Tablo mühür aşk gibi,
Ah ve keşkelerimiz
İyi ve kötü ne varsa
Unuttuklarımız ve henüz
Yanımızda olmayanlar adına
İnsanlar,
Geceden aydınlığı söken güneşle
Her umudun bir sabahı olduğunu
İlmek ilmek öğretti ve öğretecek evrene
Sen, günleri tüketirken bir bir
Irmaklar,
Irmaklar nereye gider
Bilir misin
Üstündeki yaprak, kum ve çakıl
Yosunlu kentlere bakarak
Bir de gözlerimizden akarak
Yaprak, en son nerede duracak
En kesik yanımı yarım bırakarak
Nerede duracak.. yaprak
Gökte parçalanan bulutlar
Toprağa can veren yağmurlar
Vatansız mı akan su, yanan ateş
Ülkeler aşan ırmaklar işgalci mi
Ve yahut
İnançlı mı inançsız mı eşyamız
Bir eşyanın ölümü nasıl olur
Bilir misin
Eskiyen her şey mesela
İnsan da eskir değil mi
Bir eşya nasıl doğar,
Nasıl büyür kırlarda kurbağalar
Toz nereye konar
İnsan, insan ve eşya bir düşün
İkisi de madde, ikisi de yolcu
Biri çöpe diğeri çöplüğe
Ortası yok
Bardağım batı kaşığım doğu
Çayım hep kırmızı mesela
Dünyayı yıkabilirsin
Bir kalem bir kağıtla
Dağları yeniden doğurmak için güneşten
Ve ölmeyen eşyalar yapmak için darağacından
Ya da ırmağın üstünde yüzen
Yüzdükçe derisini yeryüzünün
Rüzgarı duyumsayarak iki böğründe
Eşya yaratmak,
Bir sonraki suya armağan etmek için mesela
Mesela bir sonraki halklara bağışlamak için özgürlüğü
Esareti karanlıkta boğazlamak
Gasp edilen ömürlerimizi unutmadan
Yola yolcuya koşmak koşmak
Nereye nereye gittiğini bilmediğimiz ırmakların
Üstünde oynaşan sinekleri,
Bilmeden omuzlarının ağrısını
Bir bahar sabahı ciğerlerimize çekmeden havayı
Şu kristal avize, üç ayaklı sehpa
Sehpada can çekişen kelebek
Çalışmaktan kırılmış parmaklarımız
Etimiz ve kan çanağına dönen gözlemimiz için
İnan bana
Bana el uzat
Benimle gel
Irmağın aktığı yöne bak
Uyan gözlerin açık
Karanlıkta ay gibi her şey
Arasan da bulamazsın kuşları bu şiirde
Çoktandır gittiler onlar
Tüylerini takip et
Irmağın akıp gittiği yöne
Korkusuzca kese kese kanatlarını yıldırımlar
Ateşin alevinde sınaya sınaya çığlıklarını
Gittiler kanatlarını gere gere
Ve insanları çağıra çağıra aşka
Yontulmuş romantik yüreğimizi
İnce bir tülde süzerek, yumuşatarak
Silah ve savaşlara bakmadan
Ve tozlanmış eşyalarını özleyerek
Cilalamak kollarını
Dirsekten parmak uçlarına kadar
Nasır ve irin tutmuş tabanlarını
Gıcırtada gıcırdata ayaklarını
Taş toprak demeden gittiler ırmağa doğru
Anadolu’dan Afrika’ya
Denizde birleşen ırmaklarımız
Bir eşyanın yok oluşu mu
Yıpranması mı iklimin.
