden kaçar.
Anamdaki süt kesilir, derdimin ağırlığı dağları ezer.
Bir bilsen yârim:
Senin yokluğun, öyle bir azâbdır ki; ateş bile rahmet olur buna nazaran.
Bendeki bu hasret var ya, kor dediğin ondan utanır hâlinden...
Senin olmadığın bir saat, bir ömrü kemirir içimden...
Ve dilinle söylemediğin her kelime, kalbimde kırk kapıya ayrılır; her biri kırk cihâna dağılır.
Senin varlığın bunca bârizken, yokluğunu ispatlamak; ancak âşıkların sabrına bırakılmış büyük bir imtihandır.
Ah, ah…
Ey içime şafakla karışan zehrim, yüzünden toz oynasa ezbere tanıdığım yârim…
Ben dünyayı besleyen suyun kaynağı iken, sensiz kendime susuzum.
Bir "gel" deyişinle, bin yıllık çöl de olsam, rahmet gibi yağar içime senin ömrün...
Ey gönlümün mahzun sultanı…
Ey sakalına karlar düşerken içine sığındığım…
Ey saçlarının kıvrımında usulca kaybolmaktan keyfe düştüğüm…
Seni anmak benim tek ezberim, tek varlık sebebim…
Kalbim her atışta, senin adınla dirilir.
Gel yârim…
Gözümdeki her uykusuzluk, senin hasretine yazılmış bir beyittir.
Sevsem sade, belki sükûnet bulur bu yangın, belki yakarışlarım susar…
Ama sen bilme!
Ben savrulurum: koyu dumana yâr olurum,
ateşe yol, suda can, ölüme umut olurum.
Yalnız senin için ölür ölür, gölgene düşer, yine seni bulurum.
Ve bil ki, bendeki adınla mühürlenmiş bu mektubu, her harfiyle yüreğimi yakan bir düşüşün hasretiyle; kendim, kendime doğru tüm imkânsızlıklara başkaldırarak gönderiyorum.
Aşkla, hicranla ve bin bir beter hâl içinde,
Ben, sade ve sadece, sana mecburum...
15 Mayıs 2025 Perşembe
Serpil ÇavuşoğluKayıt Tarihi : 18.5.2025 19:07:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!