Nurunu söndürmektir küfrün gayesi asıl
Yetiş imdadımıza yetiş, ey yüce Resul
Ümmet uğradı kıyıma bu kaçıncı fasıl
Yetiş imdadımıza yetiş, ey yüce Resul
Bozulmuş birliğimiz perişan, ezilmekte
Eli, kolu bağlanmış, ağlayıp üzülmekte
..
Ne kadar garipsin yüce İslam
İman etse her bir nefer, insan
Reva görür zulmü, ölüm kusan
Asya, nın garip bir köşesinde
Asya, nın bir köşesinde ülke
Davası İslam etmişler ilke
..
İslamiyet; bir nurdur, insan âlemine doğan.
Onda saklı bütün cevap, zihni kurcalayan.
İnsanoğlu uyan! Boşa geçmesin ömrü zaman,
Ne ararsan İslam’da var, ispatı ise kur-an.
*
İslam da kural; arayan bulur aradığını,
Derin düşünenler anlar, İslam hakikatini,
..
Eleştirmeyelim başkalarını
Düzeltelim dünün yanlışlarını
Güvence altına alıp yarını
Gerçeklerden şaşmayalım ülküdaş
Türk İslam ülküsü tam anlatılsın
Dünya görüşümüz bir açıklansın
..
100.Yıl Marşı
Kahraman halkınla hür yaşarsın, anlamsızca savaşmazsın
Namusun şerefin tehlikeye düşerse savaştan kaçmazsın
Mukaddes mi mukaddes bir kan taşırsın kahraman evladısın
Al bayraksız yaşayamazsın, mor dağları aşarsın
Ey şanlı bayrağım! Sen benim namusum, şerefimsin
..
Mevlam rahmet eyle bize,
Nizam dışı ahvâlimiz.
Mevla'm rahmet eyle bize,
Ne olacak bu hâlimiz.
Din âlet oldu dünyaya,
İnsanda kalmadı hayâ,
..
Değerli Müslümanlar,
Futbolcu ile futbol sever aynı manaya gelmediği gibi,
İslamı yaşayan Müslüman’la, Müslümanların yaşadığı bir ülkede, Müslüman anabadan dünyaya geldiği ve Müslüman ismi taşıdığı için kendisini Müslüman zannedenlerin Müslümanlığı İslam esaslarına göre tartışılabilir.
Müslüman’sak artık tartışmaya kapı açmadan Müslüman’ca yaşamaya karar verelim. Allah’ın emirlerini yerine getirmeye hassasiyetle gayret gösterelim.
İslam Kur-ansız olamayacağı gibi,
..
KURBAN’IN İSLÂM’DAKİ YERİ VE ÖNEMİ
Kurban kesmek ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s.) ’le başlamış, hatta iki oğlu Hâbil ve Kâbil arasındaki ihtilâf kurbanla çözüme kavuşmuştur...(1)
Hz. İbrahim (a.s.) ile oğlu İsmâil (a.s.) arasında cereyan eden olayla, insanın kurban edilemeyeceği vurgulanmış, onun yerine bir koç hediye edilmek sûretiyle bu sünnet başlatılmıştır...(2)
Zîra eski Mezopotamya, Hint,Yemen, Mısır ve Yunan efsânelerinde ve destanlarında bâkire kızların, gelinlik kadınların ve genç yakışıklı delikanlıların kurban edildiğini görmekteyiz. Mısır’da “Nil Nehri”nin bolluk ve bereket ilâhı sayıldığı da yine Mısır Mitolojisinde geçmektedir. Kâhinlerin, Nil’in coştuğu Nisan ayında ona, üç veya yedi bâkire kız kurban ettikleri bilinen bir gerçektir...(3)
Yine Hz. Mûsa (a.s.) zamanında bir mûcize olarak tâze, güçlü, parlak sarı renkli bir sığır kurban edildiği anlatılmaktadır...(4)
Peygamber Efendimiz Mekke’den Medine’ye Hicret ettikten sonra, Medine sâkinlerinin İran’dan alınma Nevruz ve Mihricân bayramlarını kutladıklarını gördü. Ve
..