Zamanın akıp gitmesi mi üzerinden,
Bizim ve zamanın üzerinden
Vatanına,
Sahip çıkmak doğduğun hamura
Kıpkırmızı bir gecenin ay ışığına dökülen beyazında
Mukaddes bir kahrın felsefesini yapmadan
Bütün tarihi heybesinden çıkarmadan
Ve ölen her varlık için
Irmak kenarlarına ateşler yakarak sahip çıkmak
Yaldızlı şehirlerde mesai henüz bitmiş ilken
İşçilerin alın terinden kucaklamak gökyüzünü
Saçlarından sokaklar ördüğün sevgilinin
Kokusunda ıslanmadan tepeden tırnağa
Yakışmaz mı bize özgürlük şiarını çakmak yeryüzüne
Ekmek ve sevgili için
Anamızın ak sütü gibi helal haklarımız için gülmek yakışmaz mı bize
Kainatın lambası güneşe boyun eğmeden
Ve içselleşmemiş bir umuda pençe takmadan
Çekip almak karanlıktan doğmamış çocukları
Bir eşyanın yer değiştirmesinden başka
Bir şey değildir doğum ve ölüm
Irmak ve hayat
Suya atılan karanfil ya da bir gelin ve allı şalı,
Tel örgülerde kuşlara yuva kuran şal
Bir eşyanın yer değiştirmesinden başka
Bir şey değil ne ölüm ne doğum
Tank paletleriyle hırpalanan asfaltta
Dört çekerli ciplerin dört plastik tekerleğinde
Terk edin ırmağa doğru şehirleri
Ölen eşyalarınızı da alarak
Terk edin
Arınmak için paslı teninizden
Aydınlığından öpülesi günaydınlar
Gün akşamlar verdik sevmek ve yaşamak için
1789 ihtilal sabahına uyanan
Fransız emekçilerinin zafer naralarıyla çınlayan caddeleri
Süslüyor sinema afişlerini
Caddede kör bir dilenci
Sol ayağını kaptırıyor mazgala
Bütün kütlesiyle sarhoş bir kışın ayak sesleri kamçılarken Viyana’yı,
Bütün insanların akşam yorgunluğu adına
Ve geceyi bekleyen atom çekirdeğinde patlayacak sevişmelerin hatırına
Beklemek beklemek geceyi
Umudu beklemek gibi sevmek geceyi
Bir ustura ağzında kenetli kalmak değil mi yaşamak
Ve teşebbüs desem intihara
Çok mu ileri gitmiş olurum
Bir nisan gün batımı yağan yağmuru içmek
Kocamış ağzımla
Ben eşyalarımla barışık
Ve sağanak sonrası kabaran ırmaklarla
Nereye gittiğini bilmediğim ırmakların coşkusu içindeyken,
Serseri akşamların apansız tekmelemesi kapıları
Ve yıldızların ilk akşamdan ışıyarak zan altında bırakması gündüzü
Endonezya’da sel suları yumruklarken eşikleri
Ve ölü kargaları kucaklayan anneleri izleyerek
Ve biz sevda
Ve biz
Bir türlü atmaya kıyamadığımız eşyalarımızı,
Irmağa atarak anlıyoruz yaşadığımızı
Güney Amerika’da modern bir tüfeğin dipçiğiyle,
Yere düşen yerlinin nabzını işitiyorum
Yürekten duyuyorum umudu
O zaman
O zaman ben,
Ben bunları düşünürken
Tek tek sönüyor istasyon ışıkları
Demek ki sabah yakın
Demek ki aydınlık çok yakın
Almanlar niçin yürüdü Fransa’ya
Berlin duvarı yıkılmadan önce
Ne oldu Sovyetlere.!
Bir bardak su içmeliyim
Bir bardak içmeliyim
Üç ayaklı masaya devirmeden sürahiyi
Sanırım
Karnım aç
Sen de yorgun görünüyorsun
Karnımızı doyurmak için geliyoruz ırmağa
Zincirleri parçalayarak ayaklarımızdaki
Öperek sevgilinin parmak uçlarını
Irmağın durduğu noktada duran
Öperek, kurdelede doyumsuz bir uykuya dalan yaprağı
Oksijen almak için mavi bulutlardan
Yerdeki hidrojenle yakmak için meşaleyi
Ve eşyalarımızı kurtarmak için
Irmaktan geliyoruz
Irmağa gidiyoruz
Bekle beni
Gitme zamanı
Kayıt Tarihi : 22.1.2026 19:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!