Sevgili Ruken’im…
Nergis gülümsemesi bakışların gurbet sıla arafında ilmek ilmek kefenimi ördürüyor bana kirm-i ebrişem misali. Mahcupluk faslında hasretimi ikrar etmek yeltendikçe heybemden yangınlar taşıyor.
Sevdiceğim zihnimde sana dair binlerce tecessüsü küheylanlar misali gözlerim fezasını işgal edip yüreğimi toynakları ile ezer iken aramızda vukuu bulun hasret dağları ve çorak ovalar katrelerim tevazuunda vadilere bürünüp main berraklığında dudakların kıvrımlarına seda olmak için kıvranıyor.
Toprak yutkunuşlarım ah u zarında yalnızlık mahallesi sakinleri arasında, kendi cenazesini omuzlamış bir meczup gibi daldan dala rayihan kokunu ardında siluetimi toparlıyorum, damarlarıma sızan katran ve mürrüsafi zehir talihimde bir mah-ı nev.
Şimdi gitmeliyim;
Cemre düşünce gönlün hudutlarına dönerim belki de
Reşit olamayan tutkuların can havlinde büküyorum boynumu
Avuçlarım arasında yanaklarım güz suizannı
Sevda vaadi falakasında arşta yankılanıyor cümle avazlarım
İçim dışım şerha şerha hasretin
Şamatası bitmiyor bu arsız elemin
İzaha yeltendikçe gün gün kararıyor dil ve dudak
Ey ahraz yaralarımın merhamet sarmalı, hüzün gülüşüm..!
Celselerce kendimden göçüyorum yokluğunla…
Kar baykuşu sessizliğinde tebessümlerin başucunda mum ışığı, Mühürdarım mülkü kalbim gülüşlerin buyruğunda amadendir. Ruken’im sana olan bu intisap ve inabem cellatların kılıcı kadar keskin. Sensiz ebred vurgunu yemiş makber taşlarında farksızdır cesedim. Savruldukça yıldız yeli soluklarından ruhum kuru çalı demetleri, kirpiklerin mızıka busesi ve saçların fulukanatı naçar bırakır beni. Acaz girdabında altuni saçların nabzımda pranga, Hayali karşısında, İsfahan’ın en mutena sarayları harabe. Güz serenadım bilmesin ki hüzünlü muharrirler ve sağır hekimlerin cümle tefsiri noksan kalır sensizlikle yoğrulduğum kedere.
Zemheri karakış gönlüm ocağında, bekleme yine de sen beni
Belki gelincik çiçekleri açtığı gün dönerim geriye...
Göğsümde yarım yamalak çarpan kalbim parçalı bulutlu
Tefsir ettikçe tebessümlerini yakalandım bakışların perçemine
Nuru aynım sensiz göz bebeklerim kan çanağı gösteriminde
Bilmesin ki yağan karın ilk tanesidir sevdam
Bu sebepten mütevelli gitmelerim dönmelerim hep sana…
Sevdam müfredatı; sensiz söken ilk şafakta ötüşen kuşların sesi feryadımdır. Piyadedir gönlüm kelebekleri ve istinkafı beyhudededir. Yokluğun katliamında bi-reng ve dilsizim Ruken’im; çünkü sensiz dünya, mürekkebi kurumuş bir kâğıttan ibaret.
2026012025
10:10
Kirm-i ebrişem: İpek böceği
Ahraz: Dilsiz. (Anlatılamayan, dili olmayan yaralar.)
İntisap ve İnabe: Bir yere bağlanma ve tövbe ederek sığınma.
Ebred: Çok soğuk, dondurucu. (Hastalığın verdiği o buz kesme hissi.)
Fulukanat: Dağınıklık, darmadağın olma durumu.
Acaz (Aciz): Beceriksizlik, güçsüzlük, elinden bir şey gelmemesi.
Zemheri: Karakışın en şiddetli soğuk zamanı.
Nuru Aynım: Gözümün nuru.
Müfredat: Bir bütünü oluşturan parçalar veya ders programı. (Sevdamın tüm dersleri/parçaları.)
İstinkaf: Çekinme, kabul etmemek, kaçınmak.
Bi-reng: Renksiz.
Ömer Altun 2
Kayıt Tarihi : 20.1.2026 10:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!