Hz HÜSEYİN, ALEVİLİK VE IRAN VE İRAK
Hz. Hüseyin, Hz. Hasan ve Hz Ali. Bunlar İslam Tarihinin mihenk taşları. Şia adlı Ehli-i Sünnet dışı oluşum bu üç güzide insan üzerinden şekillendi. Bu üç insan Allah’ın Hadi ve Mudil İsm-i Şerif’lerinin kendilerinde tecelli ettiği üç nurdan sütundur. Ve kıyamete kadar bu aydınlatma devam edecektir.
Efendimiz (a.s.) ın ‘ben sizden yaptıklarıma karşılık hiçbir ücret istemiyorum yalnız ehli beytime sahip çıkmanız, onların haklarını gözetmenizi istiyorum’ ifadesinde sırrını bulan tek gerçek. Evet. İslam Ehl-i Beyt’tir. O pak nesil İslam’ın özüdür ve kıyamete kadar İslam’ın koruyuculuğu onların uhdesinde. O pak nesil kıyamete kadar temiz kalacak ve bu nurlu yolun içinde dosdoğru yürüyecektir.
İskenderiye okulunun kapatılması kütüphanesinin Hz. Ömer’ce yakılmasından sonra bu okul mensupları ve onların yaydığı sapık düşünceler şekil değiştirmiş, Şia’yı bayrak yaparak İslam’dan intikamını almaya başlamıştı. Aynı zamanda ateşperest İran’ı ele geçiren İslam’a karşı açık cephe açamayan bu sapık kültür Şia’yı bayraklaştırarak gerçek İslam’dan her zaman ve yerde, her hal-u karda intikam almayı başarmıştır.
Putperest Pers İmparatorluğu tarih boyunca Ehl-i kitap olan Bizans İmparatorluğu ile savaşmıştır. Hatta bu savaş Kur’an-ı Kerim’de bir sureye ad olmuştur. Bu olay İran’ın vahyi dinlere olan hasmane tutumunu ortaya koymuş, geçen zaman bu putçu zihniyetin değişmediğini açığa çıkarmıştır.
İran’ın tarih boyunca küfr ile savaşmadığı, sürekli Osmanlı ile savaşmış ve Osmanlı’nın batı ile savaşlarında onu sırtından vurucu bir tehdit olma özelliğini korumuştur. Pehlevi hanedanlığı tarihi pers ruhunu miras edinmiş, Ehl-i Sünnet İslam’ının tüm Avrupa’yı ele geçirmesini önlemiştir. Oysa İslam bir yandan Osmanlı’nın Viyana kapılarını zorlamış, öbür yandan Endülüs Emevi Devleti’yle Hristiyan dünyası batıdan kuşatılmıştır. Bu kıskacın kapanmasına engel olan İran tehlikesi ve saldırılarıdır. İran geçmişten günümüze İslam dünyası için çıbanbaşı olmuş, adeta sürekli batının ekmeğine yağ sürmüştür.
Ve şimdi Batının İslam dünyası içerisinde fitne koparmak için başlattığı harekette başı çekmeye başlamıştır. Batı artık Hristiyan dünyasının menfaatlerini korumak adına Müslümanları savaştırmakta, bu ortamda İran Şii hareketi Sünni harekete karşı silahlandırmak ve savaştırmakta baş aktör olma rolüne soyunmaktadır.
..
İNANMAK VE İNANMAMAK
İslam dünyasının zaafı bu. İnanç zaafı. Kim neye inanıyor, neye inanmıyor bunu bilmiyor. İnanç dünyası büyük bir çelişki yaşıyor. İslam dünyası batı karşısında yenilgiye uğradığı günden beri önce kendine sonra cemiyetine ve sonra millet ve en sonunda da medeniyetine olan inancını kaybetmeye başladı.
İşte bu inanç zafiyetidir ki büyük bir bunalıma itti İslam dünyasını. Bu bunalım kendi gibi olamamak bunalımıydı. Gibisi fazla. Kendi olamama sorunu bu. Ne batılı olabildi ne doğulu kalabildi bu medeniyetin çocukları. Tam bir handikaba düştü. Bu çelişki yıllardır onun başını belalardan belalara sürüklüyor. Ama bir türlü bu yanlışı ve yanılgıyı kimse fark edemiyor.
