Hani derler ya İslam öncesi kız çocukları diri diri toprağa gömülürdü. Hiç bir ebeveyn,hayvanlar bile, bunu yapmaz, kıymaz yavrusuna bunu hepimiz biliyoruz ama kazın ayağı öyle değil. Bu tercih zorunlu bir tercihti. Şimdi dersiniz ki evlat gömmeye mecbur eden tercih ne olabilir? anlatayım:
İslam öncesinde Araplar ın köleleri vardı. Kölenin kız çocuğu doğup da 2 buçuk yaşına gelince kölenin efendisi bu kız çocuğunu alıp tecavüz edermiş.
İşte evladını gömen köleler bu yüzden kız evlatlarını gömerlermiş. O tarihlerde dünyanın hiç bir yerinde bu vahşet yaşanmıyormuş. Örneğin biz Türkler asla böyle bir uygulama yapmamaşız. Diğer milletlerde de bu yok.
İslamiyet gelince kız çocuklarına yapılan bu zulüm durdurulmuş yani aynı dönemde doğan kız çocuklarının durumuna getirilmiş. Durum normalleşmiş. Sadece durum normalleşmiş. Kız çocuklarının bu zulümden kurtarılması ve diğer ülkelerdeki kız çocuklarının durumuna getirilmesi zaten onların hakkı idi..... İşte budur kız çocuklarının gömülmesi kölelerin kız çocukları gömülüyormuş anne baba çocuğuna o vahşeti yaşatmamak için bir tercih yapmış. Yoksaki bütün kız çocukları gömülse nesil nasıl üreyecek çoğalma nasıl olacak Arap nesli kesilirdi, biterdi. Arap efendiler kendi kızlarını gömerler mi? Hoş köleler Arap mıydı o konuda tam bilgim yok bütün bildiğim kölelerin kızlarına tecavüz edilmesi ve köle anne babalar bunu önlemek için çocuklarını gömmesi.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta