İsmail ilhan
Mor menekşe sarı papatya tarlalarda gelincikler
Koşuyorum uçar gibi arkadaşım kelebekler
Sallaníyor bir o yana bir bu yana selam veriyor ekinler
Hertaraf yeşil böcekler ve çiçekler
Beynimi yırtan korna sesi irkildim birden
Herkesi hasret koymuş cokmu kalın ensesi
Gel gel diye cagıran İstanbul kimin nesi
Bende çok geç anladım o şehir köyde şehir
Bu duruma dur diyen yokmu koyün kimsesi
Neşeli mutlu biriydim o yokken
Bir anda toparlan dedi durup dururken
Çok dikenli gül battı her yerimden
Genç yaşımda geri çekti dünyanın eşiginden
Kurtlar içten cürütmüs asırlık cinarı
Yešil orman içinde tek onun yüzü sarı
Bahara çoktan küsmüş kırık dalı yapragı
Artık meyve vermiyor sulasanda topragı
Fravunun tohumları ne vardı kan dökecek
Mazlumun cığlıkları semayı inletecek
Feryadın yankısını esnada işitecek
Hesap günü gelince sivrisinege gücünüz yetmeyecek
Düşmüş yırtık pantolonu bir eliyle çekerken
Sacı sakalı top top olmuş kokudan kirden
Soğuk geceleri. Köprü altında yatarken
Sende beni tanımadın yanımdan geçerken
Dağlar üstüme yıkıldı o adam işte ben
: Sılaya hasretken çocukluğumda
Sana geldim İstanbul
40 yıl kayboldum sokaklarında
Artık beni bırak ne olur
Ayasofya Süleymaniye
Kapılari kilitli gözlerim pencerede
Hiç bir yerden ses gelmez
kardeşlerim nerede
Anamı uyandırın kapalı kalmış perde
Örümcek ağ bağlamış yemek yok tencerede




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!