Ne hayat anlayışı ne düzen kurma fikri ne de medeniyet anlayışı uygundu batıya. Onu taklit etti durdu yıllarca manmunvari bir özentiyle. Gülünç düştü bu haliyle, alay konusu oldu. Anlamadı onların alaylarını. Gülüşlerini hayra yordu hep. Onu beğendiklerini zannetti. Gülüşleri sevgi gülüşü zannetti.
Oysa onlar kendine benzetmeye çalıştıkları bu acemi mukallidin davranışlarını eğlence konusu yapıyorlardı. Onlar onunla alay ettikçe o özentisini sürdürdü. Onlar gibi giyinmeye, onlar gibi yemeye, onlar gibi gezmeye, onlar gibi düşünmeye, giderek onlar gibi inanmaya başladı, ama onları hiç bir zaman asla ve asla inandıramadı. Kendini hiçbir zaman kabul ettiremedi. Oysa binlerce takla attı onları inandırabilmek için, ama hepsi boşa çıktı.
Önce inanca dair ne varsa yok etmeye çabaladı. Batı medeniyetinin bütün kurumlarını ülkesine taşıdı olmadı. Tüm eğerlerini inkâr etti onların değerleriyle değiştirdi olmadı. Kendi inanç ve kültür değerlerini hep inkar etti, yok saydı, onlardan utanç duydu ama olmadı, batılı efendilerine kabul ettiremedi. Etmediler, etmezler edemezlerdi. Batının temel değerlerinde bu yoktu. İkinci sınıf uluslar onun sömürgeleri ve o ulusun bireyleri onların ancak köleleri olabilirdi. Asla ve asla onla eşit olamazlardı. Onları eşit kabul etseler kimi sömüreceklerdi. Batı medeniyetinin temeli bozulmuş Hiristiyanlık’a ve Roma imparatorluğun değerlerine dayanıyordu. Onun tabiatında aşağı milletleri sömürmek vardı.
..
Allah’ım yardım et bize,
Acı şu acı halimize,
Felah ver Mü’minlere,
Kurtar Lütfü Kereminle.
İslâm ülkelerinin hali,
Paramparça ahvali,
..
gelmedi ebabil kuşları
melekler de inmedi
bir rüzgar çıksın isterdim
gözleri kör eden
tüm pusuları
ters yüze çeviren
çıkmadı
..
BÜYÜK DEVLET
Büyük devlet olmanın şartları oluşmaya başladı nihayet. İşte şimdi karşımızda oyun kurucu büyük Türk Devletini görüyoruz. Düşmanlarımız istemese de Türk Milleti bu iradeyi gösterdi. İki yüz yıldır boynuna geçirilen prangaları kırmaya başladı bir bir. Kanuni''yle yükselmenin zirvesine ulaşan imparatorluğumuz ulaşabileceği sınırlara ve güce ulaşmış, duraklama ve en son gerilemeye başlamıştı. Gerileme yıkılışı, yıkılış sınırların küçülüşünü getirdi.
Mağlubiyetler mağlubiyetleri kovaladı. Koca bir devletten onlarca devletçik çıktı. Bu devletçikler bir türlü sükûnete kavuşmadı. Düşmanlarımız onları küçültmekle yetinmediler, sürekli karıştırdılar, yetmedi daha küçük parçalara ayırdılar.
Osmanlı hinterlandı yeraltı ve yerüstü zenginliklerin kaynağını oluşturduğu için parçalandı, sömürüldü, hala sömürülmeye devam ediyor. Sömürünün sürmesi için hala karıştırdılar, parçalanıyor. Savaştırılıyor bölgenin halkları, iç savaşlara kurban ediliyor, ırk ve mezhep ayrılıkları tahrik edilerek kaosa sürükleniyor.
