İskelede Yağan Gözyaşlarım

Behzat Atıf Sakarya
13

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

İskelede Yağan Gözyaşlarım

Birazdan balkona çıkacağım
Ve; yağmur yağacak, bulutsuz
Kitapların arasından fışkıracağım
Beşiktaş, deniz, Süleymaniye
İmkansızlık vesikaları imzalandı
Bir kabul ve bir red
Biz bir gece ve bin elemiz
Artık denizler dahi kavuştururamaz ikimizi
Tozlu raflarda ne de büyüğüz
Nasıl da et ve kemiğiz kitaplarda
Gözlerinden akan tuzlu yaşlar kuruyor yanaklarımda
Ne kadar da senim ben
Ne kadar da bilinmez ne kadar da cahilsin içimden
Malum, mübhem, echel
Senin ellerinde uğruyor bir Haziran ikindisinde bana ecel
Pencere artlarında sahte aydınlıklar
Tam da aşık olunacak bir karanlık var Üsküdar’da
Şiir doğuruyor acılarım
Kemiklerimi kırıyor kaçtığımı zannettiklerim ise
Elbet aşktan öğrendim, susacağımı
Bilmiyordum, aynalarda gördüm dudaklarımın kanadığını
Tuzlu bir tat bıraktığında dudaklarımda kırk derece çığlıklarım
Ayaklarımı bastığım her kıt’a dokunduğum her duvar gördü
Gördü satırların arasından hararetli bir mermi gibi savrulduğumu
Görmedi yarin en az on yedi milyon ağaca bedel gözleri
Görmedi, ben her geçtiğimde eteklerinden, görmedi düştüğümde ise kördü
Ben çöllere layıktım, benim düştüğüm kuyuda verildi adım
Ciğerlerim kurumalıydı, ama bir katre yağmur yağmamalıydı tenime, bir gözyaşı akmamalıydı
Bildim, insan bir çift hareli meskenle nasıl görmez
Bildim, kaburgalarında bir cevher nasıl öğrenir kömürü
Bütün harfler ezberinde, biliyorsun satırlara nasıl dökülür kelimeler
Adını şiirlere vermiş bir kadın nasıl okuyamadı yazdıklarımı
Çalmadım, hürriyet namına ne gördümse kuşlardan
Çalmadım, göğün yırtıldığı bir vakitti
Ben gitmedim, onlar geldi gösterdi eteklerine ilmek ilmek işlenmiş mavilikleri
Hürriyeti, kaşlarının arasındaki bir tohumun hayatından öğrendim
Çehreme çehrenden yağan yağmurlarla büyüttüm şiirleri
Halbuki ben ne anlardım aşktan, devrilen dağlardan
Ben sadece susmalıydım
Sevda benim ne haddime
Ne haddime eylülde bir cesaretle açmak çiçeklerimi
Eylül’ün bilmediğim bir gecesinde döktüğümde ilk kelimeleri
Nasıl da sarhoştum, şarabî rengi hiç bilmeden
Nasıl da senelerce biriktirdiğim yaşlarım bir anda akmıştı gözlerimden
Yeniydim, belki öğrenmeliydim şehirlere verilen isimleri
Milyonlarla çarpılmalıydı içimde büyüyen bu
Doğuracağım binlerce kelime olmalıydı sadrımdaki kanayan cehennemden
Ben bu aşk cehennemine girip çıkmalıydım söylemek için seni
Ayaklarımı asırlık bir ağaç gibi basarken yere
Sökmeliydi bir şey beni tâ en içimden
Böyle kitap gibi dururken harcanmalıydı bütün bildiklerim
Çaresiz kalmalıydı dualarım, mukaddes bildiklerime düşer gibi sarılmalıydım
Bana bir can verildi
Ve ölümle ezberletildi her günüm
Canım çekilir gibi bağırıdım ben bu gece
Kaşlarımda bir his kanadı, bilmediğim
Duyulmadı bulutları titreten sesim
Ben hep bu yazdığım için, kanayan dişlerimde cehennem hararetindeki kanları içtim
Gençtim
Fakat geçmedim, ezberlediğim tek şiirden
Sanki ben yazmıştım ama başkasına aitti o dört nefeslik hançerli isim
Bu saatte Beşiktaş’ta bir kütüphanede eskimiş kitaplar kokuyorum
Yırtılmış sayfaları öpüyorum, düzelir diye
Unutulmuş kelimeleri ağırlıyor satırlarım
Ben bildiğimden değil unutacağımdan korkuyorum
Göğsümde aksediyor nefes nefese vapurlar
Kaçırdığım her vapur sanki sana geliyor
Hangisine yetişsem, geçmiyor senden
Ebedî mahrumiyetimsin binlerce bildiklerimden
Bağırmak istediğimde yükselen sessizliğimsin, düştüğümde kanayan dizlerim.
Bilmediğim bir ateşte yanıyorum ey sevgilim
Bana gözlerinin hüznünden bir katre su getir
Sen ki
Beni müphem bir bahr-i ummanda hareleri savrulan bir ateş yaptın
Öyle yalnızım ki öyle tutunamıyorum ki kendime
Bir duvar istiyorum, çarpmak için.
Göğü gecenin ellerine veren bu kızıllık benim değil
Yandığım bu ateş sadece beni yakıyor beni
Gündüz zannettiğinde, mor halkalarında gözlerini seyret
Gündüz dediğin nasıl bir elemmiş bileceksin
Izdırabımdan çekilen yıldızları öğrendiğinde
Birazdan dağlara çıkacağım
Acısında, dudakları suyun serinliğine dokunduğu anda vurulan bir Maral’ın
Ten kesildiğinde
Kesilmediğinde Hazreti Ademden kalma ümitlerim
Ciğerlerime dokunan suyun bile ürküttüğü bir vakitte
Ne çare, dişlerimden süzülen kanları içeceğim
Ne de dem ve damarız biz seninle
Kesilse sımsıcak akacaksın kanımdan
Vah ki düştüğüm sensin, yaralarım senden
Sekiz asırdır hâlâ aynı hâl bende
Büyüdüm ellerim ekmek tutar oldu
İçimde bir şeyler büyüdü dağlar kadar
Uzandı bir ateş tâ göğsüme, senelerdir göğsümde hep aynı hâr
Uzanamadı, ellerim ellerini bir defa tutmaz oldu
Paslı çarklar arasında bilendi sevmek yerlerim
Kan aktıkça, gül bahçeleri nemalandı ayaklarımda
Kanattıkça ellerin büyüdü göğsümün kemiklerinde
Sekiz asır oldu
Ve
Zararım kârımı geçti
Şarkıyı ezberledim fakat
Hiçkimse şahit olmadı şarkıyı söylediğime.

[4-5 / Eylül 2025 / 11.24.04 - Cuma / Beşiktaş]

Behzat Atıf Sakarya
Kayıt Tarihi : 8.2.2026 17:45:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!