Burada etken yalnızca sömürü değil, aynı zamanda İslam fobidir. Batı bütün güçleriyle ittifak ederek gizli İslam düşmanlığını sürdürüyor. Birinci dünya savaşında oyuna getirip parçaladığı Osmanlı yerine inançlarını yok edemediği İslam dünyasını bu kez yeni yöntemlerle eziyor.
Dün soğuk savaşla yok etmeyi planlamıştı şimdi sıcak savaşı tercih ediyor. İkinci dünya savaşında getirim paylaşımı yüzünden birbiriyle savaşan şer güçler çabuk toparlanmış, bu kez İslam dünyasını birbiriyle savaştırmayı planlamış ve bu sinsi planını gerçekleştirmiştir.
..
BATININ ÇİRKİN YÜZÜ
2
Batı çirkin suratını bir daha gösterdi. Bu surat bir yandan ortalığa gülücükler saçarken, diğer yandan korkunç suratını ortaya çıkarıyor. Bu iki yüzlü batı alemi bir yandan hümanizm nutukları atıyor, diğer yandan en tabii yaşama hakkını engelleyen tavırlar içine giriyor.
Türkiye batı tarafından terörle işbirliği yapmakla itham ediliyor. Aynı Türkiye terörden kaçan binlerce, yüzbinlerce insana sığınma ve insanca yaşama imkanları bağışlarken aynı batı yüzlerle ifade edilebilecek sayıdan fazla mülteci kabul etmekten imtina ediyor. Hatta herhangi bir mülteci ısrarına muhatap olmamak için büyük önlemler alıyordu.
İşte size dünyanın her tarafına demokrasi, insan hakları ve hümanizm felsefesi ihraç eden batı, kendisi için istediği bu hak ve özgürlükleri ve bu insani, bireysel ve toplumsal değerleri başkaları için layık görmediği artık anlaşıldı ve Batının korkunç yüzü bir daha ortaya çıktı.
..
İstiklal Marşı Şairi
Bir Dava ve Mana Eri
Mehmet Akif Ersoy
Onu biz ne zaman tanıdık. İlköğrenimimize başladığımız ilk gün onunla çınladı kulaklarımız. İstiklal Marşı o‘Korkma ‘diye başlayan. Neyden, kimden korkmayacağız? Mevhum bir varlık karşısındayız. Marş bütün heybetiyle bizi hoplatıyor. Kulaklarımızı patlatırcasına üst perdeden haykırıyor. ‘Korkma’. Evet, korkmayacağız ama neden, kimden... Marşın melodisi bütün şiddetiyle sarıyor bizi. ‘Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.’. ‘Şafaklar’ sözcüğü gözümüzde dalgalı gökyüzünü canlandırıyor. Masmavi gökyüzü ve bulutlarla dalgalı. Bu dalgalar düşlerimiz alıp alıp gidiyor, bizi derin hülyalara bırakıyor. Hemen ekliyor ‘Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.’.
Çocuk muhayyilemiz ‘ocak’ sözcüğünü evimizdeki şimdilerde şömine dediğimiz ama o zamanlar yemeklerimizin pişirildiği, aynı zamanda ısınma aracımız olan içi, simsiyah isle boyanmış, içinde çengelle asılı su ve yiyecek kaplarının bulunduğu mekâna uzanıyoruz onun barınak anlamında ev yahut milletin son ferdinin yaşadığı mekân olduğunu hayal meyal hatırlıyoruz. ‘O benim milletimiz yıldızıdır parlayacak’. Şairin ‘benim’ sözcüğü kubbeleşiyor’, benim milletim’ ifadesi ise bizim üstümüzde bir kült, mukaddes varlık olarak gelip bir kandil sıcaklığında öteleri aydınlatan,karanlık gecemizde bize yol gösteren olup çıkıyor, bir kılavuz, bir ışık,bir kurtarıcı olarak gökyüzünü kuşatıyor. ‘O benimdir, o benim milletimindir ancak’ mısraı şairin şahsında bizim milletimizi can havlıyla ve en sıcak duygularla sahiplendiğimizi hissettiriyor.Ve o kutsal varlık olan İslam milletini ila’y-ı kelimetullah için koşan ahır zaman peygamberinin ümmetini getirip kalbinizin en derin yerlerine yerleştiriyor, bununla da kalmıyor, oradan çıkıp çepçevre sarıyor bizi, manevi bir kaynaşma halinde, fert ve millet,vatan ve hürriyet, ideal ve iman iççice geçiyor,bir hususi varlık olup yerden göğe ulvi bir abide gibi yükseliyor.
Marş duraklıyor ve yeniden yükselen tok ses size sesleniyor. ‘Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal.’ Şair karşımıza nazlı bir gelin gibi getirip kondurduğu hilale sesleniyor, rica, minnet dolu sözcüklerini biraz sertleştirerek; ’Çatma o hilal kaşlarını ey güzel, asma suratını, üzme bizi hiçbir zaman ve sen de hiç mi hiç üzülme, sonsuzluğa dek uğramasın ne keder ne gam senin yanına. Üzülme ey sevgili ve üzme bizi.’ Bu ifade bir savaş esnasında Müslümanların dağılma, panik havasında kaçışmaları üzerine O Kutlu Peygamber’in dua ve yakarışını çağrıştırıyor ne kadar da.’Allahım bu ümmeti yok edersen sana ibadet edecek kimse kalmayacak dünyada’ mealindeki o kutlu naz makamında niyaz - ki bu naz makamı, yakarışlarını Safahat’ta çokça karşımızda bulacağız -‘Yarab bu uğursuz gecenin yok mu sabahı/Mahşerde mi yoksa biçarelerin felahı’.İşte bu ve benzeri yakarışlar bize bunun ispatı gibi durmakta. Ve şair o nazlı güzele seslenişini sürdürmekte. ‘Kahraman ırkıma bir gül bir defa gül, ne olursun’.Sözcük burada fasılalarla söylenirken,muhayyilemizde ‘gülme’ eylemi ‘gül’ nesnesiyle birleşiyor, gülün kırmızılığıyla,aşkın ve neşenin, güzelliğin ve gülümsemenin ipuçlarını verirken, hayâ sahibi insanın utanışındaki güzelliği simgeliyordu. Ardından gelen ‘ne bu şiddet ne celal’. ifadesi bizi yerlere seriyor, o nazenin güzelin şiddeti, biz irkilmeden bizi kendimize getiriyor. Ürkmüyoruz, kokmuyoruz, amma işin ciddiyetini vatan savunmasının, bağımsızlığın, hürriyetin ehemmiyetini can alıcı varoluş, hayat- memat meselesi olarak, bir varlık yokluk problemi, hürriyetin; ibadet, kulluk ve ila’y-ı kelimetullah için ne kadar önemli mesele olduğunu anlıyoruz.
..
Durdu ŞAHİN: Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
İslam YAŞAR: Asıl adım Selâhaddin Yaşar. 1953 yılında Anamur'un Kızılca Köyünde dünyaya gelmişim İlk, orta ve lise tahsilimi müteakip İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdim. Hâlen edebiyat öğretmeni olarak
çalışmaya devam etmekteyim.
Başta Yeni Asya, Köprü, Bizim Aile, Can Kardeş olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde, bu mahlasımın yanı sıra, asıl adım ile de yazılar yazdım. Bu zamana kadar çeşitli türlerde pek-çok eserim neşredildi.
..
Şehit kanlarıyla sulanmış topraklar satılıyor
Ülke de ajanlar, bölücüler cirit atıyor
Misyonerler müslüman halka incil dağıtıyor
Kalkın aziz şehitlerim vatan elden gidiyor
Sakarya da Çanakkale de kemikleriniz sızlıyor
Kosova da çaldıran da yatanlar bir bir kalkıyor
..
Durdu ŞAHİN: Size göre bir şiiri Türk şiiri, İslam şiiri, İslamî şiir yapan nedir? Şairlerimizin sık sık kullandığı 'bizim şiir' de aranan özellikler nelerdir?
Bir şiirin heceyle yahut serbest ölçüyle yazılması, bizim duygularımızı az veya çok dile getirmesi, o şiirin 'bizim şiir' olmasına yeter mi? Aynı şeyi 'Türk şiiri' veya 'İslami şiir' konusunda da düşünebilir misiniz?
Osman ARSLAN: 'Bizim şiir', içerisinde benimseme dolu, sahiplenme dolu bir kavram. Reel olarak halka malolan, milletimizin kabullendiği şiirler bizimdir. Elbette şiirin Türk şiiri, İslami şiir tarzında tanımı da mümkün. Türklerin yazdığı şiir, yahut Türkçe yazılan şiir Tür şiiri sayılabilir mi? Bir inceleme anında, bilimsel tespit olarak yazılan her şiir Türk şiirinin ürünüdür, denebilir. Fakat o şiirin gerçekte Türk şiiri sayılabilmesi 'şiirin kimliği' ile mümkün olabilir. Türk kültür öğelerini barındırıyorsa Türk şiiridir.
Bir şiiri İslam şiiri yapan ise işlediği temadır. Ve en geniş anlamıyla İslami öze aykırı olmayan şiir islamîdir. Bu bağlamda yazanın müminliği kifayet etmez. Bizim şiirin şartlarına gelince;
..
Dönmüş imansız deyyusun gözü,
Yenilir yutulur cinsten degil sözü.
Kabeyi vurmakla bozmuş beynini,
Göründü haçlının çirkin yüzü..
Amerika teröre İslam diyor,
ŞEREFSİZ,Mekkeyi hedef seçiyor.
..
RAMAZAN BAYRAMI
Fıtır bayramı bu. İnsanın yaradılışına şükretmesinin bayramı. İnsanın yaradılışından dolayı yaratıcıya teşekkür etmesinin anlamı ne kadar büyüktür. Bir ay Allah emrettiği için oruç tutan, nefse kötülüklere karşı gem vuran, şehvetten dolayı işlenen günahlara tevbe eden Müslüman Allah tarafından bağışlanmış, günahlardan arındığı için bayram etmeye hak kazanmıştır.
Ferden bayram eden mümin cemiyet sorumluluklarını yerine getirince de içtimai bayramını yapacaktır. Toplumsal sorumluluklarımız aslında bireysel sorumluluklarımızdan daha önemlidir aslında. İslamiyet birey dini olduğundan çok toplum dinidir. Kendimize karşı sorumlu olmamızdan çok başkalarına yani toplum karşı sorumluluklarımız vardır.
Müslümanlar bir elin parmakları gibidir demiyor mu? Biri hasta olunca diğerleri de acır. Müslümanlar bir binanın yapı taşları gibi olmalı değil mi? o halde nasıl bayram yapabiliriz. Dünyanın her yerinde Müslümanlar acı içindeyken nasıl bayram yapabileceğiz. Gazze’de Müslümanların başından aşağı ateş yağarken neyin bayramı yapacağız.
Dünya Müslümana zindan. Ama biz bayram yapacağız. Bu nasıl bayram? Kardeşlerimiz acı içindeyken nasıl bayram yapabileceğiz? Bunu içimize nasıl sindireceğiz? Oturup ağlamalıyız perişan halimize. Ağlamak da yetmez dövünmek, başımızı ellerimizin arasına alarak kara kara düşünmeliyiz. Ne yapıp etmeliyiz ki İslam dünyası bu zavallı halden kurtulabilsin.
3.5 Yahudi’nin kan kusturduğu Gazze’ye nasıl kucak açabilir, zalim Yahudi’yi bu soykırımdan vaz geçirebiliriz. İslam dünyası batı Hristiyan dünyasından korkuyor. Neden? Güçsüz olduğundan mı? Öyleyse güçlenmeli değil miyiz? Düşmanın silahıyla niçin silahlanamıyoruz. 3,5 milyon İsrail’inatom bombası var da bizim niye yok. Dünya Yahudileri ve Hristiyanları birleşebiliyorlar da biz neden birleşemiyoruz. Geçmişte yüzyıl savaşan batı birleşti. Mezhepleri ayrı din kabul eden batı dinler arası diyalog diyerek birleşti. Önce ortak Pazar diye başladı şimdi Avrupa Birliğine gitti. Biz neden İslam birliğine gidemiyoruz.
..



